Geleceği Beklemiyoruz, İnşa Ediyoruz: Türkiye’nin Yeni Nesil Teknoloji Gücü “Rush” Sahaya İniyor!

Teknoloji dünyasında kural basittir: Ya dönüşümü uzaktan izlersiniz ya da bu değişime bizzat yön verenlerden olursunuz. Küresel ölçekte yapay zeka, robotik ve Endüstri 5.0 her sektörde devrim yaratırken, hizmet sektörü de bundan payını almaya hazırlanıyor. Bu kaçınılmaz devrimin Türkiye’deki öncülerinden Berkay Fuat Yücel, laboratuvar hassasiyetini ticari vizyonla birleştirerek geliştirdikleri tam otonom ekosistemi Ankara Life okurları için anlattı.

Mühendislik kariyerinizin temelleri nasıl şekillendi? Savunma sanayiindeki deneyimlerinizin bugünkü teknoloji vizyonunuza katkıları neler oldu?

Bir teknoloji girişiminin kaderini ve operasyonel gücünü, kurucusunun ve arkasındaki ekibin sahadaki mühendislik refleksleri belirler. Benim hikayem, Ankara’da Atılım Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden onur derecesiyle mezun olmamla sağlam bir zemine oturdu. Teoriyi laboratuvarda pratikle harmanlamak gerektiğine inanan biri olarak, lisans eğitimim sırasında üniversite bünyesinde Güç Elektroniği Laboratuvarı’nın kurulum aşamalarında araştırmacı olarak görev aldım. Bu süreç, sıfırdan bir sistemi hayata geçirmenin getirdiği mühendislik disiplinini bana kazandırdı. Lisansımın son senesinde başlayan ve mezuniyet sonrasında da devam eden yaklaşık bir yıllık süreçte, savunma sanayiinde Güç Elektroniği alanında kritik projelerde görev aldım. Askeri standartlarda güç dağıtım üniteleri, batarya yönetim sistemleri, servo sürücüler ve hareket kontrolcüleri tasarımı süreçlerinde yer alarak bu alanda önemli bir deneyim kazandım. Savunma sanayiinin katı disiplini, zamana duyarlı sistemlerin ve yüksek güvenilirlik gereksinimlerinin sahadaki karşılığını bana bizzat gösterdi.

Savunma sanayiindeki deneyimlerinizin ardından kariyerinizi Almanya’ya taşıdınız. Bu süreçte akademik ve profesyonel anlamda hangi çalışmalar üzerinde yoğunlaştınız?

Türkiye’deki kritik altyapı tecrübesinin ardından, mühendislik vizyonumu global bir boyuta taşımak adına Almanya’ya, Kaiserslautern Teknik Üniversitesi’ne (RPTU) ‘Otomasyon ve Kontrol Mühendisliği’ yüksek lisans eğitimime gittim. Son yıllarımı Almanya’da, hem üniversite bünyesinde araştırmacı asistan olarak hem de dünyanın en saygın yapay zekâ enstitülerinden biri kabul edilen Alman Yapay Zekâ Araştırma Merkezi’nde (DFKI) Robotik Mühendisi ve araştırmacı olarak geçirdim. DFKI’de mobil robotlar için otonom navigasyon sistemleri, sensör füzyonu ve karmaşık yörünge planlama algoritmaları üzerine yoğunlaştım. Master projemi tek bir cümleyle özetlemem gerekirse; robotların çevrelerindeki dinamik ve statik engelleri yüksek hassasiyetle algılayarak sosyal bir farkındalıkla (socially-aware) hareket etmesini sağlayan, lokal ve global otonom yörünge planlama algoritmalarını barındıran hibrit bir sistem tasarladım. Bu, makine ile insanın aynı ortamda nasıl kusursuz ve güvenli çalışabileceğinin en net provasıydı.

