Therasilk: İpeğin Zamansız Gücü!

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden 1997 yılında mezun olur olmaz kendi kliniğini kuran Veteriner Hekim Şebnem Küçük, mesleki yolculuğunu girişimcilik vizyonuyla taçlandırdı. Klinisyen olarak sahada aktif görev yaparken aynı fakültede doğum ve jinekoloji alanında doktorasını tamamlayan Küçük, akademik birikimini pratik deneyimle harmanlayarak bugün kendi iş yerinde başarıyla yoluna devam ediyor. Klinisyenlik yıllarının kendisine güçlü bir mesleki disiplin kazandırdığını vurgulayan Küçük, çalışmalarında bilimsel yaklaşımı merkeze aldığını şu sözlerle ifade ediyor: “Bilimsel veriler doğrultusunda yürütülen uygulamalar benim için her zaman vazgeçilmez oldu.” İyi okumalar dileriz.

Kendi kliniğinizi açtıktan sonra özel bir şirketin kurucu laboratuvar müdürü olarak Avusturya’ya gittiniz. Bu gidiş kariyerinizde yeni bir başlangıcı da beraberinde getirdi. Bilimsel kariyerinizden, kendi markanızı yaratma süreciniz nasıl gelişti?

2006 yılı, kariyerimde bir dönüm noktasıdır. O yıl, özel bir şirketin teknoloji transfer anlaşması kapsamında, kurucu laboratuvar müdürü olarak Avusturya’ya gittim ve doku mühendisliği alanında eğitim aldım. Rejeneratif tıbba yönelik, disiplinler arası böyle bir eğitim, vizyonuma çok şey kattı. Ardından, Türkiye’nin GMP standartlarına sahip ilk laboratuvarının kurulum sürecini yönettim. GMP, kısaca, iyi üretim uygulamaları olarak adlandırılan, ilaç, kozmetik, gıda, tıbbi cihaz gibi ürünlerin üretiminde, güvenli, hijyenik ve izlenebilir koşulların gerçekleşmesini sağlayan, uluslararası bir kalite sistemidir. Doku mühendisliği ve kök hücre teknolojileri ile birçok ürünün, geliştirme ve ticarileştirme aşamalarında görev aldım. Laboratuvarın kurulmasından üretim sürecine, kalite sistemlerinden pazarlama stratejilerine kadar işin hem bilimsel hem de ticari tarafında bulunmak benim için büyük bir tecrübe oldu. 2015 yılında ise uzun zamandır üzerinde çalıştığım, ipek proteini teknolojilerine yoğunlaşma kararı aldım ve kendi şirketimi kurdum.

Bugün İpek proteini ile kozmetik alanında adınız ve oluşturduğunuz “Therasilk” markası sıkça gündeme gelmekte. Bu bağlamda markanın doğuş hikâyesinden bahseder misiniz?

İpek proteini, Türkiye’de çok bilinen bir materyal değildi, bu neden ile cesur bir girişimde bulunduğumu söyleyebilirim. Ama ben, biyouyumlu, doğal ve ileri teknoloji ile geliştirilmeye açık ipek proteininin, binlerce yıllık geçmişiyle, bir geleceği olduğuna da inanıyordum. Kariyerim boyunca, sorumluluk almayı, hızlı ve etkin bir biçimde karar vermeyi ve kriz yönetimini sahada öğrendim. Klinikte başlayan, laboratuvar ile devam eden ve biyoteknolojiye uzanan mesleki yolculuğumda, attığım her adım beni bir sonrakine yönlendirdi. Bugün çalışmalarımı, ipek proteininin kozmetik, biomalzeme ve fonksiyonel ürünler ile ilgili potansiyelini geliştirmek için sürdürüyorum. Geçmişin, ipek proteinine ait binlerce yıllık birikimini, bilimsel yöntemler ile geleceğe taşıyacak ürünler geliştiriyoruz. Doğanın armağanı olan bu değerli malzemeyi, Therasilk markasının merkezinde konumlandırıyoruz.

Girişimcilik yolculuğunuzda sizi başarıya götüren önemli etkenler nelerdi?

