Modern Tasarımın Kültürel Kökleri ve Güvenli Geleceği: Lemon Creative Architecture!

“Mimarlık benim için bir barınma alanı değil, bir aidiyet hissi yaratmaktır.”

Şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi, bu sayısında iki kültürün estetik mirasını cesur bir vizyonla buluşturan güçlü bir ismi ağırlıyor. İran’ın kadim mimari derinliğini Türkiye’deki 16 yıllık profesyonel deneyimiyle harmanlayan Samira Daneshkadeh, Lemon Creative Architecture ile yalnızca yapılar değil; güven, disiplin ve ruh taşıyan “yaşam deneyimleri” tasarlıyor. Estetik ile güvenliği aynı çizgide buluşturan bu vizyoner mimar, tasarımın sınırlarını yeniden tanımlıyor. Keyifli geçen röportajımız sizlerle, iyi okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Mimarlık yolculuğunuzun en başına dönersek… Sizi bugün Lemon Creative Architecture’ı kuran vizyoner noktaya taşıyan kırılma anı neydi? O dönem aldığınız hangi karar, kariyerinizin yönünü kökten değiştirdi?

Mimarlık yolculuğumdaki en büyük kırılma anı, İran’daki çocukluğumun geçtiği o kadim doku ile 16 yıl önce Türkiye’de profesyonel hayata adım attığım o ilk günün birleşimidir. İki farklı kültürün estetik anlayışını içselleştirdiğimde, sadece bir bina inşa etmenin değil, bir “yaşam deneyimi” tasarlamanın gücünü fark ettim. Kökten değişim yaratan kararım ise; başkasının vizyonunu uygulamak yerine, kendi kültürel derinliğimi ve titiz çalışma disiplinimi yansıtacağım Lemon Creative Architecture’ı kurmak oldu. Tasarımda “güvenlik” ve “estetik” arasındaki o ince çizgiyi, teknik bir zorunluluktan çıkarıp bir tasarım felsefesine dönüştürmek benim asıl vizyoner durağım oldu.

Lemon Creative Architecture’ı kurarken yalnızca bir ofis değil, aynı zamanda bir tasarım dili ve kültür inşa ettiniz. Markanızın DNA’sını üç kelimeyle tanımlasanız bunlar ne olurdu? Bu kimliği projelerinize nasıl yansıtıyorsunuz?

Markamın DNA’sını tanımlayan üç kelime: Derinlik, Disiplin ve Güven. İran’ın binlerce yıllık mimari mirasından gelen “derinlik”, işin mutfağından şantiyesine kadar her aşamada taviz vermediğim “disiplin” ve müşterimin kendini emanet ettiği alanı en sağlam şekilde teslim etme sözüm olan “güven”. Bu kimliği projelerime yansıtırken; mekâna girdiğinizde bir ruhun olduğunu hissetmenizi (İran etkisi), her detayın kusursuz işlediğini görmenizi (titizlik) ve o yapının sizi koruduğunu bilmenizi (güvenlik odağı) sağlıyorum.

Kadın bir girişimci ve sektöründe lider bir mimar olarak, iş dünyasında karşılaştığınız görünmeyen bariyerler oldu mu? Bu engelleri aşarken geliştirdiğiniz kişisel stratejiler nelerdi?

İnşaat ve mimarlık dünyası, özellikle şantiye sahaları, geleneksel olarak maskülen bir yapıya sahip. Bir kadın mimar olarak karşılaştığım en büyük bariyer, teknik bilgimin ve uygulama gücümün başta sorgulanmasıydı. Ancak stratejim her zaman netti: İşin mutfağına hâkim olmak. Tasarımı sadece kağıt üzerinde bırakmayıp, sahadaki en küçük çividen en karmaşık tesisata kadar süreci yönettiğimde o bariyerlerin saygıya dönüştüğünü gördüm. Titizliğim ve işi her aşamada bizzat sonuçlandırma tutkum, en büyük savunma mekanizmam ve gücüm oldu.

Projelerinize baktığımızda estetik kadar fonksiyonun, fonksiyon kadar duygunun ön planda olduğunu görüyoruz. Sizin için “iyi mimarlık” tam olarak ne ifade ediyor? Bir projeye başlarken önceliğiniz insan mı, mekân mı, hikâye mi?

İyi mimarlık, içinde yaşayan insanın ruhuyla mekânın strüktürünün kusursuz bir dansıdır. Benim için bir projeye başlarken öncelik “Güvenli Bir Hikâye” kurgulamaktır. İnsanı merkeze alırım ama o insanı koruyacak olan “güvenlik” parametrelerini (teknik sağlamlık, malzeme kalitesi, huzur) estetikle öyle bir harmanlarım ki, mekân sadece bir kutu olmaktan çıkar. Mimarlık benim için bir barınma alanı değil, bir aidiyet hissi yaratmaktır. İran’ın masalsı detayları ile modern dünyanın fonksiyonelliğini birleştirerek o mekânın hikayesini yazıyorum.

Lemon Creative Architecture bugün hangi noktada duruyor? Ulusal ve uluslararası ölçekte büyüme hedefleriniz, yeni iş birlikleri ya da farklı disiplinlerle kesişen projeleriniz var mı?

Şu an Lemon Creative Architecture, ev ve iş yerlerini sadece yenileyen değil, onlara yeni bir kimlik kazandıran bir “çözüm ortağı” konumunda. Ulusal bazdaki başarımızı, iki farklı kültürün sentezini dünyaya taşıyarak uluslararası projelerle taçlandırmak ana hedefimiz. Özellikle teknoloji ve sanatı birleştiren disiplinlerarası iş birlikleri üzerine çalışıyoruz. Mimariyi sadece beton ve taş olarak değil; sürdürülebilir, akıllı ve her şeyden önemlisi “yaşayan” birer organizma olarak küresel bir marka haline getirmeyi planlıyoruz.

Genç kadın mimarlara ve kendi markasını kurmak isteyen girişimcilere bir yol haritası çizmeniz gerekse, hangi üç tavsiyeyi özellikle vurgulardınız? Sizi siz yapan en güçlü motivasyon kaynağı nedir?

Sahadan Korkmayın: Tasarım sadece ofiste değil, tozun ve çamurun içindeki şantiyede pişer. İşe hakimiyet, sahada kazanılır.

Kültürel Farklılığınızı Güce Dönüştürün: Kendi köklerinizden, geçmişinizden gelen mirası modern tasarımlarınıza eklemekten çekinmeyin; bu sizi özgün kılar.

Titizlikten Ödün Vermeyin: Detaylar, bir işi “iyi”den “mükemmel”e taşır.

Beni ben yapan en güçlü motivasyon kaynağım; tasarladığım bir mekânın içine giren insanların yüzündeki o güven dolu gülümseme ve “Evet, tam da hayal ettiğim gibi ama çok daha güvenli” dediklerini duymaktır.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın

Bu kapanacak 0 saniye