Köklerden Geleceğe Bir Tat Hikâyesi; Qırdar Çikolata!

“Bizi farklı kılan en önemli detay, küçük partiler halinde üretim yapmamız ve her ürüne birebir dokunmamız.”

Gıda mühendisliği disiplininden doğan bir uzmanlık, büyük markalarda yoğrulmuş 25 yıllık bir kariyer ve tüm bu birikimin merkezinde şekillenen tutkulu bir çikolata yolculuğu… Sema Kırdar, üretimin mutfağından gelen teknik bilgiyi yaratıcılıkla buluşturarak yalnızca bir marka değil, bir bakış açısı inşa ediyor. Ankara Life Dergisi’ne konuk olan Kırdar, Qırdar Çikolata’nın ardındaki hikâyeyi; disiplin, sezgi ve cesaretin aynı potada eridiği, “iyi çikolata”yı yeniden tanımlayan güçlü bir dönüşüm anlatısıyla paylaşıyor. İyi okumalar dileriz.

Sema Hanım, gıda mühendisliği kariyeriniz nasıl başladı? Çikolatayla yolunuz nasıl kesişti?

Gıda mühendisliği yolculuğum, kaliteye ve üretimin arka planına duyduğum merakla başladı. Üniversite yıllarımda gıdanın yalnızca tüketilen bir ürün değil; aynı zamanda ciddi bir bilim ve disiplin alanı olduğunu fark ettim. Çikolatayla tanışmam ise profesyonel hayatımda gerçekleşti. Kariyerimin bir yarısı gıda proses mühendisliğiyle, diğer yarısı ise kurumsal satış ve pazarlamayla geçti; bu süreçte yöneticilik de yaptım. Ancak tüm bu deneyimlerin ortak noktasında, her zaman el yapımı çikolata vardı. Aslında ben çikolatayı sonradan seçmedim; o hep benimleydi. Başlangıçta sadece bir ürün grubu gibi görünse de zamanla karakteri, hassasiyeti ve yaratıcılığa açık yapısıyla beni içine çekti. Çikolata öyle özel bir alan ki hem teknik hem de duygusal yönünüzü aynı anda besliyor. Bu yolculukta onunla kurduğum bağ bir kırılma noktası oldu. Çünkü çikolata; hassas, karakterli ve saygı isteyen bir ürün. Zamanla sadece üretmek değil, onu derinlemesine anlamak ve yorumlamak benim için vazgeçilmez bir tutkuya dönüştü.

Uzun yıllar büyük markalarda çalıştınız. Bu süreç size en büyük neyi kattı?

Büyük markalarda geçirdiğim yıllar bana disiplinli üretimi, standardizasyonu ve sürdürülebilir kalite anlayışını kazandırdı. En önemlisi ise her ürünün arkasında güçlü bir emek, planlama ve sistem olduğunu derinlemesine görmekti. Bu birikim, bugün yaptığım her işin temelini oluşturuyor. Yüksek hacimli üretimlerde dahi standartlardan ödün vermemeyi; kriz yönetimi, ekip yönetimi ve süreç optimizasyonu gibi alanlarda etkin ve sistemli düşünmeyi öğrendim. Ancak bu sürecin bana kattığı en değerli bakış açısı, “her zaman daha iyisi mümkündür” anlayışı oldu. Aynı zamanda deneyimin gerçek değerini fark ettim. Her markanın, her projenin kendine ait bir hikâyesi olduğunu; başarıların da başarısızlıkların da bu hikâyenin ayrılmaz bir parçası olduğunu gördüm. “Ben oldum” diyebilmenin ise aslında uzun bir yolculuk gerektirdiğini… Benim için bu yol tam 25 yıl sürdü.

Kendi markanızı kurma fikri nasıl ortaya çıktı? O ilk adımı atmak sizin için nasıldı?

