Kanser Aynı, Bireyler Farklı
- ankaralife
- 1 Şubat 2026
BİREYE ÖZGÜ KANSER TEDAVİSİ ÖNEMLİ!
Dünya Kanser Günü öncesinde Ankara Life Dergisi’ne çok önemli mesajlar verdi. Erken teşhisten kişiye Medicana International Ankara Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tek, 4 Şubat özel tedavilere, kanser algısının değişmesinden geleceğin umut veren yöntemlerine uzanan bu özel söyleşide Prof. Dr. Tek, “Kanserden değil, geç kalmaktan korkmalıyız” diyerek toplum için hayati uyarılarda bulunuyor. İyi okumalar dileriz.
Röportaj: Hatice Şeyma Basut
İbrahim Bey, 4 Şubat Dünya Kanser Günü yaklaşırken, toplumda kanser farkındalığını artırmak için bireylerin neler yapmasını önerirsiniz? Erken teşhisin önemi sizce yeterince vurgulanıyor mu?
4 Şubat Dünya Kanser Günü, kansere karşı farkındalığı artırmak; kanserin tanısı, erken tedavisi ve önlenmesine teşvik etmek amacıyla her yıl düzenlenen uluslararası bir gündür. Bu gün, Uluslararası Kanserle Savaş Örgütü tarafından 2000 yılından itibaren bu adla anılmaktadır. Dünya Kanser Günü’nün amacı; kanserin ne olduğunu doğru şekilde anlatmak, farkındalığı artırarak yanlış bilgilerin önüne geçmek ve kanserden kaynaklanan ölümleri azaltmaktır. Aslında bu konu sadece bugünle sınırlı değildir; yaşam tarzımızı kendimiz için doğru şekilde düzenlememiz gerekir. Kişi kendisine değer veriyorsa, yapması gerekenler zor değildir. Öncelikle zararlı alışkanlıklardan kaçınmak önemlidir; sigara ve alkolden uzak durulmalıdır. Dengeli beslenmek de büyük önem taşır. Özellikle hazır gıdalardan, tütsülenmiş yiyeceklerden ve aşırı kırmızı et tüketiminden kaçınılmalı; hayvansal yağlar azaltılmalı, meyve ve sebze tüketimi artırılmalıdır. Kilo almamak ve düzenli fiziksel aktivite yapmak herkesin uygulayabileceği rutinlerdir. En azından günde 30–45 dakika, yaklaşık 5–7 bin adım tempolu yürüyüş önerilmektedir. Günümüzde stres de önemli bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Stresten uzak durmak önemlidir; ancak bunun nasıl sağlanacağı kişiye özel yöntemlerle planlanmalıdır. Hepatit B aşılaması ve cinsel aktivite başlamadan önce kız çocuklarına HPV aşısı yapılması, bazı bireyleri karaciğer ve rahim ağzı kanserinden koruyabilir. Bunun dışında, kadın ve erkeklerde belirli yaş gruplarında yapılması gereken kanser tarama testleri ve işlemleri de büyük önem taşır. Kadınlarda 45 yaşından sonra meme ultrasonografisi ve mamografi, 18 yaşından itibaren yıllık rahim ağzı kanseri taraması (Pap smear testi), her iki cinste 45–50 yaşlarından itibaren kolonoskopi incelemesi, erkeklerde prostat muayenesi ve yoğun sigara tüketen bireylerde düşük doz akciğer tomografisi sayılabilir. Ailede bilinen genetik bir kanser yatkınlığı varsa, mutlaka genetik danışmanlık alınması önerilir.
Kanser tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşandı. Günümüzde hangi yenilikçi tedavi yöntemleri, hastaların yaşam kalitesini ve tedavi başarısını en çok etkiliyor?
