Topluma Adanmış Bir Kariyer!
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi İlknur Türkkaan, akademisyen olduğu yıllarda doğuştan gelen güçlü iletişim becerilerini, Halkla İlişkiler eğitimiyle pekiştirerek kariyerine sağlam bir temel atmış. Ankara Üniversitesi’nde Rektör Özel Kalem Müdürü olarak görev yaptığı dönemde hayata geçirdiği projelerle sadece kurum içi değil, toplumsal düzeyde de olumlu etkiler yaratırken süreç içerisinde yeteneklerini ve vizyonunu yeniden keşfetme fırsatı bul muş. Hem Türkiye’de hem de yurt dışında pek çok önemli sosyal sorumluluk projelerine imza atarak örnek bir kariyer serüveni ortaya koymuş olan Türkkaan, “Eğer ben den bize” geçmeyi bırakıp, “bizden hiçliğe” geçmek istiyorsanız, karşılıksız bir şekilde bir yerlere hamle yapmak zorundasınız. Bu çabanız belki size hemen dönmez, belki hiç dönmez ama siz iç huzuruyla uyursunuz.” diyor. Türkkaan ile elde ettiği başarıların ardındaki motivasyonu ve geçmiş deneyimlerinin nasıl şekillendiğini, bu başarıların temel taşlarını konuşurken, ilham veren hikâyesine tanıklık ettik.
Yıllar önce çeşitli projelere atmış olduğunuz imzalar, bugünkü başarı dolu kariyer yolculuğunuzu gözler önüne sermekte. Öyleki Ankara Üniversitesi kökenli olmanın verdiği aidiyetle “An kara Üniversiteli olmak bir ayrıcalıktır” başlıklı çeşitli projelerle geniş kitlelere dokunmayı başardınız. Ankara Üniversitesi’nde başlayan bu serüveni okuyucularımızla paylaşır mısınız?
Aslında ayrıcalık; lisansını tamamladığım fakülte ve bölüm ile başlıyor. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ilktir ve tektir. Eğiticilerin eğitimi yetkinliği ile mezun olursunuz. Yönetim ve Planlama bölümü de daha detaycıdır. Mezun olduktan sonra özel sektör deneyimimin ardından, Ankara Üniversitesi Rektörlük birimine geçilmesi gereken sınavları başararak Halkla İlişkiler Uzmanı olarak girdim. Devletteki hikâyem böyle başladı. Kısa bir süre sonra görülen ihtiyaç üzerine bir aylığına rektör özel kalem birimine geçtim. Bir ay dediğimiz süre 10 yılları devirdi. 3 resmi rektör dönemimde hizmet vermenin onur ve ayrıcalığı ile yıllar aktı. Hizmet yıllarımda sık ya da nadir her yerde olabileceği gibi bazı birimler arasında diyalog eksikliği nedeniyle işler ağırlaşıyordu. Bunu sadece konuşarak çözemeyeceğinizi anlıyorsunuz. “Ankara Üniversiteli olmak bir ayrıcalıktır” diyerek çalışanların temsil ettikleri üniversitenin ağırlığını hissettirmek istercesine, iletişimi artıracak küçük sosyal etkinlikler organize etmeye başladım. Örneğin, iddia edebilirim ki; izin alarak Tandoğan Yerleşkesinde bahçede çay partileri, kermesler düzenleyen ilk kişi oldum. Adeta yılsonu mezuniyet balosu coşkusuna döndü. Yılların birikimiyle bilinirlik ile güven oluşturabilirseniz önerileriniz cevap bulabiliyor. Size çarpıcı bir örnek verebilirim. Rektörlük özel kalem müdürlüğü yaptığım dönemlerin birinde Sayın Rektörün yurt dışında olduğu bir haftayı fırsat bilerek tüm çalışanlara bir mail gönderdim ve küçük bir haberleşme ağı oluşturarak “Eğitime Destek İçin Sandıklar Boşalıyor ” mottosu ile bir kermes organize ettim. Mantık şu idi; hedef aidiyet duygusu yaratmak, işbirliği ile etkileşimi arttırdığı, burs desteği verebilmek için ön koşul para vermek olmadığını göstermek, idari personelin lokomotif olarak burs vermek için örgütlenmesiydi. Belki de bir ilk idi. Düşünün lütfen, güvenlik görevlisinden akademisyene kadar herkes evinden bir şeyler getirdi, eşyalarına kendi değerlerini biçti, üzerlerine belli miktar burs için katkı eklendi. Bu sinerji ile üniversitenin bütün birimlerinde davetiyeler kol gezdi. Sayın