Üretimde Kadın Varsa, Gelecek Daha Güçlüdür!

Sanayi, uzun yıllar erkek egemen bir alan olarak görülse de bugün bu algı köklü bir dönüşüm yaşıyor. Üretimden yönetime, stratejiden sosyal sorumluluğa kadar pek çok alanda kadınlar artık yalnızca varlık göstermiyor; yön veriyor, dönüştürüyor ve ilham oluyor. Hem sanayide aktif rol alan hem de sivil toplum çalışmalarında güçlü bir duruş sergileyen sanayici iş insanı Ayşe Taslı ile üretimde; kadının gücünü, vizyon ve cesaretini, karşılaştıkları engelleri ve geleceğe dair umutlarını konuştuk.

Dün çarkların döndüğü bir alan olan sanayi; bugün vizyonun, cesaretin ve liderliğin sahnesi olmaya başladı. Ve o sahnede kadınlar artık seyirci değil, başrolde. Ne dersiniz?

Türkiye’de sanayide kadın olmak zaman zaman önyargılarla mücadele etmeyi gerektirse de, aynı zamanda büyük bir dönüşümün parçası olma sorumluluğunu taşır. Sanayi benim için yalnızca üretim yapmak değil; değer üretmek, istihdam sağlamak ve geleceğe katkı sunmaktır. Üretim sahasında, yönetim masasında ve stratejik kararlarda kadın bakış açısının yarattığı farkı her gün daha net görüyoruz. Kadınların disiplinli, çözüm odaklı ve sürdürülebilirlik hassasiyeti yüksek yaklaşımı sanayinin geleceğini güçlendiriyor. Ben inanıyorum ki; daha fazla kadının sanayide yer alması, sadece ekonomik büyümeyi değil, toplumsal gelişimi de hızlandıracaktır. Çünkü üretimde kadın varsa, gelecek daha güçlüdür.

Üretim hattında alın teri, yönetim masasında strateji, sosyal sorumlulukta vicdan zor oluyor mu?

Sanayide aktif olmak ve aynı zamanda Sosyal Sorumluluk Kuruluşlarında yoğun şekilde çalışmak elbette ciddi bir zaman ve enerji yönetimi gerektiriyor. Ancak ben bunu bir yük olarak değil, bir sorumluluk ve değer üretme alanı olarak görüyorum. İş dünyasında edindiğim tecrübeyi sivil toplum çalışmalarına taşıyor, Sosyal Sorumluluk Kuruluşlarında kazandığım vizyonu da sanayideki kararlarıma yansıtıyorum. Kadınların hem üretimde hem karar alma mekanizmalarında daha görünür olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle zor demekten çok, anlamlı ve dönüştürücü bir süreç olup kadın eli değen üretim; yalnızca nicelik değil, nitelik kazandırır. Öyleki kadın bakış açısı; yalnızca yönetmez, dönüştürür de.

İş hayatınızdaki eşitliğin, emeğin ve kararlılığın sesini, yönetimde olduğunuz Körler Vakfı’na yeniden seçilerek Proje ve Tesisler Raportörü görevine getirildiniz. Süreci ve yapmak istedikleriniz ile ilgili neler söylemek istersiniz?

“TKV’nin Proje ve Tesisler Raportörü” görevini, vakfımızın çalışmalarını daha görünür, daha anlaşılır ve daha güçlü bir şekilde kamuoyuna aktarma sorumluluğu olarak görüyorum. Amacımız; görme engelli bireylerin eğitimden istihdama, sosyal hayattan kültürel yaşama kadar pek çok alandaki ihtiyaç ve başarı hikâyelerini doğru kanallarla toplumla paylaşmak. Bu süreçte basın mensuplarıyla düzenli ve şeffaf bir iletişim kurmayı, projelerimizi daha etkin tanıtmayı ve farkındalığı artıracak özel dosya ve söyleşiler hazırlamayı hedefliyoruz. Aynı zamanda iş dünyası, STK’lar ve kamu kurumlarıyla ortak projeleri daha görünür kılarak, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek istiyoruz.

Sizce “Sanayide kadın olmak; kalıpları kırmak, önyargıları aşmak ve “yapamaz” denileni başarmaktır” diyen kadın sanayici sayımız yeteri kadar var mı?

Türkiye’de kadın sanayici sayısının artmakta olduğunu görmek sevindirici olsa da, hedeflediğimiz yeterli seviyeye hâlâ ulaşamadığımızı söyleyebiliriz. Özellikle sanayi gibi geleneksel olarak erkek egemenliğinin güçlü olduğu alanlarda, kadın girişimciler ve sanayiciler giderek daha fazla yer alıyor; ancak sayısal oranlar, temsilde adalet ve fırsat eşitliği açısından hâlâ geliştirilmesi gereken alanlar bulunuyor.

Bugün fabrikalarda yükselen makinelerin sesiyle üretim yapan kadın sanayicilerin önünde engeller var mı, varsa nelerdir?

Kadın sanayicilerin önündeki engeller; finansmana erişim, mentorluk ve ağ imkanları, iş-hayat dengesi, toplumsal önyargılar gibi çok boyutlu etkenlerle ilişkilidir. Buna karşın bugün Türkiye’de birçok başarılı kadın sanayici; sürdürülebilir üretimden teknolojiye, ihracattan istihdama kadar kritik roller üstleniyor ve örnek teşkil ediyor. Benim görüşüm; kadınların sanayideki temsilini artırmak için bilinçli eğitim programları, teşvikler, mentorluk ağları ve sektörel iş birlikleri geliştirmemiz gerektiği yönünde. Böylece sadece nicelik değil, nitelikli liderlik ve karar alma süreçlerinde kadın varlığı da güçlenecektir. Türkiye’de kadın bugün geçmişe kıyasla çok daha güçlü bir noktada; ancak hâlâ hak ettiği yerde olduğunu söylemek zor.

8 Mart Dünya kadınlar günü, Cumhuriyet’ten bugüne kadın hakları perspektifinden baktığınızda sizce ne ifade ediyor?

Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınına birçok Avrupa ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkı tanıyarak toplumsal eşitlik yolunda devrim niteliğinde adımlar attı. Eğitimde, hukukta ve sosyal yaşamda kadınların önünü açan bu vizyon, aslında bize hedefi de gösterdi. Bugün görevimiz, o güçlü temelin üzerine daha fazlasını koymak; fırsat eşitliğini gerçek anlamda hayata geçirmek ve kadının her alanda karar verici konumda olduğu bir Türkiye’yi inşa etmektir.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın

Bu kapanacak 0 saniye