Kanser tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşanmıştır. Günümüzde uygulanan yenilikçi tedavi yöntemleri, hastaların hem yaşam kalitesini hem de tedavi başarısını belirgin şekilde artırmaktadır. Toplumda kanser bilinci giderek artmaktadır. Sağlık Bakanlığına bağlı KETEM merkezleri, kanserle ilgili kurulan dernekler, internet kullanımının yaygınlaşması ve yaşam süresinin uzaması bu farkındalığın artmasında etkili olmuştur. Buna rağmen, erken teşhisin önemi hâlâ yeterince kavranmış değildir. Oysa doğru zamanda yapılan erken tanı, hayat kurtarır ve hastanın şifaya kavuşmasını sağlar. Günümüzde kanser tedavileri daha etkili olmakla birlikte, maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle tedaviye erişim zaman zaman zorlaşabilmektedir. Özellikle yeni geliştirilen ve “akıllı ilaçlar” olarak adlandırılan tedaviler bu alanda öne çıkmaktadır. Bu ilaçların bir kısmı bağışıklık sistemini aktive ederek kanser hücrelerini yok eder; bunlara immünoterapi ilaçları denir. Bazıları tümör oluşumunda görev alan hücre yüzeyindeki ya da hücre içindeki reseptörlere bağlanarak etki gösterir; trastuzumab bu gruba örnek verilebilir.
Bazı ilaçlar ise enzim yolaklarını durdurarak etki eder; mTOR inhibitörleri buna örnektir. Bunun yanı sıra, hücre yüzeyinde birden fazla reseptörü hedefleyerek etki gösteren bispesifik antikorlar geliştirilmiştir. Ayrıca ilaç ve antikorun birlikte kullanıldığı, “ilaç-antikor konjugatları” adı verilen tedaviler de mevcuttur. Bu yöntemlerde ilaç hedefe bağlandığında içindeki kemoterapötik ajan hücreyi yok ederken, antikor bağışıklık sistemini uyararak tedavinin etkinliğini artırır. Bunlara ek olarak, kanser aşıları ve CAR-T Cell hücre tedavileri gibi hücresel tedaviler de geliştirilmektedir. Radyasyon Onkolojisi, Nükleer Tıp ve Radyoloji alanlarındaki ilerlemeler de kanser tedavisine önemli katkılar sağlamaktadır. Radyoizotop tedavileri, foton tedavisi, CyberKnife uygulamaları, radyonüklid tedaviler, embolizasyon ve radyofrekans tedavileri bu gelişmelere örnek olarak sayılabilir.
‘Hastaya özel’ tedavi kavramı gün geçtikçe öne çıkıyor. Kanser tedavisinde kişiye özel yaklaşımın hastaların sonuçlarını nasıl değiştirdiğini bizimle paylaşabilir misiniz?
“Hastaya özel” tedavi kavramı gün geçtikçe daha fazla önem kazanmaktadır. Kanser tedavisinde kişiye özel yaklaşım, hastaların tedavi sonuçlarını belirgin şekilde değiştirmektedir. Kişiye özgü tedavi güncel ve hızla gelişen bir konudur. Burada bilinmesi gereken en önemli nokta, kanserin adının aynı olmasına rağmen hastaların birey olarak birbirinden çok farklı olduğudur. Örneğin, aynı yaşta ve aynı evrede iki meme kanseri hastasında hastalığın seyri aynı olmayabilmektedir. Geçmişte bunun farkında olunmasına rağmen, hastalara çoğunlukla benzer tedaviler uygulanmaktaydı. Günümüzde ise kansere yol açan tümör genetiğindeki yolaklar daha iyi anlaşıldıkça, tedaviler bireye göre şekillenmeye başlamıştır. Örneğin ileri evre küçük hücre dışı akciğer kanseri olan bir hastayı ele alalım. Önceden bu hasta için tek tedavi seçeneği kemoterapiydi. Günümüzde ise ilk adım, hastanın tümör genetiğinin analiz edilmesi, yani moleküler profilleme yapılmasıdır. Elde edilen sonuca göre; örneğin EGFR mutasyonu saptanırsa hedefe yönelik “akıllı” bir ilaç başlanmakta, PD-L1 düzeyi %50’nin üzerinde ise immünoterapi tercih edilebilmektedir. Bu yaklaşımla uygulanan tedavilerin etkinliği belirgin şekilde daha yüksek olmaktadır. Bu tedavi şekli “kişiye özgü tedavi” olarak adlandırılsa da, aslında daha çok “tümöre özgü tedavi” tanımına uymaktadır. Gelecekte bu yaklaşıma; hastanın hücresel bağışıklık durumu, tümörün bulunduğu mikroçevre, vücutta dolaşan tümör yükü ve kişinin mikrobiyotası gibi faktörleri hedefleyen tedaviler de eklendiğinde, gerçek anlamda kişiye özgü tedavilerin daha da gelişeceği düşünülmektedir.
