içinde

Melike Gökçe

Okumak, araştırmak, gezmek, keşfetmek ve yazmak tutkumdu. Yurt dışı seyahatlerim, emekli olduktan sonra gezi yazıları yazmaya kolay bir başlangıç yapmamı sağladı’’ diyor.

ÇOCUKLARIMIN EVE DÖNMESİ BENİM İÇİN YENİ YIL KUTLAMASIDIR!

ODTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Melike Gökçe, çocuklarının dünyaya gelişiyle kısa bir dönem yaptığı mesleğinden ayrılıp çalışma saatlerinin uygun olmasından dolayı İngilizce Öğretmeni olarak görev yapmaya başlamış. Kendisinin ve eşinin önceliği çocukları olduğu için almış oldukları bu karardan hiç pişmanlık duymadıklarını belirten  Gökçe, oğlu Nehir ve kızı Deniz’e verdiği tüm emeklerinin karşılığını fazlasıyla aldıklarını ve çocuklarının kendilerini her zaman çok gururlandırdıklarını vurguluyor. Bugün çeşitli dergilerde yazdığı gezi yazıları ile dikkat çeken Gökçe ”Ailece farklı ülkeleri ve kültürleri keşfetme sevdamıza, bir de görevli olarak gittiğim yurt dışı seyahatleri eklenince, bir zamanlar hep hayalini kurduğum gezi yazıları için elimde epey malzeme birikmeye başlamıştı. Okumak, araştırmak, gezmek, keşfetmek ve yazmak tutkumdu. Yurt dışı seyahatlerim, emekli olduktan sonra gezi yazıları yazmaya kolay bir başlangıç yapmamı sağladı’’ diyor.

Proje ortağı ve koordinatör olarak birçok projede başarıyla yer aldınız. Ardından büyükelçilik röportajları ve gezi yazıları geldi. Bu süreci anlatır mısınız?

Avrupa Birliği Eğitim Projeleri, İngilizce Öğretmenliği yaptığım dönemde karşıma çıktı. Proje ortaklığıyla çıktığım yola, proje koordinatörlüğüyle devam ettim ve böyle de sonlandırdım. Fakat Avrupa Birliği Projeleri için firmalara ve kurumlara danışmanlık yapmayı sürdürdüm. Bu arada gezi yazılarımla birlikte yer alacak fotoğrafları kendim çekmek için AFSAD kurslarına devam ettim ve çok değerli hocalardan dersler alma şansım oldu. Hemen hemen aynı dönemde büyükelçilik röportajları da gezi yazılarımda tarzımı belirleyen bir gerçeği ortaya çıkardı.

Gerek röportaj yaptığım büyükelçiler gerekse çalıştığım farklı ülkelerden proje ortaklarımdan algıladığım şu oldu; herkes ülkesinin, bir turistin gözünden değil, orada yaşayan halkın gözünden, onların hikâyeleri, tarihleri, ünlü kişileri, efsaneleri ve yaşam tarzlarıyla tanıtılmasını istiyordu. Onlar şehirlerinden ve coğrafyalarından çok kültürlerini, yani kendi millet benliklerini dünyaya tanıtmak istiyorlardı. Onun için gezi yazılarımda bu değerlere sık sık yer vermeye çalışırım. Bazen onları gezi yazılarından çok şehir hikayeleri diye tanımlıyorum. Farklı kültürlerin tanıtılmasıyla harmanlanmış röportajlar ve gezi yazıları için temel oluşturma konusunda zorlanmadım diyebilirim. Çünkü çalışan bir annenin çocuğu olarak büyümek, ailenin büyükleriyle daha çok vakit geçirmektir ki bu da daha çocuk yaşlardan başlayarak epey bir altyapı sahibi olma şansını getirir.

