Gösterişsiz, Sessiz, Derin ve Gerçek!

“Bal, iyi günümde de kötü günümde de aynı. Ruh hâlime göre değişmiyor. Bu, sevgiyi yeniden tanımlıyor.” Sevgililer Günü çoğu zaman iki kişi arasında kurulan romantik cümlelerle tanımlanırken, Aysel Liman Ankara Life Dergisi’ndeki bu özel röportajda sevgiyi bambaşka bir yerden anlatıyor. Bal’la kurduğu bağ; büyük laflardan, iddialı tanımlardan uzak, sessiz ama çok güçlü bir sevgi hâlini görünür kılıyor. Temasın, beklentinin ya da ispatın olmadığı; sadece birlikte var olmanın yettiği bir ilişki bu. Liman’ın satır aralarında okura fısıldadığı şey ise net: Sevgi her zaman ateşli bir hikâye olmak zorunda değil; bazen uzun süre yanan sakin bir sıcaklık, bazen de yan yana nefes alabilme cesareti. Keyifli geçen röportajımız sizlerle, iyi okumalar dileriz. Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Sevgililer Günü genelde iki insan arasındaki aşkla anlatılıyor. Bal ile kurduğunuz bağ, sevgiye dair bildiklerinizi nasıl değiştirdi?

Bal’la kurduğum bağ, sevginin sadece “romantik” bir duygu olmadığını öğretti bana. Sevginin sessizlikte de var olabildiğini, temas olmadan da hissedilebildiğini, sadece birlikte var olmanın bile bir sevgi dili olduğunu gösterdi. Onunla sevgi, beklentisiz bir hâle dönüştü. Performans yok, rol yok, ispat yok. Sadece “olmak” var.

Bal’la ilk karşılaştığınız anı bugün hâlâ net hatırlıyor musunuz? O gün hissettiklerinizle bugünkü bağınız arasında nasıl bir yolculuk var?

İlk karşılaştığımız an hâlâ çok net. Bir yabancının bir anda tanıdık gelmesi gibi bir histi. O günkü duygu biraz şaşkınlık, biraz merak, biraz da “ben artık yalnız değilim” hissiydi. Bugünkü bağ ise çok daha derin: güven, alışkanlık, ritim ve sessiz anlaşma. İlk gün bir kıvılcımdı, bugün bir ateş değil; bir sıcaklık. Sürekli yanan, sakin bir sıcaklık.

Bir hayvana duyulan sevgi ile insana duyulan sevgi sizce nerede ayrışıyor, nerede aynı duyguda buluşuyor?

Hayvana duyulan sevgi daha saf. Daha filtresiz. Daha doğrudan. İnsana duyulan sevgide beklenti, ego, korku, geçmiş deneyimler devreye giriyor. Hayvan sevgisi ise daha “şimdi”de yaşanıyor. Ama buluştukları yer şu: bağ kurma ihtiyacı. Güvende hissetme arzusu. Sevilme ve ait olma hissi. Orada tamamen aynı duyguda birleşiyorlar.

Bal, hayatınızda size kendinizle ilgili hangi duyguları ya da yönleri fark ettirdi?

Bal bana şefkati öğretti. Ama başkalarına değil, önce kendime. Yavaşlamayı öğretti. Kontrol edemediğim şeylerle barışmayı öğretti. Her şeyi yönetemeyeceğimi, her şeyi düzeltmek zorunda olmadığımı fark ettirdi. Ve en önemlisi: sevgiyi “vermekten korkmama” hâlini.

Onunla kurduğunuz ilişki, sabır, emek ve koşulsuz sevgi kavramlarını sizin için nasıl yeniden şekillendirdi?

Sabır artık benim için “katlanmak” değil. “Anlamak” demek. Emek artık “zorunluluk” değil. “Bağ kurma biçimi.” Koşulsuz sevgi ise artık soyut bir kavram değil; canlı bir deneyim. Çünkü Bal, iyi günümde de kötü günümde de aynı. Ruh hâlime göre değişmiyor. Bu, sevgiyi yeniden tanımlıyor.

Okurlarımıza Bal üzerinden küçük ama kalıcı bir sevgi hatırlatması yapmak isteseniz, bu ne olurdu?

Okurlara küçük ama kalıcı bir hatırlatma şu olurdu: Sevgi her zaman büyük sözlerle, büyük jestlerle gelmez. Bazen bir canın sessizce yanına uzanmasıdır. Bazen sadece birlikte nefes almaktır. Ve bazen sevgi, hiçbir şey istemeden yanında kalabilmektir. Bal üzerinden öğrenilen sevgi tam olarak bu: Gösterişsiz, sessiz, derin ve gerçek.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın

Bu kapanacak 0 saniye