Rektörün odası depo gibi kullanıldı, eşyalar burada tasnif edildi. Sonrasında Ankara’nın seçkin bir otelinde bir kermes gerçekleştirdik. O kadar büyük ilgi gördü ki, o süreci bilenler otelin balo salonunun kapısının önü bizim için hoş bir izdiham ile karşılaştı. Neler yoktu ki; tüm yıllar ve yöresel ürünler hemen hemen hepsi el emeği ve sandıklardan çıkandı. Parantez içinde belirtmeliyim ki; Sayın Rektörün güvenerek hoşgörü ve hareket alanı yaratması bizim gücümüzdü. Sonuçta başarmıştık. ‘Ankara Üniversiteli olmak bir ayrıcalıktı’ ve çalışanı, öğrencisi kazanmıştı.
“Herkes destek verebilir” misyonuyla çıkışınız bu gelişmede nasıl bir rol oynadı?
Hayata ya da birilerine dokunmanın maddi manevi ya da zaman kav ramı ile bir ölçütünün olmadığını gösterdik sanırım. Daha da önemlisi biz de yapabiliriz söylemi ile bir şeyler yapmak için makamlara da ihtiyaç olmadığını gösterdik. Belki bürokrasi gereği birbirine işi düşmeyen bölümler, birlikte hem maddi katkı sağladılar hem de bir projede yer almanın verdiği mutluluğu yaşadılar. Bu projenin yarattığı etkiyle birlikte Girne’deki bir üniversiteden davet aldık ve orada misafir edildik. Bir sonra ki hamlemiz “Ankara Üniversiteli olmak bir ayrıcalıktır” söylemiyle özellikle kadın yöneticileri ve onların yanında çalışan kadın idari personeli bir araya getirerek çay toplantıları düzenlemek oldu. Bu toplantıların amacı, fakülteler arasındaki kaynaşmayı artırmaktı. Yine gücümüzü bize inanan kadın yönetici ya da yönetici eşlerinden aldık. Başarmıştık…
Rektör Özel Kalem Müdürü olduğunuz süreçte hem rektöre ziya rete gelenleri olumlu yaklaşımlarınızla olabilecek sorunları çöz dünüz hem de önüne geçtiniz. Diyebilirim ki sizin çalışma süreci nizde bir kriz yaşanmadı…
Özellikle “kriz yönetimini” çok iyi başardığımı düşünüyorum. Rektörlük Özel Kalem Müdireliği görevim sırasında, bazı anlayış farklılıkları, bas kılar ya da siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle bu birim adeta bir odak noktası hâline gelmişti. Şikâyeti olan ya da tepkisini dile getirmek isteyen kişiler çoğu zaman buraya gelirdi. Rektör Bey, bir temsilci olmasına rağmen kimi zaman bir “günah keçisi” olarak da görülüyordu. Ben ise öfkeyle gelen insanları önce dinler, ardından bir kahve ikram eder, sakinleştirip sağduyu ile uğurlardım. Ya da içeride çok hararetli toplantılar olduğunda, o toplantılara dışarıdan bir bakış kazandırmak gerekiyorsa, uygun gördüğüm bir ekibi, bir davetli gibi inisiyatif alarak toplantının ortasına dahil ettiğim de olmuştur. Bu, o anki tansiyonu düşürmekte ve yapıcı bir sonuca ulaşmakta oldukça etkiliydi. Çalış tığınız yeri benimsemeniz de bu süreçte çok önemli bir etkendir. Bu detaylar dışarıdan bilinmez siz içeride sonuçlandırırsınız. İlklerden birisi de Ankara Üniversitesi “giysi bankası” olarak bilinen bir birimdir. Bu banka, Melahat Okan Hanım’ın özverili çabalarıyla uzun yıllardır başarı ile sürdürülmekte. Bu tam yerinde önemli bir örnektir. Kendisi akademisyen değil, çalışan değil, sadece eş olarak kolları sıvamış bugün bir numara yapmıştır. Ben de buna ek olarak “eşya bankası” kavramını geliştirdim. Bu banka, Ankara Üniversitesi öğrencilerinin uzun yıllar yüzünü güldürdü. Ama bu sadece evdeki fazla eşyayı alıp bir yere bırakmak demek değildi; insanlar aslında anılarını veriyordu ve o anılardan vedalaşmak kolay değildi. Bu yüzden ben hiçbir zaman doğrudan kamyon gönderip eşya aldırmadım. Önce elimde bir çiçekle bağışçıyı ziyaret eder, teşekkür eder, ardından eşyaların fotoğraflarını çeker, süreci saygıyla yürütürdüm. Biliyordum ki insanla temas, detayda gizlidir.
