Doğallık, Estetik ve Duygu!
- ankaralife
- 18 Mart 2026
“Çekimden önce zihnimde küçük storyboard’lar kurar, ışığı ve kurguyu onların ilişkisini yansıtan bir sahne gibi düşünürüm.”
Şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi, aşkı ve ilişkileri fotoğrafın ötesinde bir dil olarak keşfe çıkıyor: Sinem Çelik Erol, “Love Story” çekimleriyle romantik pozların sınırlarını aşıyor. Onun objektifinden bakınca, her çiftin ve her ailenin kendi ritmi, kendi hikâyesi görünür hâle geliyor. Sadece estetik değil, duygu ve ruh ön planda; bakışlar, sessizlikler ve küçük anlar, fotoğraflara taşınan en değerli detaylar oluyor. Kadını ilişkide yalnızca romantik bir figür değil, güçlü ve kendinden emin bir özne olarak konumlandıran Sinem Çelik Erol, aşkı klişelerden uzak, samimi ve zamansız bir dille anlatıyor. Çekimlerinde kurgu kadar doğallık, estetik kadar gerçeklik var; ortaya çıkan kareler, çiftlerin yıllar sonra bile kendilerini bulabilecekleri bir hafıza alanı sunuyor. Keyifli geçen röportajımız sizlerle, iyi okumalar dileriz.
Röportaj: Hatice Şeyma Basut
Sinem Hanım, “Love Story” çekimleri son yıllarda romantik fotoğrafçılığın ötesine geçen bir anlatı dili oluşturdu. Sizin “Aşk Hikayeleri” yaklaşımınızı klasik çift çekimlerinden ayıran temel fark nedir?
Love Story benim için hiçbir zaman yalnızca romantik pozlar üretmek olmadı. En başından beri amacım estetik kareler yaratmaktan çok, bir ilişkinin ruhunu görünür kılmaktı. Klasik çift çekimlerinde estetik ön plandayken, benim yaklaşımımda hikâye ve duygu merkezde yer alır. Çiftlerin birbirine nasıl baktığı, birlikte nasıl yürüdüğü, aralarındaki sessizliğin tonu… Bunlar benim için bir pozdan çok daha kıymetli. Yalnızca çiftlerin değil; ailelerin, bir anne ile kızın ya da sevdiklerin arasındaki gerçek bağı görünür kılmaya çalışıyorum. Çünkü güçlü bir fotoğrafın, yalnızca görüneni değil hissedileni de taşıdığına inanıyorum. Bu yüzden çekimlerimde kurgu kadar doğallık, estetik kadar duygu vardır. Her hikâyeye aynı gözle değil, o ilişkinin ruhuna göre yaklaşırım. Her çiftin ve her ailenin hikâyesi kendine özgü olduğu için hiçbir çekim diğerinin tekrarı olmaz. Ortaya çıkan kareler yalnızca romantik değil; zamansız, sahici ve kişisel bir anlatı taşır.
Love Story çekimine başlamadan önce çiftin hikâyesini nasıl okuyorsunuz? Mekân, ışık ve kurgu seçimleriniz o ilişkinin karakterine göre nasıl şekilleniyor?
Her çekimden önce çiftlerle mutlaka sohbet ederim; beklentilerini dinler, varsa sosyal medyada tarzlarına, fotoğraflarına ve beğenilerine bakarım. Çünkü her ilişkinin ritmi farklıdır. Kimisi sakin ve derin, kimisi enerjik ve neşelidir. Mekân seçiminden ışık kullanımına kadar tüm yaratıcı kararlar bu karaktere göre şekillenir. Çekimden önce zihnimde küçük storyboard’lar kurar, ışığı ve kurguyu onların ilişkisini yansıtan bir sahne gibi düşünürüm. Böylece ortaya yalnızca estetik değil, tamamen onlara ait bir dünya çıkar.
Bir kadın fotoğrafçı olarak aşkı anlatma biçiminizin, kadını ilişkide konumlandırış şeklinizi etkilediğini düşünüyor musunuz? Love Story karelerinizde kadının duruşu nasıl bir anlatı taşıyor?
Kesinlikle etkilediğini düşünüyorum. Kadını yalnızca romantik bir figür olarak değil, ilişkinin öznesi olarak konumlandırıyorum. Karelerimde kadın çoğu zaman güçlü, kendinden emin ve varlığıyla alanı dolduran bir duruş taşır. Çünkü gerçek bir aşk hikâyesinde kadın silikleşmez; aksine kendi varlığıyla ilişkiyi derinleştirir. Benim için estetik olan, kadının doğal haliyle güçlü görünmesidir. Bu güç bazen bir bakışta, bazen bir duruşta, bazen de tamamen sade bir anın içinde kendini gösterir. Fotoğraflarımda kadının romantik olduğu kadar özgür ve kendine ait bir alanı olduğu hissedilsin isterim.
Aşkı fotoğraflarken klişeye düşmemek zor bir denge gerektiriyor. Siz romantizm ile gerçeklik arasındaki çizgiyi nasıl koruyorsunuz?
Klişeden uzak kalmanın yolu, gerçekten beslenmekten geçiyor. Çiftlere hazır pozlar vermek yerine onların doğal akışını izliyorum. Fazla müdahale etmeden, anın kendi estetiğini yakalamaya çalışıyorum. Romantizm benim için abartılı jestler değil; samimi bir temas, küçük bir gülümseme ya da birlikte geçirilen sade bir an. Gerçeklik duygusu korununca romantizm zaten kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu dengeyi korumak için çekimlerde sadelik ve zamansızlık en önemli rehberim.
Love Story çekimleri aynı zamanda güçlü bir marka dili gerektiriyor. Girişimci kimliğinizle bu konsepti inşa ederken nasıl bir vizyon ortaya koydunuz? Sizi tercih eden çiftler hangi duygunun peşinden geliyor?
Markamı kurarken amacım yalnızca fotoğraf üretmek değil, kalıcı bir his yaratmaktı. Zamansız, sade ve güçlü bir estetik dili oluşturmak için yıllar içinde çok net bir çizgi belirledim. Love Story çekimleri, çiftlerin yıllar sonra baktıklarında hâlâ kendilerini bulabilecekleri bir hafıza alanı sunuyor. Beni tercih eden çiftler gösterişli karelerin değil, gerçek ve rafine bir duygunun peşinden geliyor. Kendilerini doğal ve özel hissettikleri bir deneyim yaşamak istiyorlar. Ben de her projede onlara yalnızca fotoğraf değil, kendi hikâyelerinin en gerçek yansımasını vermeye çalışıyorum.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle sormak isteriz: Sizce güçlü bir aşk hikâyesi nasıl bir kadın ve nasıl bir eşitlik anlayışı üzerine kurulur? İlişkilerde kadının kendi varlığını koruması sizce neden önemli?
Güçlü bir aşk hikâyesi, iki bireyin kendi varlığını koruyarak kurduğu bir denge üzerine inşa edilir. Kadının kendini gerçekleştirebildiği, sesinin duyulduğu ve eşit bir alanın olduğu ilişkiler daha derin ve sürdürülebilir oluyor. Kadın kendi varlığını koruduğunda ilişki de daha gerçek ve sağlam bir zemine oturuyor. Benim için aşk; birinin diğerine tutunması değil, iki güçlü bireyin yan yana yürüyebilmesi. 8 Mart vesilesiyle şuna inanıyorum: Kadın kendi ışığını kısmadan var olabildiğinde, hem hayat hem de aşk çok daha anlamlı ve özgür bir hale geliyor.
Instagram/@sinemcelikphotography