Her markanın, her önemli projenin ve her insanın kendine ait bir hikâyesi vardır. QIRDAR da aslında bir hediye proje markası olarak doğdu. Yolculuğum boyunca birçok fırsat ve projede yer aldım; Türkiye’nin önemli kurumları için sayısız çalışmaya imza attım. Bu süreçte en temel prensibim net olmaktı: Ya “evet” dedim ya da “kesinlikle hayır.” Kararsız kalmadım. İçimde %100 heyecan uyandırmayan hiçbir projenin parçası olmadım. Eleştiriyle her zaman barışık oldum; çünkü her eleştirinin ürünü, fikri ve insanı geliştirdiğine inanıyorum. Bugün geldiğim noktada bunun katkısı çok büyük. Çocukluktan beri her şeye farklı açılardan bakarım; bu bakış açısı en güçlü inovasyon kaynağım oldu. Vazgeçmedim, olumsuz fikirlere teslim olmadım. Çünkü herkes aynı düşünseydi, yeni hiçbir şey ortaya çıkmazdı. Bu yüzden projelerim her zaman yenilikçi ve bana ait oldu. Ürettiklerimi çevremle paylaştım; onlar da beni, projelerimi ve özellikle hediye anlayışımı başkalarına anlattı. Bu güven, en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri haline geldi. Yaptığım iş, uzaktan yönetilecek ya da arada yapılacak bir iş değil. Eğer bugün bir başarıdan söz ediyorsak, bunun en önemli nedeni işin bizzat içinde olmam. Her projeye yeni doğmuş bir bebek gibi özen gösterdim; sürecin her anında aktif olarak yer aldım. Bir işi yalnızca kazanç için yaptığınızda o işin ruhu eksik kalır. Elbette kazanç önemlidir; ancak asıl motivasyon, insanın iç dünyası ve başarma duygusudur. Gerçek başarı zaten beraberinde kazancı getirir. Bu yolda karşıma çıkan engellerle savaşmak yerine, onları kendime özgü yöntemlerle çözmeyi seçtim. Ama tüm bunların ötesinde en büyük isteğim, eşime ve oğluma ilham olabilmekti. Her anne gibi ben de çocuğuma bir iz bırakmak istedim. Benim izim; bir başarı hikâyesi ve QIRDAR markası. Bugün, deneyimli bir ekiple birlikte geçmişin ustalığını ve geleceğin yenilikçi tatlarını bir araya getiriyoruz. Her biri projeye özel, her biri özgün… Şık, inovatif ve ulaşılabilir sunumlarla, tekrar tekrar hatırlanacak lezzetler hazırlıyoruz. Bu yolculukta sizin hikâyenize de dokunabilmek en büyük dileğim.

Qırdar Çikolata ismi oldukça dikkat çekici. Bu ismin bir hikayesi var mı?

Qırdar ismi aslında soyadımızdan geliyor ama özellikle “Q” harfiyle biraz daha karakterli ve akılda kalıcı bir kimlik kazandırmak istedik. Geleneksel ile modernin birleşimini temsil ediyor. Hem köklerimize bağlı hem de yenilikçi bir duruş. Qırdar, soyadımın taşıdığı bir kimlik. Ama aynı zamanda benim yolculuğumun özeti. İçinde emek var, sabır var, cesaret var.

İyi bir çikolatayı tanımlayacak olsanız, olmazsa olmaz kriterleriniz neler olurdu?

İyi bir çikolata; iyi kakao, doğru teknik ve dengeli tat demektir. Parlaklığı, kırılma sesi ve ağızda bıraktığı his… Hepsi bir bütün. Ama en önemlisi doğallık ve sadelik. İyi bir çikolata benim için üç temel üzerine kurulu: hammadde, teknik ve denge. Kakao kalitesi çok belirleyici. Doğru kavrulmuş, iyi işlenmiş kakao çekirdeği şart. Temperleme doğru yapılmalı ki hem parlaklık hem de ağızda kırılma hissi (snap) düzgün olsun. Ve en önemlisi tat dengesi…

Tüketiciler kaliteli çikolatayı nasıl ayırt edebilir? Küçük bir tüyo verir misiniz?

Kaliteli çikolata kendini hemen belli eder. Kırdığınızda net bir ses duyarsınız, ağızda hızla ve pürüzsüz erir. Geride yapay bir tat değil, temiz bir kakao aroması bırakır. Tüketiciler için en basit ipucu şu: çikolatayı kırdığınızda net bir ses gelmeli ve yüzeyi mat değil hafif parlak olmalı. Ağızda ise mum gibi kalmamalı, pürüzsüz şekilde erimeli. Yedikten sonra ağızda temiz bir kakao aroması kalıyorsa doğru üründesiniz.

Üretim sürecinizde sizi farklı kılan en önemli detay nedir?

Bizim üretim anlayışımızda hız değil özen var. Küçük partilerle çalışır, her ürüne birebir dokunuruz. Bu yüzden her parça bizim için ayrı bir imza taşır. Üretim bir rutin değil, yaşayan bir süreç. Küçük dokunuşlarla sürekli iyileştirilen, her seferinde yeniden kurulan bir denge. Bizi farklı kılan en önemli detay, küçük partiler halinde üretim yapmamız ve her ürüne birebir dokunmamız. Reçetelerimizi sabit tutarken bile küçük iyileştirmeler yapmaktan çekinmiyoruz. Yani üretim bizim için yaşayan bir süreç.

En sevdiğiniz çikolata türü?

Bitter.

Asla kullanmam dediğiniz bir içerik var mı?

Asla demem. Çünkü denemeden bilemezsin.

Bir çikolata olsaydınız nasıl bir tat olurdunuz?

Dengeli ama derin.

Asla olmaz dediğiniz?

Kaliteden ödün.

Tek bir tat seçseniz?

Kahve.

Mutluluk tadınız?

Karamel.

Stres çikolatanız?

Truff.

En iddialı ürününüz?

Hepsi.

Gizli favoriniz?

Yer fıstıklı karamelli tablet.

Bir kelimeyle çikolata?

Yaşama motivasyonum.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın