Bir Yudum Farkındalık!
- Selda Güneş
- 16 Mayıs 2026
“Günlük hayatın hızında kaybolan dikkati yeniden inşa etmeyi hedefliyoruz.”
Ankara’nın kahve sahnesinde fark yaratan 3 Cores Coffee & Roastery’nin kurucu ortağı Kerem Küçükoğlu, kahveyi bir içecekten öte bir “farkındalık pratiği” olarak ele alıyor. Şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi’ne konuk olan Kerem Bey, yavaşlamayı merkeze alan deneyim kurgularından direct trade yaklaşımına, tasarım ile teknik ustalık arasındaki hassas dengeden markanın bilinçli büyüme stratejisine uzanan yolculuklarını anlatıyor. Bu söyleşide, bir fincan kahvenin nasıl bir düşünce alanına dönüştüğünü keşfedeceksiniz. İyi okumalar dileriz.
Röportaj: Hatice Şeyma Basut
3 Cores Coffee & Roastery, yalnızca bir kahve markası değil; aynı zamanda bir “deneyim kurgusu” olarak konumlanıyor. Bugün geldiğiniz noktada, bir fincan kahvenin ötesine geçen bu deneyimi tasarlarken en çok hangi duyguyu ya da ihtiyacı merkezde tutuyorsunuz?
Bizim için kahve hiçbir zaman sadece bir içecek olmadı; daha çok bir algı aracı oldu. 3 Cores’ta odaklandığımız temel değer “farkındalık”. İnsanların bir fincan kahveyi yudumlarken durup düşünmesini istiyoruz. Tasarladığımız asıl şey bir “yavaşlama anı”. Günlük hayatın hızında kaybolan dikkati yeniden inşa etmeyi hedefliyoruz. Bu süreçte kahve, sadece bir taşıyıcı görevi görüyor.
Kuruluş hikâyenizde hem tasarım disiplini hem de kahveye duyulan teknik tutku güçlü bir şekilde hissediliyor. Bu iki yaklaşım günlük operasyonlarınızda nasıl dengeleniyor?
Biz bu ikisini ayrı şeyler olarak görmüyoruz. İyi bir kahve zaten iyi tasarlanmış bir üründür. Aynı şekilde iyi bir tasarım da teknik doğruluk olmadan boş kalır.
Operasyonda bunu şöyle dengeliyoruz:
- Teknik ekip “doğruyu” arar
- Tasarım yaklaşımı “anlamlı olanı” sorar
Bir kahve çok iyi demlenebilir ama anlatacak bir hikâyesi yoksa eksik kalır. Ya da tam tersi, hikâyesi güçlü ama fincanda karşılığı yoksa sürdürülebilir değildir. Bizim işimiz bu iki eksenin kesişim noktasını bulmak.
Türkiye’de nitelikli kahve kültürü son yıllarda hızla gelişti. Ancak siz bu dönüşümün erken aktörlerinden birisiniz. Bugün geriye baktığınızda, sektörün evrimi içinde sizi en çok şaşırtan ya da dönüştüren kırılma noktası ne oldu?
En büyük kırılma noktası kahvenin “bilgi nesnesine” dönüşmesi oldu. Eskiden insanlar kahveyi sever ya da sevmezdi. Bugün ise anlamaya çalışıyor. Bu dönüşüm hızlandıkça, yüzeysellik de aynı hızla arttı. Belki de en şaşırtıcı olan buydu: Bilginin artmasıyla derinliğin her zaman artmaması. Bu da bizi daha fazla sadeleşmeye itti. Daha az konuşup, fincanda daha net şeyler söylemeye…
Direct trade yaklaşımıyla üreticiyle kurduğunuz bağ, markanızın en ayırt edici unsurlarından biri. Bu ilişki biçimi, sadece ürün kalitesini değil, marka hikâyenizi ve müşteriyle kurduğunuz bağı nasıl etkiliyor?
Direct trade bizim için bir “tedarik modeli” değil, bir perspektif. Kahveyi bir ürün olarak değil, bir süreç olarak görmemizi sağlıyor. Üreticiyle kurulan bağ, aslında müşteriye anlattığımız hikâyeyi dönüştürüyor: Artık “iyi kahve” demiyoruz, “Bu kahve neden böyle?” diye anlatıyoruz. Bu da müşteriyi pasif tüketiciden aktif katılımcıya çeviriyor.
Kısacası direct trade, fincandaki kaliteyi artırdığı kadar, markanın anlatım dilini de derinleştiriyor.
Günümüz şehir hayatında kafeler artık sadece sosyalleşme alanı değil, aynı zamanda birer “mikro yaşam alanı”. 3 Cores mekanlarını kurgularken, ziyaretçinin orada geçirdiği zamanı nasıl tanımlıyorsunuz?
Biz mekânı bir “kaçış” olarak değil, bir “geçiş alanı” olarak görüyoruz. İnsanlar burada uzun süre kalmak zorunda değil. Ama kısa süre kalsalar bile o zamanın yoğunluğu önemli.
Bu yüzden mekân tasarımında üç şeye odaklanıyoruz:
- Gürültüyü azaltmak
- Akışı sadeleştirmek
- Dikkati yönlendirmek
Amaç şu: İnsan içeri girdiğinde dış dünyadan kopmasın, ama kendi iç dünyasına biraz daha yaklaşsın.
Üretmek; vizyonu paylaşmak kadar farklı bakış açılarını yönetmeyi de gerektiriyor. 3 Cores’un bugünkü karakterini belirleyen en önemli ortak kararınız neydi?
En kritik kararımız şuydu: “Hızlı büyümemek.”
Bu, dışarıdan bakıldığında ticari bir karar gibi görünmeyebilir ama aslında markanın karakterini belirleyen en önemli şey oldu.
Çünkü bu karar:
- Ürün seçimimizi etkiledi
- Mekân sayımızı sınırladı
- Anlatım dilimizi şekillendirdi
Ve en önemlisi, bizi sürekli aynı soruya geri getirdi: “Bunu gerçekten yapmak istiyor muyuz, yoksa sadece büyümek için mi yapıyoruz?”
3 Cores’un bugünkü kimliği, bu soruya verdiğimiz cevapların toplamı.