‘‘Okuma tutkum zamanla zengin bir kitaplığa sahip olmamı sağladı’’

Daha çok küçükken en sevdiğim oyun, büyükbabamla kabartma bir dünya haritası üzerinde ülke ve şehirleri bulmaktı. Onun kitaplığındaki yeşil Hayat Ansiklopedisi ciltlerinden sırayla rastgele bir sayfa açar ve o sayfayı tamamıyla okurduk. İlkokula başladığımda bana ayaklı bir yazı tahtası ve tebeşirler hediye etmişti. Oyunlarımızın çoğu böyle okumak, yazmak, öğrenmek üzerineydi. İlk ansiklopedim, annemin bir akşam elinde çok güzel orijinal kutusu içinde getirdiği, “Bu Nedir?”, “Nasıl Çalışır?”, “Kim Kimdir?” gibi fasikülleri olan bir çocuk ansiklopedisiydi. Aynı ansiklopedinin modern bir versiyonunu ben de çocuklarıma almıştım. Okuma sevgisini çocuklarıma da aşıladığımı düşünüyorum.

Benim, çocuk klasikleriyle başlayan okuma tutkum, genç yaşlarda Rus Edebiyat Klasikleri ile devam etti. Bu tutku tüm dünya klasiklerine evrilip zamanla zengin bir kitaplığa sahip olmamı sağladı. Yurt dışında gezdiğim şehirlerde eski ve yeni, isim yapmış kitapçılara giderim. O şehirlerde yaşamış büyük yazarların müze haline getirilmiş evlerine gider, oradan muhakkak en az bir kitabını alırım. Hatta bu müze evlerin fotoğraflarından oluşan bir seri oluşturdum ve bunu instagram hesabımda aralıklı olarak paylaştım. Bir kafeye gideceksem bile, kitap-kafe tarzındaki kafelere giderim. Kitaplarıma çok değer veririm. İlk okumaya başladığımda alınan “Ayşegül” serisi kitaplarımı bile saklarım.

2020 yılı zorlu bir yıldı. Üretken ve başarılı bir proje koordinatörü ve gezi yazarı olarak 2020 yılı çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

2020 yılı hem pandemi sebebiyle hem de ailece uzun zamandır planladığımız birtakım değişiklikleri gerçekleştirmemiz sebebiyle bizim için oldukça zor ve yorucu bir yıl oldu. Dolayısıyla üstlendiğimiz iş yükü, beni pandemiden önce röportajlarıma ve gezi yazılarıma zaten ara vermek zorunda bırakmıştı. Yaklaşık altı, yedi ayda bitirmeyi düşündüğümüz bir inşaat süreci, pandemi sebebiyle neredeyse bir yılı buldu. Ardından taşınıp işleri bitirdik derken tırmanışa geçen salgın beni işlerimden epey uzak bıraktı. Aslında zorunlu olarak gelen karantina dönemleri, her zaman “iş beklemez” diyen benim için asla kendi kendime veremeyeceğim molalar oldu. Ben o karantina günlerine o kadar yorgun giriyordum ki ilk başlarda zorunlu olarak eve kapanmaktan çok bir ihtiyaç olarak değerlendirdiğim zamanlardı. Fakat eve taşınıp da işlerimi tamamladıkça karantina günleri benim için daha zor olmaya başladı.

Biliyorsunuz ben aslında pandemiye kadar hep yurt dışı gezi yazıları yazdım. Pandeminin başlamasından itibaren her ne kadar yurtdışına seyahat edemesem de elimde önceki seyahatlerimden yazmadığım ülkelere, şehirlere ait notlarım ve çektiğim fotoğraflar vardı. Bir süre bunları değerlendirerek birkaç yurt dışı gezi yazısı daha yazdım. Fakat kimsenin yurt dışına zorunlu olmadıkça gitmediği bir dönemde bunları yayınlamaktansa yurt içinden gezi yazıları yazmak fikri daha cazip geldi. En azından gerekli önlemlerin titizlikle alındığı yerlere insanlar kısa süreliğine bile olsa giderek iyi hissetmek istiyorlar.

Bu ay çıkan Kapadokya yazım benim için bir ilk oldu. Biz de eşimle önceden birkaç kez gitmiş olsak da bir hafta sonu Kapadokya’ya gittik. Böylece yazı için yeni fotoğraflar çekme ve bölgeyle ilgili bilgilerimi yenileme fırsatım oldu. Bu arada uzun zamandır yapmak istediğim ama fırsat bulamadığım kendi web sitemi kurmaya başladım. Sitede sadece gezi yazılarım yer alacak ve şu günlerde üzerinde çalışmak epey vaktimi alıyor.

Unutamadığınız bir yeni yıl kutlamanızı okuyucularımızla paylaşır mısınız?

Yeni yıl kutlaması benim için çocuklarımın eve döndüğü, büyük ailemizin fertleriyle bir araya geldiğimiz, kavuşmaların yaşandığı, arkadaşlarımız ve dostlarımızla daha çok buluşma planları yaptığımız birkaç günlük bir süredir. En sevdiklerimizle birlikte sabah kahvaltıları yaptığımız, gün içinde yılbaşı süslemelerinin etrafında toplandığımız, sohbet ve keyifle geçen uzun akşam yemekleri için masada yerimizi aldığımız bu günler bizim için yılın en özel zamanlarıdır. Ben kalabalık ve fertlerinin birbirine çok güçlü bağlarının olduğu bir aileden geliyorum. Çekirdek aile olarak eşim ve çocuklarımla farklı ülkelerde ve çok eğlenceli yeni yıl kutlamalarımız olmuştur ama bu günlerde mecbur kaldığımız ayrılıkları düşününce, geçen seneki yeni yıl kutlamamız benim ‘’iyi ki’’lerimden biri haline geldi. Tüm aile küçük teyzemin evinde toplandık ve birkaç gün birlikte yine harika vakit geçirdik. Özellikle ailemizin en büyükleri, gençleri ve çocuklarıyla toplanıp neşe içinde çektirdiğimiz fotoğraflara bakarken, “İyi ki farklı bir program yapmayıp yeni yıla hep birlikte girmişiz” diyorum.

Geçen yılbaşı Deniz, Amerika’ya döndükten sonra yaşananlar sebebiyle ne o tekrar Türkiye’ye gelme fırsatı bulabildi ne de biz onun yanına gidebildik. İstanbul’a kendi otomobilimizle giderek Nehir’i görebiliyoruz ama bu süre zarfında Deniz’i çok özledik. Bu sebeple geçen sene yaşadığım yılbaşı benim için en özel yılbaşı olma özelliğine sahip.

2021 yılı için hedef ve beklentileriniz nelerdir?

2020 hem bireyler hem de toplumlar ve milletler için zor bir yıldı. Sebep olduğu can kaybının yanı sıra pandeminin, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla yarattığı olumsuzlukların da çok yıkıcı etkileri oldu. Tüm bunların toplum psikolojisi üzerindeki kaçınılmaz sonuçlarından biri olarak bireylerin geleceğe çok daha kaygılı bakması da çok normal. Bu kaygı, konuyla ilgili birçok komplo teorisinin üretilmesine de sebep oluyor. Her ne kadar zor bir yıl geçirmiş olsak da ben gelecek yıla dair iyimserliğimi koruyorum. Dünyanın salgın hastalıklar, savaşlar ve krizler geçmişine baktığımız zaman, kötü zamanları takip eden iyi zamanlar, başlangıçlar, bitişler olduğunu görürüz.

1918-1919 yıllarındaki “İspanyol Gribi’’ salgınından kırk ile yetmiş milyon arasında insan öldüğü bilinir. Bu sayı, salgın başladığında devam eden Birinci Dünya Savaşı’nda ölenlerin sayısından daha fazladır. 1346-1353 yıllarındaki “Kara Veba” salgınından ölen insan sayısıyla Avrupa nüfusu neredeyse üçte bir oranında azaldı. İnsanlık, tarihte küresel boyutta daha nice salgın hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı. Bizim, “Dünya ne güzel bir yerdi” dediğimiz dünya, işte tüm bu salgınlar geçip gittikten sonraki dünyaydı. Her ne kadar sıradışı zor zamanlar yaşıyor olsak da, nasıl ki o zaman sağlıklı ve güzel günler gelmişti, yine geleceğine inanıyorum. İnsanlık bu dönemde hayata farklı bir açıdan bakmayı, sahip olduklarının değerini daha çok bilmeyi ve önceliklerini daha iyi belirlemeyi öğrendi.

2021 yılı, herkesin sağlıkla özlediklerine kavuştuğu, sevdiklerini gönül rahatlığıyla kucakladığı ve hayallerini gerçekleştirmeye kaldığı yerden devam ettiği çok güzel yılların başladığı yıl olsun.