Mağduriyetten Kahramanlığa!
Ankara Life Dergisi, bu ay okurlarını içsel güç ve dönüşümün kapılarını aralayan özel bir buluşmaya davet ediyor: NLP Uzmanı Sara Tekin ile kadınların travma ve şiddet deneyimlerinden nasıl güçlenerek çıkabileceklerini konuştuk. Kendimizi suçlama ve yetersizlik kalıplarından özgürleştirmenin yolları, yeniden çerçeveleme teknikleriyle öz-değer inşası ve “hayır” diyebilmenin sınır koyma sanatı… Sara Tekin, dilin ve kelimelerin mağduriyet hikâyesini nasıl kahramanlık yolculuğuna dönüştürebileceğini, açık ve içten bir dille aktarıyor. Kadınların sessizliğini kıran ve güçlenme yolculuğunu başlatan adımlar bu sayıda sizleri bekliyor. İyi okumalar dileriz.
Röportaj: Hatice Şeyma Basut
Sara Hanım, NLP perspektifiyle baktığımız da; şiddet veya travma deneyimlemiş kadınların içsel diyaloglarında en sık rastladığımız ‘kısıtlayıcı inanç’ kalıpları nelerdir? Bu zihinsel dilin dönüşümü iyileşmeyi nasıl tetikler?
NLP’ de biz ‘dil, zihnin haritasıdır’ deriz. Şiddet deneyimi yaşayan kadınlarda en sık karşılaşılan bilişsel kalıplar; kendini suçlama, yetersizlik algısı ve öğrenilmiş çaresizliktir. “Benim yüzümden oldu”, “Daha sabırlı olsaydım değişirdi”, “Kimse bana inanmaz” gibi genelleyici ve mutlak ifadeler, zamanla kişinin kimlik algısına yerleşir. Zihin yaşadığı acıyı anlamlandırmak için suçu kendine atma eğilimi gösterir. NLP perspektifinde bu durum, sınırlayıcı inançların bilinçaltında kök salması olarak değerlendirilir. Travmatik deneyim, yalnızca bir olay olmaktan çıkar; bireyin kendilik tanımına dönüşür. İyileşme sürecinde ilk adım, olay ile kimliği ayrıştırmaktır. “Şiddet gördüm” ifadesi bir yaşantıyı tanımlar; “Ben değersizim” ise kimlik yüklemesidir. Bu ayrımın yapılması, psikolojik güçlenmenin başlangıç noktasıdır. Kelimeler değiştiğinde, sinir sistemindeki savunma mekanizması yerini inşacı bir sürece bırakır.
Şiddetin (psikolojik veya fiziksel) kimlik algısı üzerindeki tahribatını nasıl tanımlarsınız? NLP’nin ‘yeniden çerçeveleme’ tekniği, öz-değer inşasında nasıl bir rol oynar?
Şiddetin uzun vadeli etkileri, bireyin öz-değer algısında belirgin bir aşınmaya yol açabilir. Kişi zamanla kendisini güçlü ve özerk bir birey olarak değil; katlanan, uyum sağlayan ve susan biri olarak tanımlamaya başlayabilir. Bu durum, kimlik alanının daralmasına ve potansiyelin geri planda kalmasına neden olur. NLP teknikleri bu noktada yeniden çerçeveleme (reframing) imkânı sunar. Amaç, travmayı inkâr etmek değil; travmanın bireyin kimliğini tanımlayan merkezi unsur olmasını engellemektir. Duygusal yoğunluğun azaltılması ve olaya yüklenen anlamın dönüştürülmesiyle birlikte kişi, mağdur kimliğinden güçlenen birey kimliğine geçiş yapabilir.
Toplumsal ‘el alem ne der’ veya ‘ayıp’ gibi baskılar, kadınların bilinçaltına adeta birer pranga gibi vuruluyor. Bu kolektif kodları kırmak gerçekten mümkün mü? İlk adın ne olmalı?
