Geleceği İnşa Eden Küresel Değer; MERFA GRUP!

Şehrin ritmini değiştiren projelerin ardındaki isim, inşaatın mutfağından doğup Ankara’nın vizyonuna yön veren bir lider… Bu ay Ankara Life Dergisi kapak konuğumuz Fatih Uslu, sıfırdan başlayan kararlı yolculuğunu, Merfa Grup’un doğuşunu ve geleceğin şehirlerini bugünden inşa eden vizyonunu anlatıyor. Sahadan aldığı disiplin, şehirlerden topladığı ilham ve her projesine sinen yüksek kalite anlayışıyla Uslu; hem genç girişimcilere hem de kente değer katmak isteyen herkese güçlü bir ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Keyifli geçen röportajımız sizlerle, iyi okumalar dileriz. 

Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Başarı hikâyenizin başlangıcına dönersek; kendinizi ve yolculuğunuzu nasıl anlatırsınız?

Kendimi, inşaatın mutfağından geçmiş, sahadan yetişmiş bir iş insanı olarak tanımlarım. Hikâyem ofislerde, hazır bir konfor alanında başlamadı. Şantiyede toprağa basarak, betonun kokusunu, demirin ağırlığını, emeğin ritmini hissederek başladı. Genç yaşta farklı şantiyelerde, farklı pozisyonlarda görev aldım. Bazen ölçüm yaptım, bazen ekiple birlikte sahada çalıştım, bazen de gece yarılarına kadar süren imalat süreçlerini yönettim. Bu tempo, teknik sürecin çok ötesinde insanı, ekip ruhunu, disiplinin ve sözün kıymetini öğretti. Sıfırdan yola çıkmanın en büyük zorluğu, görünür bir ismin ve güçlü bir tabelanın arkasına saklanma lüksüne sahip olmamanız. İlk projelerimizde, tanınırlık yerine karakterimiz konuştu. Kısıtlı imkânlarla, hatasız ve özenli iş üretmeye odaklandık. Her proje, bir sonraki projeye açılan kapı hâline geldi. Bu süreçte en büyük avantajımız, sahayı derinlemesine tanımamız, üretimin gerçek ritmini bilmemiz oldu. Nasıl bir yapı hayal ettiğimi, o yapıda insanların nasıl bir yaşam kurmasını arzu ettiğimi en ince detayına kadar kafamda canlandırabiliyordum. 2005 yılına geldiğimizde, artık kendi vizyonumu yansıtacağım bir yapı şirketi kurmanın zamanı gelmişti. Merfa Grup bu ihtiyacın, bu arayışın karşılığı olarak doğdu. O günden bugüne 15 projeyi tamamladık, geleceğin ihtiyaçlarını okuyarak geliştirmeye çalıştığımız 1000 daireyi aşkın 4 büyük proje üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Rakamlar elbette önemli; fakat benim için asıl değerli olan, her projenin bir ailenin hikâyesine, bir yatırımcının geleceğine, bir mahallenin dönüşümüne dokunması. Kendimi disiplinli, sonuç odaklı ve merakı yüksek biri olarak görüyorum. Dünyayı takip etmeyi, yeni kentler görmeyi, farklı ülkelerin konut anlayışlarını, cephe dillerini, sosyal yaşam kurgularını incelemeyi seviyorum. Yurt dışı seyahatlerimde her zaman not alırım. Sokakların ritmine, ışığın kullanılış biçimine, insanların kamusal alanı nasıl sahiplendiğine bakarım. Aklımdaki temel soru hep aynıdır: “Bu çözümü Ankara’ya, bizim yaşam kültürümüze nasıl uyarlayabiliriz?” Bugün Merfa projelerinde gördüğünüz birçok detay bu merakın, bu gözlemlerin ve bu öğrenme iştahının sonucudur. Özetle, benim başarı hikâyem büyük bir mirasla başlamadı. Küçük ama kararlı ve tutarlı adımların zaman içinde bir markaya dönüştüğü bir yolculuğu anlatıyor. Eğer bu hikâye, kendi yolculuğunu başlatmak isteyen gençlere cesaret veriyorsa, kendimi gerçekten başarılı hissediyorum.

Merfa Grup’un doğuşu, sıfırdan marka kurmanın zorlukları ve avantajları açısından nasıl bir hikâye taşıyor? Liderlik anlayışınız bu süreçte nasıl şekillendi?

Merfa Grup’un kuruluşunda tek hedefim, Ankara’da mühendislik kalitesi yüksek, estetik kaygısı güçlü ve yatırım değerini uzun yıllar koruyan yapılar üretmekti. Bunu her zaman bir “uzun yol koşusu” olarak gördüm. İlk yıllarda en büyük zorluk, yeni bir isme güven duyulmasını sağlamak oldu. Henüz bilinirliğiniz sınırlıyken, kimse sizi hazır bir itibarla karşılamıyor. Tek sermayeniz iş ahlakınız, disiplininiz ve verdiğiniz sözün ağırlığı hâline geliyor. Sıfırdan başlamanın önemli avantajları da var. Var olan kalıpların içerisine sıkışmıyorsunuz. Kuralları, iş yapış biçimlerini, ekip kültürünü baştan tasarlama fırsatınız bulunuyor. Merfa’yı kurarken, şantiyede öğrendiğim temel ilkeleri şirket kültürünün omurgasına yerleştirdim. Verilen sözü tutmak, projeyi taahhüt edilen takvime uygun şekilde tamamlamak, malzeme ve işçilik kalitesini her projede aynı çizgide korumak, her proje ismini ayrı bir marka gibi yönetmek. Liderlik anlayışım, masadan olduğu kadar sahadan da besleniyor. Stratejiye ve planlamaya çok önem veririm. Fakat bu planların gerçek sınavını şantiyede, üretim alanında vermek gerekir. Projelerin kritik aşamalarında mutlaka sahada olurum. Çoğu zaman ofiste kâğıt üzerinde çözüldüğü düşünülen bir detayın, sahada bambaşka bir yoruma ihtiyaç duyduğunu görürsünüz. Kurucu olarak sahada varlık göstermek, hem kalite farkını hem de ekibin temposunu yukarı taşıyor. Merfa Grup’un gelişiminde her projeyi bir “okul” gibi ele aldık. Her teslimin ardından kendi içimizde detaylı değerlendirmeler yaptık. “Hangi kararda daha cesur olabilirdik, kullanıcıyı hangi aşamada daha fazla dinleyebilirdik, hangi mimari dokunuş yaşam kalitesini daha da yükseltirdi?” Bu sorgulama kültürü, markanın vizyonunu sürekli güncelleyen, dinamik tutan bir mekanizma hâline geldi. Bugün Merfa, Ankara’da güvenle anılan bir konumda. Fakat başarıyı kalıcı kılan unsur, konuma tutunmakla yetinmek yerine kendini sürekli yenileme iradesi. Ben liderliği, yalnızca yön gösteren bir pozisyon olmanın çok ötesinde; emekle, sabırla ve örnek olarak yürüyen bir rol olarak görüyorum.

Bu uzun yolculukta sizi en fazla motive eden değerler neler oldu? Başarı tanımınız zaman içinde nasıl dönüştü?

Beni en çok motive eden, ürettiğimiz işin arkasında içten bir güvenle durabilmek. Yıllar sonra, bir yatırımcının ya da yeni evine taşınmış bir ailenin, “iyi ki Merfa’yı tercih etmişiz” demesi, bütün yorgunluğun üzerine örtülen çok güçlü bir memnuniyet hissi yaratıyor. O cümle, yalnızca teknik bir beğeni ifadesi olmuyor. Aynı zamanda güveni ve huzuru yansıtıyor. Kariyerimin ilk dönemlerinde başarıyı daha çok takvimlere ve rakamlara bakarak tanımlıyordum. Zamanında biten projeler, doluluk oranları, satış hızı… Bunların hepsi hâlâ önemli. Fakat zamanla, başarının bundan çok daha geniş bir çerçeveye sahip olduğunu gördüm. Bugün başarıyı, ürettiğimiz yapıların içindeki hayatların kalitesiyle, çocukların güvenle oynadığı bahçelerle, akşamları ışığı yanan pencerelerden dışarı taşan huzurla ölçüyorum. Yani teknik performans ile insani karşılığı bir arada okuyan daha bütüncül bir bakış açısına ulaştım. Yeni şehirler, yeni ülkeler ve yeni fikirler de beni sürekli canlı tutuyor. Yurt dışı seyahatlerimde sadece binalara odaklanmam; sokakların ritmini, insanların kamusal alanla kurduğu ilişkiyi, malzeme seçimlerini, ışığın gün içindeki dolaşımını incelerim. Her seyahat, yeni sorular doğurur: “Bu çözüm bizim coğrafyamızda nasıl karşılık bulur, bu malzeme bizim iklimimizde nasıl yaşar, bu sokak kurgusunu hangi ölçekte yorumlayabiliriz?” Bu sorular, hem beni besliyor hem de Merfa projelerine yeni katmanlar ekliyor. İnşaat sektörü, dönüşüm hızı yüksek bir alan. Müşteri beklentileri, mevzuatlar, teknolojik imkânlar sürekli gelişiyor. Sabit kalan tek şey, öğrenme ihtiyacı. Kendimi hâlâ “öğrenci” olarak görmemin sebebi tam da bu. Başarıyı bitmiş bir varış noktası olarak görmüyorum. Her projede yeniden tanımlanan bir gelişim yolculuğu olarak görüyorum. 

