Çocuğu Anlamak, Geleceği Korumak!
- Selda Güneş
- 17 Mayıs 2026
“Bugün çocuk ruh sağlığını değerlendirirken yalnızca çocuğun bireysel özelliklerine değil, içinde büyüdüğü dijital ve hızla değişen dünyaya da bakmak gerekiyor.”
Çocukların duygusal dünyasını anlamak çoğu zaman sanıldığından daha karmaşık… Tanıların, tedavi yaklaşımlarının ve ebeveyn kaygılarının sık sık birbirine karıştığı bu alanda Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. G. Melike Güveli Bozkurt, çocuk psikiyatrinin yalnızca “ilaç yazılan” bir alan olmadığını vurguluyor. Gelişimden aile ilişkilerine, okul yaşamından dijital dünyanın etkilerine kadar çocukların ruh sağlığını bütüncül bir bakışla ele alan Bozkurt, merak edilen pek çok soruyu Ankara Life Dergisi için yanıtladı. İyi okumalar dileriz.
Röportaj: Hatice Şeyma Basut
Melike Hanım, söz konusu ruh sağlığı çalışanları olduğunda kavramların sık sık karıştığını ya da birbiri yerine kullanıldığını görüyoruz. Çocuk psikiyatristi kimdir ve hangi alanlarda çalışır?
Evet, bu konuda alanda büyük bir karmaşa hakim. Çocuk psikiyatristleri, 6 yıllık tıp fakültesi eğitimlerinin ardından çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları alanında 4 yıllık bir ihtisas sürecini tamamlamış uzman doktorlardır. Bir çocuk psikiyatristi; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, öğrenme güçlükleri, otizm spektrum bozukluğu, davranış sorunları ve gelişim dönemine özgü ruhsal güçlükler gibi çok farklı alanlarda çalışır.
Toplumda “çocuk psikiyatristine gidilirse mutlaka ilaç başlanır” gibi bir algı var. Bu algı nedeniyle insanlar hekime başvurmaktan çekiniyor. Çocuk psikiyatride tedavi sürecinde hangi yöntemler devreye giriyor?
Bu oldukça yaygın bir algı, ancak çocuk ve ergen psikiyatrisi yalnızca ilaç tedavisinden ibaret bir alan değil. Bir çocuk psikiyatristine başvurulduğunda ilk olarak çocuğun gelişimsel özelliklerini, aile ilişkilerini ve okul ortamını birlikte değerlendirerek durumu anlamaya çalışıyoruz. Tedavi süreci her çocukta ve hatta aynı çocuğun farklı gelişim dönemlerinde bile farklılık gösteriyor. Pek çok durumda ebeveynlerle yapılan görüşmeler, çocuğa ve aileye yönelik psikoeğitim ve okul ile kurulan iş birliği tedavinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Çocuk psikiyatride, çocuğun yaşına ve tanısına bağlı olarak çeşitli psikoterapi yöntemlerinden de yararlanılıyor. İlaç tedavisi ise yalnızca gerekli olduğunda ve belirtilerin çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkilediği durumlarda, kanıta dayalı uygulamalar şeklinde gündeme geliyor.
Bugün çocuk ve ergenlerde en sık karşılaştığınız ruh sağlığı sorunları hangileri?
Klinik pratikte en sık karşılaştığımız durumların başında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon ve davranış sorunları geliyor. Son yıllarda özellikle sınav ve akademik performans kaygısı ve sosyal ilişkilerle ilgili güçlüklerin daha sık gündeme geldiğini görüyoruz. Ergenlik döneminde ise kimlik gelişimi, akran ilişkileri ve sosyal medya kullanımı çocukların ruhsal dünyasını belirgin biçimde etkileyebiliyor. Bunun yanında bugünün çocuklarının önceki kuşaklardan farklı bir dönemde büyüdüğünü de unutmamak gerekiyor. 2019 yılında başlayan COVID‑19 pandemisi, pek çok çocuk için okuldan, arkadaşlarından ve günlük rutinlerinden uzun süre uzak kalmak anlamına geldi. Bu süreçte artan sosyal izolasyon ve hayatın büyük ölçüde ekranlar üzerinden devam etmesi bazı çocuklarda dikkat sorunlarının, kaygının ve motivasyon güçlüklerinin daha görünür hale gelmesine neden oldu. Pandemi sona ermiş olsa da ekranların ve dijital dünyanın çocukların yaşamındaki ağırlığı kalıcı biçimde arttı. Bu nedenle bugün çocuk ruh sağlığını değerlendirirken yalnızca çocuğun bireysel özelliklerine değil, içinde büyüdüğü dijital ve hızla değişen dünyaya da bakmak gerekiyor.
Aileler çoğu zaman bir davranışın gelişimsel bir dönem mi yoksa bir sorun mu olduğunu ayırt edemiyor. Hangi durumlar bir uzmana başvurmayı gerektirir?
Çocukların gelişim sürecinde zaman zaman zorlayıcı davranışlar görülmesi oldukça doğaldır. Burada önemli olan, ortaya çıkan davranışların süresi, şiddeti ve çocuğun günlük yaşamını ne kadar etkilediğidir. Eğer bir davranış uzun süredir devam ediyorsa ve çocuğun okul yaşamını, arkadaş ilişkilerini ya da aile içindeki işlevselliğini belirgin biçimde etkiliyorsa bir uzmana başvurmak faydalı olabilir. Çocukların yaş dönemlerine özgü bazı korku ve kaygılar yaşamaları aslında gelişimin doğal bir parçasıdır. Ancak kaygı günün büyük bölümüne yayılıyor, çocuk bu nedenle sürekli bir huzursuzluk yaşıyor, daha önce keyif aldığı etkinliklere ilgisini kaybediyor ya da uyku ve iştah gibi alanlarda belirgin değişiklikler ortaya çıkıyorsa mutlaka profesyonel bir değerlendirme yapılması ve gerekli destek planının oluşturulması önemlidir. Ailelere genellikle şunu söylüyoruz: Bir durum ebeveyn olarak sizi sürekli endişelendiriyorsa veya çocuğun günlük yaşamını zorlaştırıyorsa, bunu bir uzmanla konuşmak için beklemek gerekmez. Erken değerlendirme çoğu zaman hem çocuk hem de aile için süreci çok daha kolay hale getirir.
Dijital dünya ve yoğun okul temposu çocukların ruh sağlığını nasıl etkiliyor?
Günümüzde çocuklar hem akademik beklentilerin hem de dijital dünyanın yoğun uyarıcılarının içinde büyüyor. Ekranların hayatımızdaki yeri artık kalıcı hale geldi. Eğitim, eğlence ve sosyal ilişkilerin önemli bir kısmı dijital ortamlar üzerinden yürütülüyor. Ancak uzun süreli ve kontrolsüz ekran kullanımı dikkat süresini, uyku düzenini ve duygusal regülasyonu olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle ergenlik döneminde sosyal medya kullanımı, sosyal karşılaştırmaları ve yetersizlik duygularını da tetikleyebiliyor. Yoğun ders programları, sınav odaklı eğitim sistemi ve performans beklentisi bazı çocuklarda kaygıyı artırabiliyor. Buna dijital dünyanın sürekli uyaran veren yapısı da eklendiğinde çocukların dinlenmeye, oyuna ve serbest zamana ayırabildikleri alan giderek daralıyor.
Çocuklarının ruhsal gelişimini desteklemek isteyen ailelere en önemli tavsiyeniz ne olur?
Sanırım en önemlisi çocuğu duygusal olarak gerçekten görebilmek. Günlük yaşamın yoğunluğu içinde, bir yandan iş, sorumluluklar ve bir yandan da “iyi ebeveyn olma” beklentisini karşılamaya çalışırken bazen çocukla kurduğumuz o doğal bağı gözden kaçırabiliyoruz. Çocukların her zaman tavsiyeye ya da çözüme ihtiyacı olmayabilir. Çoğu zaman ihtiyaç duydukları şey gerçekten duygularının anlaşılmasıdır. Sorunlara çözüm üretmeye çalışmak yerine çocuğun yaşadığı duyguyu fark etmek ve onunla birlikte o duyguyu taşıyabilmek, çocukların duygusal dayanıklılığını güçlendiren en önemli şeylerden biridir. Elbette her ebeveyn zaman zaman zorlanabilir. Böyle durumlarda destek istemek de ebeveynliğin doğal bir parçasıdır. Gerektiğinde bir uzmandan yardım almak hem çocuk hem de aile için süreci çok daha sağlıklı hale getirebilir.