Ben hep sahada oldum. Klinik yönetmek, laboratuvar kurmak, uluslararası standartları belirleyen üretim teknolojilerine ait süreci yönetmek… Aslına bakarsanız, bunların hepsi girişimciliğin farklı biçimleri. Bu görüşler ışığında 2015 yılında kendi şirketimi kurdum. Yıllarca araştırmalar yaparak geliştirdiğim ipek proteini ile ilgili uygulamaları, kendi bakış açımla ilerletmek istedim. Çünkü çalışmalarım sırasında gördüm ki ipek proteini sadece bir hammadde değil, ülkemiz için özgün değerler üretebilecek eşsiz ve doğal bir kaynak. Ancak, AR-GE odaklı çalışmalar, yatırım, emek ve sabır gerektirir. Ayrıca, bir girişimci, risk almayı öğrenmek zorundadır. Bu yüzden şirketimi, sağlam bir altyapı üzerine inşa ettim. Yapılanmaya yönelik değişimler ile dinamik, yaratıcı ve yenilikçi bir çalışma ruhunu hep canlı tuttum. Markanın, kısa vadeli çözümler ile hızlı büyümesini değil, kalıcı değerler üreterek kendi hikâyesini oluşturmasını amaçladım. İnsanlık, çağlar boyunca, ipek kozalarından elde ettiği özleri, sağlık ve güzellik için kullanmış. Şimdi biz, Therasilk markası olarak, ipek proteinini bilim ve teknolojiyle yeniden yorumluyoruz.

Therasilk’i diğer markalardan ayıran temel fark nedir?

Therasilk; ipek proteinini sadece bir içerik olarak değil, formülasyonlarının yapı taşı olarak konumlandıran bir marka. Therasilk; uzun yıllara dayanan bilimsel birikimini, ipek proteini başta olmak üzere diğer doğal içeriklerin yer aldığı etkili formülasyonlarıyla cilt ve saç bakımına taşıyan bir marka. Bunun önemini açıklayabilmek için ipek proteininin özelliklerine değinmek gerekiyor. İpek proteini, insan cildi ile bütünüyle uyumlu bir yapıdadır. Zengin bir amino asit çeşitliliğine sahiptir. Mikroorganizmalara, alerjenlere ve UV ışınlarına karşı dirençlidir. Cildin yenilenmesini ve elastikiyetini sağlayan hücresel fonksiyonları aktive eder. Bu sayede yaşlanma belirtilerini yavaşlatır. Cildi derinlemesine nemlendirirken, cilt yüzeyinde ince ve nefes alabilen bir bariyer oluşturarak nem kaybının önüne geçer. Cilde dolgun bir yapı, parlak ve pürüzsüz bir görünüm kazandırır. Koruyucu ve onarıcı etkileri ile antiaging ve longevity yaklaşımlarında büyük bir yer edinmiştir. İşte bu nedenlerle, temeli ipek proteini olan Therasilk markası, cilt bakım ürünleri ve saç bakımına yönelik şampuanları ile ipek proteinin doğal kaynağını ve mucizevi etkilerini temsil ediyor.

Bilim ve üretim odaklı bir alanda kadın girişimci olmak sizin için ne ifade ediyor?

“Kadın girişimci” kavramını, bir ünvan ya da bir tanımlamadan çok, kadının doğası gereği, bir sistemi kurma ve yaşatma becerisi olarak görüyorum. Çünkü girişimcilik, kurmak, üretmek, büyütmek ve sürdürülebilir kılmak demek. Bu özellikler, kadın doğasında güçlü bir biçimde yer alıyor. Kadının, fikir üretme, detayları görebilme, süreci sahiplenme ve uzun vadeli düşünebilme yetisi, girişimciliğin bileşenlerini oluşturuyor. Tarihe baktığımızda, bunun anlamlı bir örneği ile karşılaşırız. Rivayete göre, Çin İmparatoriçesi Xi Ling Shi, ipek böceği kozasından iplik elde etmeyi keşfederek ipek üretimini başlatan isimdir. Bu nedenle, birçok anlatıda, tarihteki ilk kadın girişimci olarak yer alır. Çünkü Xi Ling Shi, sadece bir keşifte bulunmamış, aynı zamanda yeni bir üretim alanı yaratmıştır. Fikirlerin, bilginin, tecrübenin, yaratıcılığın cinsiyeti olmaz. Ama kadın, doğası gereği, geliştiren, dönüştüren bir yapıdadır ve bu özelliklerini, yaptığı her işe yansıtmayı başarmıştır. Kadınların çok yönlü bakış açılarının ve sabırlı yaklaşımlarının, iş dünyasına denge kazandırdığına ve değer kattığına inanıyorum.

Bu başarı dolu yolculuğun bir sonraki adımı nedir? Önümüzdeki dönemde hedefleriniz var mı, varsa nelerdir?

Bundan sonraki ilk adım, ipek proteinine yönelik çalışmalarımızı, kozmetik sektörünün dışındaki alanlarda da biyomalzemelerle ve fonksiyonel ürünlerle de geliştirmek. İpek proteininin potansiyelini, daha geniş bir perspektifle ortaya koymak. Bir diğer hedefimiz, sürdürülebilir üretim modelini güçlendirmek. Ayrıca, üretim zincirinde kadın emeğinin daha etkin olduğu bir yapı geliştirmek istiyoruz. En önemli hedeflerimizden biri de Avrupa projeleri ve yeni yatırım süreçleri ile global ölçekte uluslararası açılımın sağlanması. Therasilk markası, bilimsel verilerin şekillendirdiği yenilikçi ve yaratıcı tutumunu, kullanıcılarına, yüksek bir kalitenin güvencesiyle sunuyor. Amacımız, Therasilk markasının sahip olduğu bu değerleri, bir üretim kültürüne dönüştürmek.

Size göre güçlü ve sürdürülebilir bir toplumun inşasında kadın emeğinin rolü nedir? 8 Mart bu bağlamda neyi hatırlatmalıdır?

8 Mart’ı yalnızca bir kutlama günü olarak görmek, arkasındaki tarihsel ve toplumsal anlamı eksik bırakmak olur. Bana göre kadın meselesi, aslında bir medeniyet meselesidir. Tarih boyunca zor dönemler, büyük değişimler yaşandı. Ancak hayatı yeniden kuran, düzeni ayakta tutan ve günlük yaşamı sürdürenlerin kadınlar olduğunu görürüz. Göçlerde, ekonomik sıkıntılarda ve toplumsal değişimlerde hayatı taşıyan görünmez emek hep kadın emeğidir. Bugün kadınların eğitim ve iş hayatındaki artan varlığı girişimcilik alanında da açıkça görülüyor. Uluslararası veriler, kadınların eğitime erişimi arttıkça iş kurma oranlarının da yükseldiğini gösteriyor. Kadın girişimciler genellikle daha planlı hareket ediyor, kaynakları daha dikkatli kullanıyor ve uzun vadeli düşünmeye önem veriyor. Bu yaklaşım hem işletmelerin hem de ekonominin daha sağlam ilerlemesine katkı sağlıyor. 8 Mart’ın anlamı, kadına tanınan hakların kutlandığı bir gün değil; kadının varlığını onurlandıran, huzurlu ve refah seviyesi yüksek bir toplum olma idealini hatırlatan bir gün olmalıdır. Kadının üretimde, yaşamın içinde ve karar süreçlerinde doğal biçimde yer aldığı bir düzen, daha huzurlu bir toplum demektir. Ancak asıl mesele kadın ve erkek arasında bir ayrım yapmak değil; insanı merkeze almaktır. Kadını ya da erkeği değil, emeği ve üretkenliği değerli gördüğümüzde ve kimsenin hakkını tartışma konusu yapmadığımızda sağlıklı yapılar kurabiliriz. Gerçek eşitlik karşı karşıya durmakta değil, yan yana yürüyebilmekte başlar. Yan yana yürüyebildiğimiz ölçüde güçlenir, birlikte üretebildiğimiz ölçüde büyürüz. Kalıcı ve sağlam toplumlar da ancak bu ortak emekle inşa edilir.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın

Bu kapanacak 0 saniye