Yoğun mühendislik ve teknoloji kariyerinizin yanı sıra sanat, spor ve sivil toplum alanlarında da aktif bir profil sergiliyorsunuz. Bu çok yönlü yapının liderlik anlayışınıza nasıl bir katkısı oldu?

Teknoloji dünyasındaki kalıcı başarı, sadece teknik derinlikle değil, hayata ne kadar geniş bir perspektiften bakabildiğinizle de ilgilidir. İş hayatındaki rasyonel odağımı, hayatın diğer alanlarındaki yüksek disiplin formları ve yaratıcı süreçlerle desteklemeyi tercih ediyorum. Müzik ve sanat bu dengeyi kurduğum en önemli alanlardan biri oldu. 2005 yılından bu yana piyano çalıyorum. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) Konser Salonu ve Çağdaş Sanatlar Merkezi gibi prestijli sahnelerde konserler verdim. Spor yaşantım ise içimdeki disiplini ve mücadele gücünü her daim diri tutan temel unsurlardan biri. Spor yaşantımdaki rekabetçi altyapıyı, geçmişte yüzme branşında elde ettiğim Türkiye dereceleriyle attım. Bugün ise bu dinamizmi kortlarda tenis, hafta sonları golf ve kış aylarında kayak yaparak sürdürüyorum. Boks ve vücut geliştirmeyi ise 10 seneden fazladır düzenli olarak yapıyorum. Sivil toplum tarafında ise toplumsal etki yaratmanın önemine inanarak 2022 yılından bu yana Giresun İş Adamları ve Bürokratlar Derneği (GİRİP) yönetim kademelerinde aktif görev alıyor, iş dünyası ile bürokrasi arasında köprüler kurulmasına katkı sağlıyorum.

RUSH fikrinin doğuş noktası oldukça kişisel deneyimlere dayanıyor. Sizi bu problemi çözmeye yönlendiren süreç nasıl gelişti ve bu sorunu nasıl tanımladınız?

Mühendislikte devrimler, masada değil sahada yaşanan krizlerden doğar. Avrupa’da yaşadığım son üç yıl boyunca birçok devasa konsere, festivale ve spor etkinliğine katılma fırsatı buldum ve hepsinde evrensel bir fiyaskoyla yüzleştim: Eğlencenin kalbinde harcanan ölü zaman. İzlemek istediğiniz sanatçı sahneye çıktığında bir içecek almak bir kabusa dönüşüyor. Eğlenmek yerine, bir stant önünde sadece sipariş verebilmek için 40 dakika bekliyorsunuz. Bu fikrin ilk kıvılcımı 2024 yılında Barselona’da gerçekleşen Afterlife konserinde çaktı; tek bir şişe su alabilmek için tam 40 dakika sırada bekledim. Benzer bir hüsranı geçtiğimiz yıl Monako Formula 1 yarışlarında da tecrübe ettim. Saatlerce güneşin altında tribünde bekledikten sonra, yarışa verilen o kıymetli yarım saatlik arada serinlemek için aşağı indiğimde, stant önündeki 150 kişilik kuyruğu görüp hiçbir şey alamadan yerime dönmek zorunda kaldım. O an, bir mühendis olarak bu soruna rasyonel bir çözüm getirmem gerektiğine karar verdim. Turizm ve eğlence sektörünün artık Endüstri 5.0’a entegre olması şarttı. Olayı sadece “sıra beklemek” boyutundan çıkarıp pazar analizlerine girdiğimizde ise çok daha devasa bir kayıpla karşılaştık: İşletmeler için artan iş gücü maliyetleri, kontrol edilemeyen envanter fireleri ve en önemlisi o uzun sıraları görüp satın almaktan vazgeçen kitlelerin yarattığı milyarlarca dolarlık gizli zarar…

RUSH-DESK’in sadece bir donanım değil, aynı zamanda veri ve yapay zekâ temelli bir ekosistem olduğunu belirtiyorsunuz. Bu sistemin teknik mimarisi ve sektöre getirdiği yenilikler nelerdir?

