Merakın İzinde Bir Yolculuk!

“Proje yönetimi, operasyonlar ve kurumsal yapılanmayı birbirinden bağımsız değil, birbirini besleyen süreçler olarak ele alıyorum.”

Şehrin Ankara Life Dergisine konuk olan Dr. Nilsun Okan, jeoloji mühendisliğinden savunma sanayine, enerjiden akademiye uzanan çok yönlü kariyerini “yüzeyin altını anlama” yaklaşımıyla şekillendiriyor. Proje yönetiminden stratejiye, kurumsal yapıdan insan odaklı gelişime kadar farklı disiplinleri ortak bir bakış açısında buluşturan Okan, iş dünyasında asıl farkın teknik bilgiyle değil; karar alma, belirsizliği yönetme ve stratejiyi hayata geçirme becerisiyle yaratıldığını vurguluyor. Merak ve disiplinle beslenen bu yolculuğun, kurumların dönüşümüne olduğu kadar bireylerin potansiyelini ortaya çıkarmaya da ışık tuttuğunu ifade ediyor. İyi okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Jeoloji mühendisliği doktorasından savunma sanayine, enerji sektöründen eğitime uzanan bir kariyer yolculuğu… Bu kadar farklı alanda çalışmayı nasıl başardınız?

Aslında zamanla her alanda aynı soruyu sorduğumu fark ettim: ‘Burada gerçekte ne oluyor?’ Jeoloji bana yüzeyin altına bakma alışkanlığı kazandırdı. Bir sistemi anlamadan müdahale etmek doğru sonuç vermiyor; bu enerji projelerinde de, kurumsal yönetimde de, eğitimde de böyle.

Her sektörde farklı şeyler öğrendim. Büyük ölçekli projelerde teknik bilginin tek başına yetmediğini, paydaş yönetiminin ve finansal okuryazarlığın da şart olduğunu pratikte gördüm. Bu farkındalık beni zamanla hem MBA yapmaya hem de yönetim alanına yöneltti. Geriye dönüp baktığımda bir plan olmadığını görüyorum; beni merak ve öğrenme isteği yönlendirdi.

Proje yönetimini hem kurumsal hem akademik düzeyde aktarıyorsunuz. Türkiye’de bu alanda en çok nerede zorlandığımızı düşünüyorsunuz?

Planlama yapıyoruz ama plana bağlı kalmakta zorlanıyoruz. Proje yönetimi çoğu zaman belge üretmek olarak algılanıyor; oysa özünde bir karar alma ve hesap verebilirlik disiplini. Şemalar çiziliyor, risk kayıtları tutuluyor ama bunlar uygulamaya tam sindirilemiyor.

Lisansüstü öğrencilerle çalışırken teknik konuların görece hızlı öğrenildiğini görüyorum. Asıl zorlanılan yer paydaş yönetimi ve belirsizlik altında karar alabilmek. Bunlar formülle değil, deneyimle öğreniliyor. KOBİ’lere mentorluk yaparken de benzer tabloyu görüyorum: Güçlü bir ürün veya teknoloji var ama ticarileştirme sürecini yönetmek ayrı bir beceri gerektiriyor. Teknik zekayı yönetim olgunluğuyla buluşturmaya çalışmak bu yüzden benim için anlamlı bir alan.

Yöneticilik, akademisyenlik ve yaşam koçluğunu aynı anda sürdürüyorsunuz. Bu farklı roller birbirini nasıl etkiliyor?

Birbirini beslediğini düşünüyorum. Kurumsal taraftaki deneyim beni gerçekle bağlantıda tutuyor; soyut konuşmak yerine neyin işe yarayıp yaramadığını bizzat görüyorum. Akademi ise sürekli sorgulamayı zorunlu kılıyor; bir uygulamayı teorik zeminde açıklayamazsam ona tam güvenemiyorum.

Koçluk ise bambaşka bir boyut katıyor. İnsan davranışlarını, motivasyonu ve kişinin kendi önündeki engelleri anlamak; hem sınıfta hem kurumsal ortamda çok işe yarıyor. Sonuçta her iki alanda da karşınızdaki insanla gerçek bir bağ kurmanız gerekiyor. Roller farklı görünüyor ama hepsinde aynı şeyi yapmaya çalışıyorum: Karşımdaki kişinin ya da kurumun potansiyelini daha iyi görmesine yardımcı olmak.

Ağırlıklı olarak erkek egemen sektörlerde yöneticilik yaptınız. Bu süreçte kendinize nasıl bir yol çizdiniz?

Özellikle zorlandığımı söyleyemem ama dikkatli olmak gerektiğini fark ettim. Teknik bilgimi, strateji ve ilişki yönetimi becerileriyle birleştirmek benim için önemliydi. Katkılarımın görünür olmasına özen gösterdim; bunu yaparken öne çıkmak değil, yaptığım işi doğru zeminde ifade etmek olarak gördüm.

Genç kadınlara şunu söylüyorum: Her şey hazır olana kadar beklemeye gerek yok. Çoğu zaman adım atmak, hazır olmaktan önce geliyor. Yetkinliğinizi görünür kılmaktan çekinmeyin; bu kibir değil, sadece dürüstlük.

Strateji, inovasyon, operasyon… Kurumların en çok nerede tökezlediğini düşünüyorsunuz?

Strateji belgesi yazmak ile stratejiyi yaşatmak arasında ciddi bir uçurum var. Üç nokta öne çıkıyor genellikle: Yönetim vizyonu belirliyor ama bu vizyon orta kademeye yeterince aktarılamıyor. Performans göstergeleri gerçekten ölçülmek yerine raporlanır hale geliyor. Ve inovasyon baskısıyla günlük operasyonel istikrar arasındaki gerilim yönetilemiyor.

Bu sorunların çözümü aslında çok karmaşık değil ama sabır ve tutarlılık istiyor. Stratejiyi belge olmaktan çıkarıp karar mekanizmalarına entegre etmek gerekiyor. Şu an yürüttüğüm görevde de bu anlayışla çalışıyorum; proje yönetimi, operasyonlar ve kurumsal yapılanmayı birbirinden bağımsız değil, birbirini besleyen süreçler olarak ele alıyorum.

Sürekli kendinizi yenileyen biri olarak bu enerjinin kaynağını nasıl tanımlarsınız?

Merak diyebilirim en kısa haliyle. Bir konuyu yeterince anladığımı hissedince başka bir soruya geçmek istiyorum. Bu bazen yeni bir sertifika oluyor, bazen farklı bir sektör, bazen de tamamen farklı bir rol.

Ama merakın yanında disiplin de şart. Hedefleri net koymak, ilerlemeyi takip etmek ve gerektiğinde revize etmekten çekinmemek. Bunlar aslında proje yönetiminin temel prensipleri; ben bunları kendi kariyer yolculuğuma da uygulamaya çalışıyorum. Her şeyi doğru planladığımı söyleyemem ama nerede durduğumu ve nereye gitmek istediğimi genellikle biliyorum. Bu netlik benim için çok kıymetli.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın