Sanat ve Cesaretin Buluşması!

“Doğanızı değiştirmeye çalışmayın. Yumuşaklığınız zayıflık değil, gücünüz olabilir. Sezgileriniz en güçlü stratejiniz olabilir. Ve en büyük sermayeniz, kendi özgünlüğünüzdür.”

Yaratıcılığı cesaretle, sezgiyi stratejiyle buluşturan Yuliya Çöğendez, hayatının dönüm noktalarını ve ilham kaynaklarını Ankara Life Dergisi için anlattı. Başarıyı yalnızca bir sonuç değil, içsel bir uyanış olarak tanımlayan Çöğendez; kitapların, doğru zamanda karşısına çıkan insanların ve kalbinin sesini dinleyerek attığı cesur adımların bugün inşa ettiği vizyonun temelini oluşturduğunu vurguluyor. Sanatı bir yaşam biçimine dönüştüren güçlü bir kadın girişimcinin, “Gerçekten ne istiyorum?” sorusuyla başlayan ilham veren yolculuğu şimdi Ankara Life Dergisi sayfalarında. İyi okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Yuliya Hanım, hayatınız boyunca sizi en çok motive eden dönüm noktaları ve ilham kaynaklarınız neler oldu? Kendi yolculuğunuzdan biraz bahseder misiniz?

Hayatım birkaç parlak ve anlamlı dönemden oluşuyor. Gençliğimde beni en çok motive eden şey, daha fazlasını yapabileceğimi kanıtlama arzusuydu. Ardından sorumluluk dönemi geldi; ailem, işim ve hayatımdaki insanlar için yaşadığım bir süreçti bu. Uzun süre “yapmalıyım” bilinciyle hareket ettim. Güçlü olmalıydım, üstesinden gelmeliydim, beklentilere uygun davranmalıydım. Zamanla gerçek büyümenin, kendime şu soruyu sorduğum anda başladığını fark ettim: “Ben gerçekten ne istiyorum?” Sessiz ama hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri buydu. En büyük farkındalığım, sadece başarı için değil, içsel mutluluk için de yaşamak istediğimi anlamam oldu. Hayatım boyunca beni en çok etkileyen iki şey insanlar ve kitaplar oldu. Türkiye’ye taşındıktan sonra hayatımda derin izler bırakan çok kıymetli insanlar tanıdım. Tuluğ & Demir Gürel, Rahmi Çöğendez, Efser Kerimoğlu ve Çağatay Öztürk’ün katkısı benim için çok özel. Onlar yalnızca iş ortağı ya da tanıdık değil; vizyonumu genişleten, cesaretimi güçlendiren ve doğru zamanda doğru adımları atmamı sağlayan yol arkadaşları oldular. Ben hayatta bazı karşılaşmaların tesadüf olmadığına inanıyorum. Bazı insanlar tek bir cümleyle yönünüzü değiştirir. Kitaplar ise içimizde zaten var olan cesareti uyandırır. Richard Bach ve Paulo Coelho’nun eserleri hayatımın farklı dönemlerinde benimle adeta kişisel bir diyalog kurdu; özgürlük, kendi yolunu seçme ve kaderine inanma üzerine derin izler bıraktı. İlk adımımı atmamda küçük ama etkisi büyük bir kitap vardı: Jonathan Livingston Seagull. Bu kitap bana farklı olmaktan korkmamayı ve içimde daha yükseğe uçabileceğimi hissediyorsam “ortalama bir uçuşa” razı olmamam gerektiğini öğretti. 2015 yılında yakın arkadaşım Olga Daşdemir bana Richard Branson’ın Screw It, Let’s Do It adlı kitabını hediye etti. Bu kitap benim için bir iş kitabından çok daha fazlasıydı; adeta bir işaretti. Onu okuduktan sonra uzun zamandır ertelediğim kararı verdim ve İstanbul’daki ilk galerim olan AYA Gallery’yi açtım. O an şunu anladım: Bazı kitaplar sadece okunmaz, insanın hayatını harekete geçirir. Gerçekten inanıyorum ki doğru zamanda doğru insanlar ve doğru kitaplar karşımıza çıkar. Eğer hazırsa, insan o karşılaşmalarla kaderinin yönünü değiştirebilir.