 “Geleceğin şehirlerini bugünden inşa etme” vizyonunuz yıllar içinde nasıl şekillendi? Merfa Grup’un vizyon gelişimi açısından dönüm noktası saydığınız projeler hangileri?

Merfa’yı kurduğum ilk yıllarda odağım, ağırlıklı olarak iki eksen etrafında şekilleniyordu: sağlam yapı anlayışı ve estetik bir cephe dili. Zaman içinde kentlerin, yaşam biçimlerinin, hatta aile tiplerinin bile ne kadar hızlı dönüştüğünü gördükçe, vizyonu daha geniş bir perspektifle ele almamız gerektiğini fark ettim. Sadece bugünün ihtiyacına yanıt veren yapılar üretmek yeterli kalmıyor, yarının yaşam biçimlerine uyum sağlayacak kadar esnek, çevik ve akıllı çözümler üretmek gerekiyor. Bu farkındalıkla birlikte şehir planlaması, sosyoloji, sürdürülebilirlik, kullanıcı deneyimi gibi pek çok kavramı gündemimizin merkezine taşıdık. Merfa’nın vizyonu, zaman içinde “sağlam ve estetik yapı üretmek” yaklaşımından, “bütüncül yaşam senaryoları tasarlayan bir marka” anlayışına evrildi. Artık projelerimize yalnızca konut blokları olarak bakmıyoruz. İnsanların gününü nasıl geçirdiğine, sosyal alanları hangi saatlerde nasıl kullandığına, araç trafiği ve yaya sirkülasyonunun nasıl dengelendiğine, yeşil alanların hayat kalitesi üzerindeki etkisine odaklanıyoruz. Son dönemde hayata geçirdiğimiz ve Monza adını verdiğimiz dört proje, bu vizyon evriminin somut birer yansıması. Monza serisinde daha çağdaş cephe anlayışı, fonksiyonel planlar, güçlü otopark çözümleri ve konforlu ortak alanlarla kente imza atan bir dil kurmaya çalışıyoruz. Kentsel ölçekte baktığımızda “geleceğin şehirleri” ifadesi, bizim için şu anlama geliyor: bugünün teknolojisini, malzeme olanaklarını ve tasarım dilini kullanarak, yarının yaşam beklentilerine uyum sağlayacak yapılar üretmek. Vizyon gelişimimizdeki en önemli kırılma noktalarından biri, kullanıcı geri bildirimlerini sistematik biçimde analiz etmeye başlamamız oldu. Teslim edilen projelerimizde yaşayan aileleri, yatırımcıları ve site yönetimlerini dikkatle dinliyoruz. “Hangi sosyal alanlar daha fazla tercih ediliyor, hangi mimari detay beklentiyi aşıyor, nerede geliştirilmesi gereken bir nokta bulunuyor?” Bu soruların cevaplarını, yeni projelerin tasarımına doğrudan entegre ediyoruz. Böylece Merfa, kendi vizyonunu sahadan gelen içgörülerle sürekli besleyen, yenileyen bir marka hâline geldi. Bugün Merfa için başarı, sadece projeleri zamanında teslim etmek anlamı taşımıyor; kentin dokusuna katkı sağlamak, geleceğin yaşam senaryolarına şimdiden hazırlık yapan yapılar üretmek anlamı taşıyor. Bu yaklaşım, hem bizi diri tutuyor hem de sektöre girmek isteyen genç girişimcilere ilham veriyor.

Devam eden projelerinizde teknolojik ve mimari yenilikler, başarı hikâyenizin neresinde konumlanıyor? Kullanıcı deneyimini nasıl merkeze alıyorsunuz?

