Yeni Neslin Pusulası; Aker Kartal!

Şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi’ne konuk olan Aker Kartal, öğretmenliği yalnızca konu anlatmak olarak değil, zihni eğitmek ve karakter inşa etmek olarak tanımlıyor. “Sınav sizi ölçmez, stresle ilişkinizi ölçer” sözleriyle sınav okuryazarlığını merkeze alan Kartal; öğrencilerine ezber değil mantık, kaygı değil yönetim becerisi kazandırmayı hedefliyor. Bilginin hız çağında öğretmeni bir “pusula” olarak konumlandıran Kartal, gençleri sadece sınavlara değil hayata hazırlama iddiasıyla dikkat çekiyor. Eğitim anlayışıyla fark yaratan başarılı isim, FUZEM’deki ortaklığıyla da bu vizyonu daha geniş kitlelere taşıyor. İyi okumalar dileriz.

Sınav hazırlığında bilgi yoğunluğu kadar strateji de belirleyici. Yeni neslin öğretmeni sadece konu anlatan biri olmanın ötesinde, öğrencisine sınav okuryazarlığı kazandıran bir rehber olmalı mı? Bu noktada sizin yaklaşımınız nasıl şekilleniyor?

Ben öğretmenliği hiçbir zaman sadece “konu anlatmak” olarak görmedim. Çünkü konu anlatmak kolaydır. Zor olan, öğrencinin zihnini eğitmektir. Bugün bilgiye ulaşmak bir tuş kadar yakın. Ama o bilgiyi sürede yönetmek, baskı altında doğru kararı verebilmek, yanlış yaptığında dağılmadan devam edebilmek… İşte bu sınav okuryazarlığıdır. Ve bu, bir öğretmenin asli sorumluluğudur. Ben öğrencilerime şunu söylüyorum: “Sınav sizi ölçmez. Sınav sizin stresle ilişkinizi ölçer.” KPSS, AYT, TYT, ALES ya da DGS… Fark etmez. Hepsi bir zihinsel dayanıklılık testidir. Ben derslerimde sadece konuyu değil, soru yazan zihni anlatırım. O soruyu hazırlayan sistemin mantığını çözdüğünüz an, artık sınav sizi korkutmaz. Ben öğrencilerime ezberletmem. Onlara düşünmeyi öğretirim. Çünkü ezber bilgi unutulur; mantık kalır. Ve şuna inanırım: Öğrenci sınavı yönetemiyorsa, bilgi tek başına yeterli değildir. Ben öğrencilerime sınavı yönetmeyi öğretiyorum.

KPSS, DGS gibi rekabetin zirve yaptığı sınavlarda kaygı ve motivasyon yönetimi artık öğretmenin liderlik sorumluluğunu belirleyen kritik bir alan. Bu süreci öğrencileriniz için nasıl yapılandırıyor ve yönetiyorsunuz?

Ben öğrencilerimin sadece akademik yükünü değil, duygusal yükünü de görüyorum. Bu gençlerin omuzlarında bir test kitapçığından çok daha fazlası var. Aile beklentisi, ekonomik kaygı, “ya olmazsa?” korkusu… Ben önce bu yükü kabul ediyorum. Çünkü görmediğiniz bir yükü hafifletemezsiniz. Kaygıyı düşman olarak görmem. Kaygı, doğru yönlendirildiğinde performansı artırır. Ama kontrolsüz kaldığında öğrenciyi kilitler. İşte burada öğretmen devreye girer. Ben ders anlatırken arada dururum. Onlara kendi hikâyemden kesitler anlatırım. Çünkü gençler mükemmel hayatları değil, mücadele edilmiş hayatları dinlemek ister. Onlara şunu gösteririm: “Hayat her zaman planladığınız gibi gitmez. Ama vazgeçmezseniz, yön değiştirseniz bile hedefe varabilirsiniz.” Ben düğünümden bir gece önce video çektim. Çünkü bu meslek benim için bir mesai değil. Öğrencilerim benim sorumluluğum. Ben onların en kritik dönemlerinde yanlarında değilsem, öğretmenliğimin anlamı eksilir.

Bilgiye saniyeler içinde ulaşılabilen bir çağda yaşıyoruz. Bu hızda öğretmenin rolü yalnızca bilgi aktarmakla sınırlı kalamaz. Rehberlik etmek, ilham vermek, karakter inşa etmek… Siz öğretmenin konumunu bu bağlamda nasıl tanımlıyorsunuz?