Her alanda başarılı bir girişimci olmanın temelinde sizin için hangi değerler ve prensipler yatıyor? Hedeflerinizi belirlerken nelere öncelik veriyorsunuz?

Benim için girişimcilik yalnızca sonuçlardan ibaret değil; aynı zamanda içsel olgunluk ve ortaya koyduğunuz işin sorumluluğunu taşıyabilme gücüdür. Yolculuğumun temelinde stratejilerden çok değerler yer alıyor: kendime karşı dürüstlük, insanlara saygı ve verdiğim sözü tutmak. Hiçbir zaman hedeflerimi sadece statü kazanmak ya da dışarıdan takdir görmek için belirlemedim. Zamanla şunu fark ettim: Anlamı olmayan bir başarı, tadını çok hızlı kaybeder. Bu nedenle bugün benim için her hedefin bir derinliği olmalı; gerçekten bana ait olmalı ve başkalarına da değer katmalı. Hedef belirlerken kendime yalnızca “Ne kadar hızlı?” sorusunu sormam; aynı zamanda “Neden?” diye de düşünürüm. Eğer bir hedef içimde huzur yaratmıyorsa, gerçekleşse bile gerçek bir tatmin sağlamaz. İnanıyorum ki sürdürülebilir başarı; hırs ile denge, büyüme ile sakinlik, iş ile özel hayat arasındaki uyumdan doğar. Deneyimlerim bana şunu da öğretti: İçimde huzur yoksa, bir yerde yanlış yapıyorum demektir. Bu, benim için en güçlü pusula. Ve belki de en önemlisi, kendi tempomda ama kendi yolumda ilerlemekten vazgeçmemek.

Kadın olarak iş dünyasında kendi yolunuzu çizmek nasıl bir deneyim oldu? Karşılaştığınız zorluklar ve elde ettiğiniz başarılar ışığında diğer kadınlara neler tavsiye edersiniz?

Kadın olarak iş dünyasında kendi yolumu çizmek benim için çok özel ve dönüştürücü bir deneyim oldu. Kadın girişimciliğini bir iş modelinden ziyade bir enerji olarak görüyorum. Dünyaya biraz daha farklı bakabilmek, her alanda yaratıcılığı görebilmek demek. İnanıyorum ki hangi işi yaparsanız yapın, eğer ruhunuzu ortaya koyuyorsanız o artık bir sanata dönüşür. Elbette zaman zaman profesyonelliğimi ve dayanıklılığımı kanıtlamam gereken anlar oldu. Ancak süreç içinde şunu net bir şekilde anladım: Başarılı olmak için bir kadının doğasından uzaklaşıp daha sert birine dönüşmesi gerekmez. Bizim asıl gücümüz; insanları hissetme yeteneğimizde, detayları görebilmemizde, güçlü sezgilerimizde ve strateji ile estetiği bir araya getirebilmemizdedir. Rahmi Çöğendez ile olan ortaklığımızda bu dengeyi çok net hissediyorum. Benim katkım; projelere güzellik, zarafet, yaratıcılık ve duygusal derinlik katmak. Akıl ile sezginin birleşimi projeleri sadece başarılı değil, aynı zamanda “yaşayan” hale getiriyor. Diğer kadınlara en içten tavsiyem şu olur: Doğanızı değiştirmeye çalışmayın. Yumuşaklığınız zayıflık değil, gücünüz olabilir. Sezgileriniz en güçlü stratejiniz olabilir. Ve en büyük sermayeniz, kendi özgünlüğünüzdür.

Yoğun tempoda ve değişen koşullarda motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz? Hayatınızı ve işinizi yönlendiren kişisel felsefeniz veya prensipleriniz nelerdir?

Bugün hayatın temposu çok hızlı; sürekli değişim, dönüşüm, yeni projeler ve yeni beklentiler var. Bu tempoya ayak uydurabilmenin tek yolu ise yaptığınız işi gerçekten sevmek. Ben her zaman şunu söylüyorum: Kendimi şanslı hissediyorum çünkü çalışmıyorum; ben böyle yaşıyorum. Yaptığım iş benim yaşam biçimim. Sanat, projeler, galeriler, festivaller ve fuarlar… Bunların hiçbiri benim için yalnızca “iş” değil; hepsi yaşam enerjimin bir parçası. Ancak bu hızın içinde dengeyi korumak en az üretmek kadar önemli. Enerjinizi doğru yönetmezseniz, başarı sürdürülebilir olmaz. Benim için üretmek kadar durabilmek, ilerlemek kadar nefes almak da değerli. Çünkü gerçek başarı; tutkuyla çalışırken aynı zamanda ruhunu ve sağlığını koruyabilmektir. İnanıyorum ki asıl başarı, meslek ile yaşam tarzının birleştiği noktada başlar.

Bugüne kadar yaşadığınız deneyimlerden en çok hangi dersleri çıkardınız? Sizi hem profesyonel hem de kişisel olarak büyüten anlar hangileri oldu?

Hayat bana değişimin kaçınılmaz olduğunu öğretti. Direnmenin enerjiyi tükettiğini, kabul etmenin ise yeni kapılar açtığını deneyimledim. Zamanla bırakmayı öğrendim: döngüsünü tamamlayan projeleri, artık bana ait olmayan beklentileri, hatta kendimin eski versiyonlarını bile. Başarıdan önce insanların değerli olduğunu anladım. Çünkü paylaşacak kimse yoksa, hiçbir başarı gerçek anlamına ulaşmıyor. En büyük gelişim anlarım ise belirsizlik dönemlerinde geldi. Tam da o zamanlarda esnek olmayı, sabretmeyi ve hayata güvenmeyi öğrendim. Hayatın aslında bir sanat eseri gibi olduğunu fark ettim. Bazen cesur renkler gerekir, bazen sade bir çizgi yeterlidir. Bugün beni yönlendiren yaşam prensibim şu: “Hayat boş bir tuvaldir ve fırça sizin elinizdedir.” Çünkü inanıyorum ki her insan kendi hikâyesinin sanatçısıdır. Ve en büyük ustalık, bilinçli seçimler yapabilmektir.

Önümüzdeki dönemde gerçekleştirmek istediğiniz projeler veya hedefler nelerdir? İnsanlar ve toplum üzerinde bırakmayı umduğunuz etkiyi nasıl tanımlarsınız?

Bugün bizim için en önemli projeler olan Sessiz Müzayede ve RC ART GALLERY, yalnızca birer iş değil; aynı zamanda bir misyon taşıyor. Amacımız, her evde “canlı” sanatın var olması. Tabloların sadece müzelerde ya da belirli bir kesime ait olmadığını; günlük yaşamın doğal ve vazgeçilmez bir parçası olduğunu görmek istiyoruz. En büyük arzumuz, toplumun her kesiminden insanların — küçükten büyüğe — sanatı sevmesi, hissetmesi ve kendilerine dokunan eserleri özgürce seçebilmesi. Evlerin duvarlarında, ilham veren, ısıtan ve insanların iç dünyasını yansıtan eserler yer almalı. Çünkü biz inanıyoruz ki sanat mekânı değiştirir; mekân ise insanın ruh hâlini şekillendirir. Projelerimiz sayesinde evlerde daha fazla ışık, estetik ve derinlik oluşuyorsa doğru yolda olduğumuzu biliyoruz. Bu yolculukta en önemli unsurlardan biri de ortaklık. Her projeyi birlikte üretiyoruz. Bana her zaman destek olan, vizyonu ve stratejik bakışıyla çalışmalarımıza güç katan eşime ve iş ortağıma, Rahmi Çöğendez’e gönülden teşekkür ediyorum. Bizim birlikteliğimiz sadece bir iş ortaklığı değil; aynı felsefeyi ve aynı hayali paylaşan güçlü bir yol arkadaşlığıdır.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın