İLBER HOCA’DAN ATATÜRK VE TÜRKİYE

Türkiye Barolar Birliği Gençlik İletişim Biriminin organize ettiği 10 Kasım Atatürk’ü anma etkinliğinin konuğu Prof.Dr.İlber Ortaylı’ydı. Açılış konuşmasını TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun yaptığı etkinliğe geniş bir katılım sağlandı. Hocamızı birkaç soruyla dergimizde ağırlamaktan da büyük gurur duyuyoruz.

Keyifli okumalar…

Deniz Dinçer: Atatürk devrimlerini büyük olarak ifade edilen diğer devrimlerle mukayese eder misiniz? Yani günümüzde hala geçerli bir yol haritası olarak değerlendiriliyor. Sizce bunu sırrı nedir?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Valla uzun bir zaman bu gardırop devrimiydi. Adı öyleydi. Solcular bilir. Ama başka bir bakış açısında göre de ananeden dinden imandan uzaklaştırdı. Bir kısmı da çok iyi şeylerdi fakat tutmadı. En akıllı görüneni de buydu. İyi şeylerdi tutmadı. Tebdili kötülemek için sebep. Hiçbiri değildi. Zaman gösteriyor ki bu tutacağı kadar tutmuştur ve çok önemli bir değişimdir. 2000’ler Türkiye’si 1900’lerin hele hele 1800’lerin Türkiye’si değildir. Çok büyük fark var. Cemiyet değişmiş. Müspet ve menfi. Efendim değişiklik kaçınılmazdır. Herkes değişiyor. Evet bütün Ortadoğu değişti ama kör topal, eski ile yeni arasında. Çok dengesiz bir düalizm var. Birtakım değişimleri hazmedemeyen insanlar var.

İran gibi eski ve medeni bir devlet. Entelektüeldir de. Bize göre birçok vasıflarında çok galip ve üstün olduğu bir yer. Şu hâline bakınız. Bu arada Türkiye ne olmuş. Sanayileşmiş. Tıp gelmiş. Ama getirdiği demokrasi oturmuş derken bakıyorsun bir demogogyaya bir halk dalkavukluğuna dönüşmüş. Kendi müesseselerini kemiriyor. Demek ki devam etmesi gerekiyor. Zaten esas budur. Reform devam eder, duraklamaz. Durduğun anda zaten çok fena sarsılırsın. Hızlı bir uzay aracının aniden durması gibi. Ya da dünyanın durması gibi.

Çok ilginçtir. Dolayısıyla bu tutmamış lafı da doğru değildir. Efendime söyleyeyim birinci tez. İkinci tezi şeysi Sovyet devrimi bir gardırop. Sovyet devriminin ne olduğunu gördük. Getirdiği müesseselerin çok azı ayakta kaldı. Çoğu ıstırap bıraktı arkada. Sorun çözeyim derken yeni sorunlar yarattı. Şimdi ben bakıyorum da bazı meşhur devlet üniversiteleri Rusya’da o kadar özel okul havasındaki, kimin parası var o rahat okulunda. Öbürü kapıdan girmese memnun olacaklar. Bu kadar özel okul yok dünyada. Bizde var. İyi kaliteli okul, o sayılmaz bazıları ama böyle okul yok dünyada yani. İnsan üzülüyor. Şu şu üniversite diyor. Çarlık devrinde bile bundan çok daha fazla halka insanlara inmişti. Değişik insanları alın diyordu. Şu hale bak diyorsun. Sağlık sistemi öyle. Bilmem ne. Bütün o övünülen sosyalist müesseseler gitmiş. Ve orda tutunmuş bir şey var mı halka gerçekten. Değiştiren. Tartışıyorsun. Dolayısıyla Türk inkılabının ne yaptığını bilen, gittiği yolda giden ve daha da gidecek olan bir inkılaptır. Bu çok önemlidir.

Efendim gardırop devrimi. Evet, çok mühimdir. Kadın, erkek bir arada oturmayı eğlenmeyi yeni yeni öğreniyoruz. Öğrenemiyoruz. Her Allah’ın günü bir gazete haberi. Çıktığı kadını dövdü. Sevgilisini hem dövdü hem öldürdü. Demek ki bu toplum yarım da kalmış yani gidememiş. O işler kolay öğrenilmez. Kolay da cesaret edilmez. Kadın erkek iki cins var bunlar nasıl bir arada yaşayıp yaratacaklar.

Buna yönelik bir reformun affedersin neresi gardırop devrimi. Tut ki öyle. Gardırop bizim hayatımızda çok mu önemsiz bir şey? Değil mi yani? Dolayısıyla bunlar manasız suçlamalardır. Efendim nizamımız alt üst oldu. Ama evvelden çok iyiydi. Yani tamam tekkeler kapatıldı bilmem ne ama. O tekkelerin son zamanda ne hale geldiğini siz. Bizzat onun mensuplarından ve tarikat önde gelenlerinden dinleyin.

Bazıları hatta iyi ki kapandık da rezil olmaktan kurtulduk demiştir. Bu çok enteresan bir şey. Çünkü artık o eski tasavvufi dervişler, eski tasavvufi adetler bunlar devam etmiyor, edemiyor. Çok önemli. Medreseler yenilenme ihtiyacında. Bir ikisinde bu reform yapılıyor. Gerisi buna uyamıyor. Ayak uyduranlar var. Mesela medrese olup da hukuk tedrisatına başladı. Ciddi olarak o bir reform yaptı. O bir reformdu. Asra uyabildi. Öbürküler uyamadılar. Yani bir sürü medresenin talebesi aç, hocası aç. Gidemiyor.

Eski kültür yok etti. Ben size bir şey söyleyeyim mi, bugünün sayıları azdır. Çok az değildir azdır ama. Osmanlıca okuyan genç nesilleri, eskilerden çok daha iyi biliyor bu işi. Yani mektebi bununla oturanlar daha iyi bilir. Öyleleri çıkmış. Ve daha da iyi olacak. Bu önemli bir şey. Ne yapmış eski kültür? Kaç tane vakayinameyi doğru dürüst şerh ederek, metni inşa ederek yenileyebilmiş? Edebiyat tarihimizin kaç eserini, kaç şairini kaç leksikonunu ortaya koyabilmiş? Ne yapabilmiş? Var mı bütün bunlar? Eski kültürden yetişen dediğimiz insanlar, mali vesikalarımızı, adli vesikalarımızı, yayınlamış mı? Bunlar hepsi cumhuriyet derimi bile değil, 50’lerin 60’ların gelişimleri.

Bugün bunu edebiyat fakültesinin muhafazakâr bir hocası, merhum Faruk Akün gibi söyleyeyim. Paleografya seminerlerinden sonra, hocanın düzenlediği paleografya seminerlerinin kapanış konuşmasında dedi, harf devriminin nesiller arası bir uçurum teşkil ettiği efsanesinin bittiğini görüyoruz dedi.

Deniz Dinçer: Kadını birey olarak ön plana çıkaran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün klasik politikacılardan ya da devlet adamlarından farkı nedir?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Klasik politikacıların bu işe el atmaya pek cesareti yoktur. Açıkçası yani. İttihatçılarım gönülleri Atatürk’ten daha farklı atmıyor. Zannediyor musun Talat Paşa, hatta Enver Paşa’nın bu konuda Mustafa Kemal Paşa’dan Gazi’den daha farklı düşündüğünü.

Herhâlde o adamlar da Avusturya imparatoru ve imparatoriçesi geldiğinde kendisini karşılayanların padişah ve kendi gibi ihtiyar veliaht olmasından sıkıldıkları açık. Bir yerin kraliçesi geldiğinde senin de yanında hükümdarın eşi çıkar. Bu böyledir. Madem o tip ilişkilere giriyorsun. İlk defa olarak istasyondan kalacakları yere kadar galata köprüsünün üstünden kız mektepleri talebelerini dizmişler selam verdiriyorlar. Bu önemli bir şey. Ve bu önemli.

Bakın, onun için Türk inkılabının bu konuda tabi çok büyük bir atılımı vardır. Kanunu medeni, her şeyden evvel.

Deniz Dinçer: Türk halkının sevgisini, saygısını daha da önemlisi güvenini kazanan İlber Ortaylı kısaca kimdir hocam?

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Ben neyim işte ben efendim münevver bir ailede doğdum. Tek servetim o. Yani mali bakımdan parlak bir aile sayılmayız. Maaşla geçiniriz. Fakat o evde okunurdu, okutulurdu, konuşulurdu. Benim imtiyazım buydu sokaktakilere göre herkese göre. Doğduğum o evde lisan öğrendim. İstersem operaya, tiyatroya falan götürülürdü. Bu imtiyazlardan Ankara’da hayata başladım işte.

Okullarım iyiydi, öğretmenlerim iyiydi. Lütfen okutun ama okuturken de tabiata dönün. Köylülük parçalanmıştır. Ziyanı yok kaçınılmazdır. Mukadderat. Tekrar köylü, şehirleştikten sonra köye döndüremezsin. Bu mümkün değil.  Ama köylü olacak taze nüfusumuz var. Bizim şansımız var.

Leave your vote

admin

Ankara'nın en eski dergisi olana Life Dergisi, Her ay binlerce kişinin eline ulaşıyor. Dijital platformlardaki varlığı ile bu rakam yüzbinleri buluyor. Şehrin en eski dergisi olma özelliğimiz, bizi popüler kılıyor, Aynı zamanda kurumsal kimlik çalışmaları ile logolar, web sayfaları sosyal medya, ve dijital reklamcılık ile sıra dışı tanıtım hizmetleri veriyoruz.

Log In

Forgot password?

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.