Bilginin bu kadar kolay ulaşıldığı bir çağda öğretmenin değerinin azalacağını düşünenler oldu. Oysa tam tersine, öğretmenin rolü hiç olmadığı kadar büyüdü. Çünkü mesele artık bilgiye ulaşmak değil; bilgiyle ne yapılacağını bilmektir. Bugün gençler veri bombardımanı altında. Herkes konuşuyor, herkes yorum yapıyor, herkes bir şey anlatıyor. Ama yön gösteren çok az. Öğretmen tam da burada devreye girer. Öğretmen artık bir anlatıcı değil, bir pusuladır. Çünkü gençler veriyle değil, belirsizlikle mücadele ediyor. Ben sınıfa girdiğimde konu anlatmam sadece; düşünme biçimi inşa etmeye çalışırım. Ezber geçer, refleks kalır. Formül unutulur, bakış açısı kalır. Rehberlik, öğrencinin yerine yürümek değildir. Ona kendi yolunu yürüyecek zihinsel gücü kazandırmaktır. Sınav birkaç saat sürer. Hayat uzun. Ben öğrencilerimi sadece sınava değil, hayata hazırlıyorum.

Başarıyı mı inşa ediyorsunuz, karakteri mi? Bir öğretmenin asıl sorumluluğu sizce hangisi?

Eğer bana bu soruyu yıllar önce sorsaydınız, “başarı” derdim. Çünkü sistem bize hep onu öğretti. Kazanmak. Yerleşmek. Atanmak. Geçmek. Ama zaman şunu gösterdi: Başarı bir sonuçtur. Karakter ise temeldir. Temeli zayıf bir binanın katlarını yükseltebilirsiniz ama ilk sarsıntıda yıkılır. Karakteri güçlü bir insan ise düştüğünde bile dağılmaz; yeniden kurulur. Ben sınıfa girdiğimde önümde sadece sınava hazırlanan öğrenciler görmüyorum. Hayatla ilk ciddi mücadelesine hazırlanan gençler görüyorum.

Onlara sadece net sayısını artırmayı öğretirsem, eksik kalırım. Ama duruş kazandırırsam, özgüven kazandırırsam, hayata karşı direnç kazandırırsam… İşte o zaman gerçek öğretmenlik başlar. Benim için başarı; öğrencimin adının bir listeye yazılması değil. Başarı; vazgeçmek üzereyken yeniden ayağa kalkabilmesidir. Romanımda şöyle bir ifade var: “Hayat hep solumuzdan eksiltti bizi… İnsan solundan sever, solundan eksilirdi… Bir gün sol kanatta oynayamayacak hale geldiğimde kendimi bu güzel meslekte buldum. Solumu güzel öğrencilerime açtım… Ben bu hayatta hep sol açıktaydım.” Ben hayatın eksilttiği yerden insanlara alan açmayı öğrendim. Belki de öğretmenliği bu yüzden bu kadar ciddiye alıyorum. Çünkü bir insanın kırıldığı yerden güçlenmesine tanıklık etmek, bir net artışından çok daha değerlidir. Elbette öğrencimin başarılı olmasını isterim. Ama eğer o başarıyı karakterle taşıyamayacaksa, o başarı geçicidir. Ben başarı inşa etmiyorum. Ben insan inşa etmeye çalışıyorum. Ve inanıyorum ki karakteri sağlam bir insanın başarısı gecikebilir… Ama asla kaybolmaz.

“Yeni Neslin Öğretmeni” ifadesini bir vizyon cümlesine dönüştürseydiniz, içinde hangi değerler yer alırdı?

Benim için yeni neslin öğretmeni; Sadece bilgi veren değil, bilinç uyandırandır. Sadece sınava hazırlayan değil, hayata hazırlayandır. Sadece anlatan değil, örnek olandır. Cesur olmalıdır. Çünkü gençlerin karşısında dürüst olmak cesaret ister. Adanmış olmalıdır. Çünkü bu meslek yarım kalbi kabul etmez. Disiplinli olmalıdır. Çünkü örnek olmayan bir öğretmen, kalıcı olamaz. Benim hayatımda ailemden sonra en önemli alan işimdir. Çünkü ben biliyorum ki bir öğretmenin kurduğu bir cümle, bir öğrencinin kader çizgisini değiştirebilir. Eğer bir gün bir öğrencim, “Hocam, vazgeçmek üzereydim ama o gün söyledikleriniz beni tuttu” diyorsa, işte o zaman bu meslek gerçek anlamına ulaşır. Ben öğretmenliği bir kariyer olarak seçmedim. Ben öğretmenliği bir sorumluluk olarak benimsedim. Ve bu sorumluluk, hayatımın merkezinde duruyor.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın