içinde

Bir Ankara Klasiği: SD Simit Dünyası ve Bir Girişimcilik Hikayesi

Bu ay şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi iş dünyası sayfalarında kentin en önemli markalarından SD Simit Dünyası’nın patron koltuğunda oturan ünlü iş kadını Filiz Yıldırım var…

Türk iş dünyası binlerce başarı hikayesi ile dolu. Her şehirde piyasayı sallayan on binlerce marka olmakla beraber, öyle ürünler var ki isimleri şirketleriyle, şirketleri anılarımızla birlikte anılır, adeta ürünün önüne geçer.

Bu hususta gıda işletmelerinin anılarımıza bıraktığı dokunuşlar aşikar. Edirne’den Kars’a, Diyarbakır’dan İzmir’e uzanan devasa coğrafyada karşımıza çıkan bu markalar arasında pek azının ismini duymak bile kişiyi çocukluğuna götürebiliyor. Hepimizin sabahları okula giderken, öğlen midemiz kazındığında ya da iş çıkışı atıştırmak için yediğimiz simit denilince kuşkusuz akan sular duruyor. Peki simit gibi sokak kültürünün değişmez parçası olan bu gıda nasıl markalaştırılır?

Simit Dünyası’nın patron koltuğunda oturan ünlü iş insanı Filiz Yıldırım ile bu konuyu konuşalım istedik ve kentin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi olarak markanın en sevilen şubelerinden Maltepe’de buluştuk. Hem de taş fırında odun ateşinde pişen muhteşem Ankara simidi ve çay eşliğinde. Röportaja başlamadan önce şunu belirtmekte fayda var ki Filiz Yıldırım, alışagelmiş iş kadını profilinin oldukça ötesinde bir sima. Her şeyden evvel öyle koltuğuna oturup mali verileri bekleyen biri değil. Bir bakıyorsunuz markanın Kızılay şubesinde, bir bakıyorsunuz Maltepe’de ya da markanın diğer adreslerinde çıkagelmiş. Çalışanlarıyla arası mükemmel. Kurumsal duruşundan asla taviz vermeden yeri geliyor abla, yeri geliyor patron oluyor. Haliyle bu yaklaşım firmayı bir aile havasına sokuyor ve mutlu çalışanlar, mutlu müşteri çekiyor. Tam çayımızı yudumlarken Filiz Hanım ekliyor:

“Bir işletmenin en önemli müşterisi, kendi çalışanlarıdır. Siz çalışanlarınıza müşteriye gösterdiğiniz özeni gösterirseniz, o da size olması gereken aidiyet duygusunu sunar.” Bizim en önemli sırlarımızdan biri de işte budur.

İş hayatının ötesinde sosyal yaşamda da önemli organizasyonlarda boy gösteren ünlü iş kadını, özellikle kültür, sanat ve cemiyet etkinliklerinin de aranılan yüzü..

SD Simit Dünyası Genel Müdürü Filiz Yıldırım ile Ankara Life Dergisi için muhteşem bir röportaj yaptık. Yıldırım’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Filiz hanım, bir ürün nasıl markalaştırılır?
Marka bir üründen fazlasıdır. Ürünler fabrikalarda, markalar zihinlerde oluşturulur. O yüzden simit, hangi firma tarafından üretilirse üretilsin bir markadır. Aslında bir ürün ile markayı ayırt etmenin yolu çok basittir. Bir isim geçtiğinde zihninizde fiziksel ürünün dışında farklı çağrışımlar oluşuyorsakarşınızda, bir marka var demektir. Üründen markaya geçebilmek için ürünün fiziksel boyutunun ötesine geçmenin şart olduğuna da atıfta bulunmak şart haliyle…

Başarı hikayeniz nasıl başladı?
1995 yılında Ankara Kızılay’da küçük bir simit fırını olarak başladık. 1996’da “Simit Taş Fırında Pişer” sloganıyla yola çıktık. Kızılay İzmir 1. Cadde’deki taş fırınla başlayan yolculuğumuz zamanla Kızılay ve çevresinde 8 büyük şubeyle büyüdü. Ardından da Türkiye genelinde toplamda 23 şubeyle büyüme eğilimimizi sürdürdük.

Başarı sırrınız nedir?
Şunu belirtmek gerekir ki simidi biz icat etmedik. Yorum da katmadık. Simit Dünyası olarak biz sadece yüzyıllardır büyük bir keyifle tüketilen simidi aslına uygun bir şekilde, olması gerektiği gibi üreterek sunduk. Hal böyle olunca da simidimiz bir anda diğerlerinden farklılaştı ve pazarda açık ara lider konumuna geldi. Tabi burada hedef kitlenin satın alma davranışlarını, yani damak tadını da iyi bilmek gerek. İşte bu yüzden kaliteden taviz vermedik ve simitlerimizi taş fırında ve odun ateşinde pişirmekten asla vazgeçmedik…

Profesyonel hayatta kadın olmak hala zor olmalı…
Hayatta ne kolay ki erkek egemen Türk iş dünyasında kadın olmak kolay oldun. İş yaşamı, bir yandan kadının üretkenliğini, toplumsal saygınlığını, özgüvenini artırırken diğer yandan ekonomik özgürlüğünü sağlıyor. Kadın erkek ayrımını doğru bulmuyorum. Çünkü kadını da erkeği de aynı toplum yetiştiriyor, kalıpları ve tabuları aynı toplum zihniyeti aşılıyor. Cinsiyetçi toplumsal değerler problemi tüm toplumların problemi olarak yaşanıyor. Bütün olarak ele alınmazsa çözüm olanaksız gibi görünüyor. Zaten bizim sorunumuz ‘önce insan’ olamamakta. Kadın&erkek ayrımında olduğu gibi pek çok eşitsizliğin düzeltilebilmesi için toplumun tamamının düşünce yapısının revize edilmesi gerekiyor.