Maalesef hâlâ birçok kişi kanserden korkuyor ve tedaviyi erteleyebiliyor. Sizce toplumun kanser algısını değiştirmek için hangi stratejiler etkili olabilir?
Maalesef günümüzde hâlâ birçok kişi kanserden korkmakta ve bu nedenle tedaviyi erteleyebilmektedir. Bazı hastalar, kanseri fark etseler bile korkuları nedeniyle doktora geç başvurmaktadır. Bunun temel nedenleri arasında kişinin bu hastalığı kendine yakıştıramaması, hastalığı kabullenmekte zorlanması ve ölüm korkusu yer almaktadır. Bu algının değiştirilebilmesi için aile hekimleri başta olmak üzere, her türlü medya aracılığıyla erken evre kanserin hayatı sonlandıran bir hastalık olmadığı; doğru ve zamanında tedaviyle tamamen ortadan kaldırılabilme ihtimalinin bulunduğu vurgulanmalıdır. Ayrıca kanser tarama testlerinin önemi toplumda sık sık hatırlatılmalı ve bu konuda bilinçlendirme çalışmaları artırılmalıdır.
Önümüzdeki 5–10 yıl içinde kanser tedavisinde sizi en çok heyecanlandıran gelişmeler neler? Bu alanda umut verici çalışmaları bizimle paylaşabilir misiniz?
Önümüzdeki 5–10 yıl içinde kanser tedavisinde en çok heyecan uyandıran gelişmelerin başında, kanserin çok daha erken evrede saptanabilmesi gelmektedir. Yeni geliştirilen radyofarmasötik görüntüleme yöntemleri sayesinde erken tanı olanakları artacaktır. Tanı konulduğunda ise dolaşan tümör hücrelerinin kolaylıkla saptanabilmesiyle hastalığın doğru evrelendirilmesi mümkün olacak, patolojik incelemelerin daha ayrıntılı hâle gelmesiyle tedavi sıralaması ve her hastaya yaklaşım önemli ölçüde değişecektir. Tümör genetiğinin daha net aydınlatılmasıyla, hangi yolakların hangi ilaçlara nasıl yanıt verdiği daha iyi anlaşılacak; tek ilaçlı tedaviler mi yoksa kombine tedaviler mi uygulanması gerektiği daha doğru şekilde belirlenecektir. Düzenli aralıklarla yapılacak kanda dolaşan kanser hücresi taramaları gibi testler sayesinde tedaviler hem daha etkin hem de daha kişiselleştirilmiş olacaktır. Ancak bu gelişmelerin aynı zamanda daha karmaşık ve maliyetli tedavileri de beraberinde getireceği açıktır. Bu nedenle kanserden korkmak yerine, geç evrede tanı almaktan korkmalıyız. Bireyler olarak kendi vücudumuzu daha iyi tanımalı, şikâyetlerimizi önemsemeli, basit önlemlerle kanser riskimizi azaltmalı ve stresten uzak durmaya çalışmalıyız. Aslında yapılması gerekenler bu kadar basittir.
Medicana International Ankara Hastanesi Medikal Onkoloji uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tek