Biz RUSH olarak, operasyonel süreçlerdeki insan müdahalesini minimuma indiren, tam otonom bir servis ekosistemi kuruyoruz. Artık sıraya girmek, personelden sipariş vermek veya içeceğin hazırlanmasını beklemek yok. Doğrudan tam otonom istasyonlarımıza gidip, dokunmatik ekranlardan veya kendi telefonunuzdan seçiminizi yapacak, ödemenizi anında gerçekleştirip saniyeler içinde ürününüzü alıp eğlencenize döneceksiniz. Bu vizyonun sahaya inen ilk versiyonu olan RUSH-DESK, aslında bir miksoloji makinesinden çok daha fazlası. Askeri standartlardaki mühendislik altyapısıyla geliştirilen bu sistem, organizatörlerin belirlediği reçeteler doğrultusunda onlarca farklı karışımı milimetrik dozajlama hassasiyetiyle sadece 5 saniyede hazırlayabiliyor. Ancak RUSH-DESK’i asıl devrimsel kılan şey ön yüzü değil, arka planda çalışan devasa yapay zekâ ve veri ekosistemidir. Büyük Veri (Big Data) ve izlenebilirlik altyapısı sayesinde sistem üzerinden yapılan her bir mililitrelik döküm ve satış anlık olarak buluta aktarılıyor. Etkinlik sahipleri, hangi ürünün ne zaman ve ne kadar tüketildiğini gerçek zamanlı olarak izleyebiliyor. Yapay zekâ destekli tahmin (forecasting) sistemleri ile büyük veri havuzlarında işlenen algoritmalar sayesinde, hangi etkinliğin hangi saatinde ne kadarlık bir talep oluşacağı önceden tahmin edilebiliyor ve dozajlama algoritmamız sayesinde fire ve kayıp oranları minimuma indiriliyor. Duygu durumu analizi (mood detection) tarafında ise sisteme entegre çalışan yüz tanıma ve analiz algoritmaları, müşterinin o anki ruh halini okuyarak ona özel reçete önerilerinde bulunabiliyor. Gömülü büyük dil modeli (LLM) altyapımız ise istasyonlarımızı sadece ürün veren sistemler olmaktan çıkarıyor; kullanıcıyla iletişim kuran, tercihlerini hatırlayan ve tamamen kişiselleştirilmiş bir deneyim sunan akıllı bir yapıya dönüştürüyor.

RUSH ekosisteminin sahadaki yayılım stratejisini ve gelecek vizyonunu nasıl tanımlıyorsunuz? Özellikle “RUSH-EVENT” modeliyle hedeflediğiniz dönüşüm nedir?

Bugün Antalya ve Bodrum’daki dev projelerde ilk kurulumlarına başladığımız RUSH-DESK, aslında yaratacağımız büyük kırılmanın sadece fragmanı. Şu anda uluslararası dev içecek markaları, Türkiye’nin en prestijli otel zincirleri ve sektörün önde gelen etkinlik organizatörleriyle stratejik masadayız ve çok güçlü partnerliklerle ilerliyoruz. Çözüm ürettiğimiz hedef pazarlarımızı sadece birkaç mekanla sınırlandırmıyoruz; spor etkinlikleri, konserler, stadyumlar, festivaller, oteller, konferanslar kısacası insan kalabalığının çok olduğu her nokta RUSH ekosisteminin doğal hizmet alanını oluşturuyor. Şu an Ar-Ge süreçlerini yürüttüğümüz asıl büyük hedefimiz “RUSH-EVENT” modeli ise gelecekte hizmet endüstrisinde geri dönülmez bir devrim yaratacak. Biz Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olarak geleceği bekleyenlerden değil, otonom ve veri odaklı bir dünyayı bizzat inşa edenlerdeniz. Çok yakında RUSH ekosistemini adım attığınız her büyük organizasyonda göreceksiniz. RUSH ile hıza ve geleceğe hazır olun.

 

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın