Lezzet, Güven ve Bilim Sofralarımızda Buluşuyor!

“PROMECK ana markamız başta olmak üzere; Prowich, Snapwich, Prosort ve Protost markalarımızla, yüksek proteinli ekmek üretimi alanında faaliyet gösteriyor; alışılagelmiş ürünleri inovatif bir bakış açısıyla yeniden yorumluyoruz.” (spot)

Güveni, bilimi ve fonksiyonel beslenmeyi aynı sofrada buluşturan  Promeck, Yönetim Kurulu Başkanı Ali Önal’ın vizyoner bakışıyla ekmeğin geleceğini yeniden tanımlıyor. Ankara Life Dergisine konuk olan Önal, geleneksel fırın anlayışının ötesine geçen üretim yaklaşımını, yüksek proteinli Promeck markasının hikâyesini ve “beslenme markası” olma yolculuklarını tüm açıklığıyla anlatıyor. Bu söyleşi, ekmeği yalnızca bir gıda değil; sağlıklı yaşamın temel yapı taşlarından biri olarak görenlerin mutlaka okuması gereken bir içerik.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Ali Bey, Promeck’i kısaca tanıyabilir miyiz?

Promeck, 2.500 m² kapalı alanda kurulu endüstriyel üretim tesisinde, ileri teknolojiyle ve tam izlenebilir üretim anlayışıyla çalışan bir gıda markasıdır. Tesisimiz; FSSC 22000 Gıda Güvenliği, Helal Üretim, İş Sağlığı ve Güvenliği ve Bilgi Güvenliği sistemleriyle belgelendirilmiştir.

Günümüzde artan gıda güvenliği risklerine karşı, bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılan kontrollerde 100 üzerinden 95 puan almış, şeffaf ve izlenebilir bir üretim altyapısına sahibiz. Biz marka olarak, sofralara ulaşan her üründe sadece lezzeti değil; güveni, şeffaflığı ve sorumluluğu da taşıyoruz.

Promeck markasıyla ürettiğiniz yüksek proteinli ekmeklerin hikâyesi nedir?

Promeck, ‘daha sağlıklı ekmek mümkün’ diyerek yola çıktığı bir hayalin ürünü. Günlük hayatın içinde insanların tok tutan hem de protein ve besin değeri yüksek bir ekmeğe ihtiyacı olduğunu gördük. Bu yüzden klasik ekmeği yeniden düşündük ve onu yüksek proteinli, dengeli ve fonksiyonel bir besine dönüştürdük. Promeck ile amacımız; sağlıklı beslenmeyi, günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirmektir.

Promeck’i klasik anlamda “geleneksel bir ekmek ürünü” olarak değil, daha çok fonksiyonel beslenme odaklı bir gıda ürünü olarak konumlandırıyorsunuz. Bu vizyon nasıl ortaya çıktı?

Marka olarak kuruluş günümüzden itibaren kendimizi “geleneksel bir fırın” gibi konumlandırmadık. Evet, ekmek kültüründen geliyoruz ama yaptığımız iş klasik ekmek üretimi değil. Biz PROMECK ana markamız olmak üzere Prowich, Snapwich, Prosort ve Protost markaları ile yüksek proteinli ekmek üreticisi olarak, alışılagelmiş ürünleri inovatif bir bakış açısıyla yeniden yorumlayan bir markayız.

Amacımız, insanların sadece doymasını değil; daha sağlıklı, daha dengeli ve fonksiyonel beslenmesini sağlayacak bir ekmek anlayışı geliştirmekti. Yani ekmeği metabolizmayı yoran bir karbonhidrat kaynağı olmaktan çıkarıp, tok tutan, besin değeri yüksek ve günlük beslenmeye gerçek katkı sunan bir ürüne dönüştürdük.

Türkiye’de ilk kez ürettiğiniz yüksek proteinli ekmek, sağlıklı beslenme trendinde nasıl bir ihtiyaca karşılık veriyor?

Bugün artık insanlar yalnızca “doymak” istemiyor, “doğru beslenmek” istiyor. Yüksek proteinli ekmek fikri de tam olarak bu ihtiyaçtan doğdu. Yüksek proteinli ekmeklerimiz; klasik beyaz ekmeğe kıyasla daha uzun süre tokluk sağlayabiliyor, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine destek olabiliyor ve günlük protein ihtiyacına pratik bir katkı sunuyor.

Bugün piyasada bulunan klasik ekmek çeşitlerinde ortalama %8 protein bulunurken, biz Promeck ile bitkisel ağırlıklı olmak üzere hayvansal proteinleri de doğru oranlarda kullanarak bu değeri %20’nin üzerine çıkardık.

Bu ürünler sadece sporcular için değil; çocuklardan yaşlılara, yoğun çalışanlardan sağlıklı yaşamı benimseyen herkese hitap eden yeni nesil bir temel gıda yaklaşımını temsil ediyor.

Başdanışmanınız Prof. Dr. Nevin Şanlıer’in beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanlığı, ürün geliştirme süreçlerinize nasıl yansıyor?

Bizim için belki de en kritik nokta bu. Çünkü biz hiçbir ürünü “sadece pazar trendi var” diye geliştirmiyoruz. Her ürünün arkasında mutlaka bilimsel bir dayanak olmasını istiyoruz.

Prof. Dr. Nevin Şanlıer hocamız başkanlığında oluşturduğumuz danışma kurulu ile çalışmak bize şunu kazandırdı: Ürünleri artık sadece üretici gözüyle değil, halk sağlığı perspektifiyle de değerlendirmeye başladık. Formülasyonlarımızda kullanılan protein kaynaklarından lif oranına, glisemik etkilerden sindirilebilirliğe kadar her detay bilimsel olarak ele alınıyor. Kısacası Ar‑Ge sürecimiz yalnızca mutfakta değil; veriye, kaliteye ve ölçülebilir hedeflere dayalı bir disiplinle ilerliyor. Bu yaklaşım, bizi klasik bir ekmek markasından çıkarıp fonksiyonel beslenme odağında konumlanan bir yere taşıyor.

Günümüz tüketicisinin “bilinçli beslenme” beklentisini Promeck nasıl okuyor ve karşılıyor?

Bugünün tüketicisi artık etiket okuyor, içerik sorguluyor, ne yediğini bilmek istiyor. Bu çok kıymetli bir dönüşüm. Biz de bu bilinçli tüketici profilini çok yakından takip ediyoruz.

Artık sadece “lezzetli” olmak yeterli değil; şeffaf, güvenilir ve gerçekten fayda sunan sağlıklı ürünler üretmek gerekiyor. Promeck, olarak içeriklerimizi mümkün olduğunca sade tutmaya, gereksiz katkılardan kaçınmaya ve fonksiyonel bileşenleri bilimsel dozlarda kullanmaya özen gösteriyoruz. Bizce yeni nesil tüketici, markalardan şunu bekliyor: “Beni kandırma, beni gerçekten sağlıklı besle.” Biz de tam olarak bu noktada konumlanıyoruz.

Promeck’i bir ekmek üreticisinden ziyade bir “beslenme markası” olarak tanımlıyorsunuz. Bu yaklaşım sektörde nasıl bir fark yaratıyor?
Biz baştan beri kendimizi sadece ekmek üreten bir marka olarak görmedik. Ekmek bizim için bir ürün değil, bir araç. Asıl odağımız insanların nasıl beslendiği, ne tükettiği ve bunun uzun vadede sağlıklarına nasıl yansıdığı.

Bu yüzden  Promeck klasik bir fırın mantığıyla değil, fonksiyonel beslenme vizyonuyla konumlandırıyoruz. Yani amacımız raflarda çok ürün satmak değil; insanların günlük hayatına gerçekten katkı sağlayan, tok tutan, dengeli, bilimsel temelli ve sağlıklı ürünler sunmak. Bizce sektördeki asıl fark da tam olarak burada başlıyor.

Son olarak sizi en çok motive eden şey nedir?

Açıkçası marka olarak bizi en çok motive eden şey, ürettiğimiz ürünlerin insanların hayatına gerçekten dokunduğunu bilmek. Bir anne çocuğuna bizim ekmeğimizi güvenle yediriyorsa, bir sporcu performansını bizim ürünle destekliyorsa, bir yaşlı birey daha dengeli besleniyorsa… Bu bizim için rakamlardan çok daha değerli. Çünkü biz sadece ekmek üretmiyoruz; insanların yaşam kalitesine katkı sağlayan bir sorumluluğu da taşıyoruz.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın

Bu kapanacak 0 saniye