Kesinlikle mümkün, çünkü bu kodlar bize doğuştan gelmedi, sonradan “öğretildi”. Öğrenilen her şey, yeniden yapılandırılabilir. Bilinçaltı, koruyucu bir mekanizmadır ve bazen bizi “sessiz kalarak” koruyacağını sanır. Bu sessizlik yeminini bozmanın ilk adımı; “Farkındalık” ve ”Sesini Bulmak” tır. Kadın, toplumun ona biçtiği “sabırlı ve suskun” rolünün kendi gerçekliği olmadığını anladığı an pranga gevşer. İlk somut adım, bu sessizliği güvenli bir alanda (bir uzmanla veya destek grubuyla) bozmaktır.
Travma yaşamış kadınlarla çalışırken dilin gücünü nasıl kullanıyorsunuz? Özellikle kelime seçiminin ve anlatı biçiminin, mağduriyet psikolojisinden güçlenme hikayesine geçişteki rolü nedir?
Dil, yalnızca ifade aracı değil; aynı zamanda bilişsel yapılandırma aracıdır. Kullanılan kelimeler, bireyin deneyimi nasıl kodladığını gösterir. “Bana bunu yaptı” demek bir gerçektir, ancak “Ben buna rağmen ayağa kalktım” demek bir güç beyanıdır. Çalışmalarımda kadınların “Ama”, “Keşke”, “Zorundayım” gibi edilgen kelimeleri; “Ve”, “Seçiyorum”, “Yapabilirim” gibi etken kelimelerle değiştirmelerini sağlıyorum. Mağduriyet hikâyesini bir “kahramanlık yolculuğuna” dönüştüren şey, o hikâyeyi anlatanın kullandığı üsluptur. Çalışmalarda, anlatı dilinin mağduriyet merkezinden güçlenme merkezine kaydırılması hedeflenir. Bu değişim, bireyin kendilik algısında dönüşüm yaratır.
Şiddet döngüsünü kırmanın anahtarı “sınır koymak” gibi görünüyor. “Hayır” diyebilmek bir yetenek midir, yoksa NLP ile kazanılan bir beceri mi?
“Hayır” demek aslında bir sınır çizme sanatı ve en büyük öz-sevgi eylemidir. Birçok kadın için “Hayır” demek, sevgiyi kaybetme korkusuyla eşdeğerdir. NLP’de biz bunu Çapalama ve Gelecek Projeksiyonu teknikleriyle çalışıyoruz. Kişiye, sınır koyduğunda neleri kaybetmeyeceğini, aksine saygınlığını nasıl koruyacağını zihinsel olarak simüle ettiriyoruz. Sınır koymak kas gibidir; kullanıldıkça gelişir. “Hayır” diyebilen kadın, kendi hayatının direksiyonuna geçmiş demektir.
Son olarak; zorluklarla mücadele eden kadınlara hem bireysel hem de kolektif düzeyde ne söylemek istersiniz? Güçlenme yolculuğunda atabilecekleri en somut üç adım ne olurdu?
Tüm kadınlara kalpten söylemek isterim ki; içinizdeki güç, başınıza gelen her şeyden daha büyüktür. Benim önerim şu üç adım olur:
Diyaloğu Değiştirin: Kendinizle konuşurken bir düşmanla değil, en sevdiğiniz dostunuzla konuşur gibi şefkatli bir dil kullanın.
Yardım İstemeyi Güç Kabul Edin: Her şeyi tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz. Profesyonel destek almak bir zayıflık değil, stratejik bir güç gösterisidir.
Küçük Zaferleri Kutlayın: Büyük değişimler bir gecede olmaz. Bugün attığınız minik bir adım, yarının devrimidir. Kendi değerinizi başkasının onayına bırakmayın.
Instagram: @sara.tekin
Tel: 0541-382-39-82
Mail: info@saratekin.com