Yeni projelerimizde teknolojiyi ve mimariyi, yalnızca vitrinde sergilenen unsurlar olarak görmüyoruz. Bizim için her teknik tercih, doğrudan yaşam kalitesine ve uzun vadeli yatırım değerine dokunan stratejik bir karar. Akıllı ev altyapısı, enerji verimliliği yüksek sistemler, ısı kaybını azaltan cephe çözümleri, projelerimizde standart hâle geldi. Bu yaklaşımlar, hem kullanıcı konforunu artırıyor hem de enerji maliyetleri üzerinde uzun soluklu olumlu etkiler yaratıyor. Özellikle iklim krizi ve yükselen enerji maliyetlerinin gündemi bu kadar meşgul ettiği bir dönemde, bu tercihler aynı zamanda sorumluluk bilincinin yansıması. Deprem güvenliği, proje tasarımına başlarken ele aldığımız ilk başlıklar arasında. Statik projeden zemin etüdüne, saha uygulamasından son kontrole kadar her aşamada titiz bir süreç yönetiyoruz. Bu süreçte teknolojik yazılımlardan, simülasyonlardan ve bağımsız denetim mekanizmalarından aktif biçimde faydalanıyoruz. Mimari tarafta ise aydınlık yaşam alanları, geniş açıklıklar, balkon kullanımını güçlendiren detaylar ve ortak alan estetiğini yükselten dokunuşlar öne çıkıyor. Özellikle balkon ve yarı açık alanların, son yıllarda aileler için ne kadar değerli hâle geldiğini gözlemledik; bu içgörüyü yeni projelerimizin önemli tasarım girdilerinden biri hâline getirdik. Kullanıcı deneyimini artıran küçük dokunuşlar benim için ayrı bir önem taşıyor. Giriş holünün yarattığı ilk izlenim, otoparktan daireye kesintisiz ve konforlu erişim, ortak alan aydınlatmalarının sıcak ve davetkâr atmosferi, asansör beklerken hissedilen genel kalite algısı. Başarıyı yalnızca metrekare, satış hızı ya da tablo üzerindeki rakamlarla sınırlı tutmak istemiyorum. Teknoloji tarafında yalnızca konut içi otomasyon sistemleriyle yetinmiyoruz. Proje geliştirme aşamalarında BIM (Yapı Bilgi Modellemesi) gibi bütünleşik tasarım araçlarını, üç boyutlu modellemeleri ve simülasyonları yoğun biçimde kullanıyoruz. Bu sayede tasarım hatalarını en başta minimize ediyor, uygulama aşamasında daha öngörülebilir ve kontrollü bir süreç yönetiyoruz. Uzun vadede bu yaklaşım hem maliyet verimliliği sağlıyor hem de kalite standardını yukarı taşıyor. Tüm bu adımların ortak noktası, kullanıcının bugün hissettiği konforu yükseltirken, yarının ihtiyaçlarına da hazırlık yapan bir tasarım ve teknoloji dili kurmak. Merfa’nın başarı hikâyesi, tam da bu denge üzerinde yükseliyor.

Kaliteyi bir kurum kültürü hâline getirmek için nasıl bir denetim ve kontrol sistemi kurdunuz? Bu sistem başarı öykünüzde nasıl bir omurga oluşturuyor?

Kalite, bizim için teslimden hemen önce işaretlenen bir kontrol listesi olarak tanımlanmıyor. Tasarım kararlarından başlayan ve yaşam döngüsü boyunca devam eden bütüncül bir süreç. Projenin ilk eskizinden, kullanılan malzemenin seçiminden, saha organizasyonundan satış sonrası iletişime kadar her adımı bu perspektifle ele alıyoruz. Üretimde denetimi baştan kurduğunuzda, teslim aşamasında sürpriz riskini en aza indirmiş olursunuz. Şantiyelerimizde çok katmanlı bir denetim sistemi uyguluyoruz. Öncelikle teknik ekip, belirli periyotlarla kendi iç kontrollerini yapıyor. Ardından proje özelinde hazırlanan detaylı kontrol listeleriyle, işçilik ve malzeme tek tek gözden geçiriliyor. Yıllardır birlikte çalıştığımız tedarikçilerle ilerlememizin temel nedeni de bu bakış açısı. Aynı kalite algısını paylaşan, beklenti seviyesini bilen tedarikçilerle çalışmak, sürdürülebilir standardı mümkün kılıyor. Teslime yaklaşılan dönemlerde mutlaka sahaya giderim. Özellikle giriş alanları, ortak hacimler, merdiven kovaları, peyzaj alanları, kullanıcı ile ilk temasın kurulduğu bölgeler üzerinde hassasiyetle dururum. Bu yaklaşım ekipte şu bilinci oluşturuyor: “Bu proje Merfa projesi, çıta yüksek.” Herkes, yaptığı işin yalnızca o günkü teslimle sınırlı kalmıyor, markanın bütünü üzerindeki etkisini de düşünüyor. Kaliteyi besleyen önemli unsurlardan biri de hatalarla kurduğumuz ilişki. Hata yapanı yalnız bırakmak yerine, hatadan öğrenmeye ve sistemi güçlendirmeye odaklanıyoruz. Bu yaklaşım, ekip arkadaşlarımın sorunları saklamak yerine hızla gündeme getirmesini sağlıyor. Uzun vadede bu kültür, hem teknik riskleri azaltıyor hem de ekip içindeki güven ortamını pekiştiriyor. Sonuçta kalite, bizim için sadece “iyi malzeme kullanmak” şeklinde dar bir çerçeveye sığmıyor. Kalite; taahhüt edilen tarihte teslim etmek, satış sonrasında kullanıcıyı dinlemek, site yönetimlerine destek vermek, proje ismini yıllar boyunca itibarla anılan bir marka hâline getirmek anlamı taşıyor. Merfa’nın başarı öyküsü, tam olarak bu bütüncül kalite anlayışının üzerinde yükseliyor.

Yatırım değeri yüksek projeler üretirken hangi ilkeleri önemsiyorsunuz? Bu yolculukta genç girişimcilere, sıfırdan yola çıkmak isteyenlere hangi mesajı vermek istersiniz?

Yatırım değeri yüksek projeler üretmek için, her şeyden önce doğru lokasyon stratejisine sahip olmak gerekiyor. Ankara’da gelişme akslarını, ulaşım ağlarını ve orta-uzun vadede değer kazanma potansiyeli taşıyan bölgeleri yakından takip ediyoruz. Doğru yer seçimi netleştikten sonra, mimariyi ve mühendislik çözümlerini bu strateji etrafında kurguluyoruz. Daire planlarının güncel yaşam alışkanlıklarına uygun olması, otopark ve sosyal alanların güçlü biçimde tasarlanması, site yönetiminin sürdürülebilir ve şeffaf bir yapıda kurgulanması, yatırım değerini koruyan başlıca unsurlar arasında. Bir diğer önemli başlık da proje isimlerinin markalaştırılması. “Monza” serisi, bu açıdan başarılı bir örnek. Alıcı, ne aldığını biliyor. Aynı çizgide, benzer kalite seviyesinde yeni projelerin geleceğini öngörebiliyor. Bu süreklilik, hem kullanıcı gözünde hem yatırımcı nazarında güçlü bir algı yaratıyor. Yatırımcı, en temelde şunu arıyor: “Bugün satın aldığı yapının, uzun vadede değerini koruyan ve mümkünse artıran bir hikâyesi olsun.” Biz Merfa olarak kendimizi tam bu noktada konumlandırıyoruz. Aileler için güvenli, konforlu ve estetik yaşam alanları üretirken, yatırımcı için de istikrarlı bir değer yolculuğu sunmaya çalışıyoruz. Projeyi satıp kenara çekilen bir anlayıştan uzak duruyoruz. Site yönetimi, satış sonrası destek, kullanıcı geri bildirimleri gibi konuları markamızın ayrılmaz parçası olarak görüyoruz. Sıfırdan yola çıkmak isteyen genç girişimcilere özellikle şunu söylemek isterim: “Her güçlü markanın arkasında uzun soluklu bir sabır, defalarca gözden geçirilmiş stratejiler ve vazgeçmemeyi seçen bir irade bulunuyor” Büyük başlangıçlar elbette etkileyici; fakat çoğu zaman asıl farkı yaratan, küçük ama istikrarlı adımlar oluyor. Az sayıda projeyle, çok yüksek hassasiyetle hareket ederek, verdiğiniz her sözü tutarak da güçlü bir marka inşa edebilirsiniz. İnşaat gibi güvenin merkezde yer aldığı bir sektörde, şeffaflık, tutarlılık ve öğrenmeye açık olmak, sermaye kadar kıymetli. Sıfırdan başlamak zaman zaman yorucu gelebilir. Yine de kendi kurum kültürünüzü, iş yapış biçiminizi ve vizyonunuzu özgürce inşa etme fırsatı sunar. Kendi yolculuğuma baktığımda, tüm zorluklara rağmen bu özgürlüğün, hem bana hem de Merfa’ya ilham veren en değerli armağanlardan biri olduğunu görüyorum. Eğer bizim hikâyemiz, yola yeni çıkacak girişimcilere cesaret veriyorsa, başarının en anlamlı karşılığını bulduğumuza inanıyorum.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın

Bu kapanacak 0 saniye