Başarıyla sürdürdüğünüz özel kalem görevinizden sonra Ankara Üniversitesi’nde akademisyen olarak görev yaptınız. Bu süreç nasıl gelişti?
Mesai saatlerinden sonra master derslerine yüzde yüz devam ile tamamladım. Eksik kalan işimiz kaldı ise tekrar birime dönerek sonuçlandırdığımız geceler çoktur. Dönemin koşulları eşimin mesleki ayrıcalığı ve aile yaşamındaki sorumluluklar nedeni ile mezun olduğum fakülteme dönme isteğim nihayet 13 yıl sonra bir buçuk yıl istikrarlı ta lebimle kabul gördü. Fakülteye ilk adım attığımda fakültenin almanak albümünün bana görev verilmesi de hala mantık çerçeveme sığmaz. Neyse; fakültemde hizmete devam ediyorum. Eğitim Bilimleri öncü bir fakültedir. Pek çok ulusal ve uluslararası çalıştay ve kongrelere ev sahipliği yapar. Bana görev düştüğünde her seferinde farklı orijinal bir şeyler katmak da heyecan verir. Özetle konuklar da ayrıcalığı hissederek gitsinler isterim.
Kurumda aktif olarak çalışan biri olmanıza rağmen, mesainiz bittikten sonra da kuruma olan bağlılığınızdan ötürü çeşitli çalışmalar yapmışsınız. Bu çabalarınızla, insanları düşünerek, kurumunuzu önemseyerek “Ben ne yapabilirim?” sorusunu sıkça kendinize sormuşsunuz. Feyz alınacak bu çalışmalarınızın size yansıyan katkılarından bahseder misiniz?
Aslında hayata dokunmak için beklememek lazım. Hayata dokunmak için belirli bir ünvana da ihtiyacınız yok. Eğer “benden bize” geçmeyi becerip hatta “bizden hiçliğe” geçmek istiyorsanız, karşılıksız bir şe kilde bir yerlere hamle yapmak zorundasınız. Bu çabanız belki size he men dönmez, belki hiç dönmez ama siz iç huzurla uyursunuz. Zaman zaman çok yorulduğumu, bunaldığımı da bilirim. Ancak bir şeyleri yaptıktan sonra geri çekilip, “başardım” diyebilmek ve diğer insanların o çalışmayı sahiplenerek paylaşmasını seyretmek bana tarifsiz bir haz vermiştir.
Üniversiteli gençlere yönelik eğitimlerine katkı sağlayacak projeler oluşturdunuz. Bu proje ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Hiç vazgeçmediğim alanlardan biri de üniversite gençliği oldu. Bu konuda çalışabilecek fırsatlara sahip olmak benim için büyük bir şans. Bunlardan biri de burs komisyonları. TEV, Kenan Evren Vakfı gibi birçok vakıf ve üniversitenin burs komisyonlarında temsilciyim. Bu görevlerde yer almaktan ve yıllar boyunca öğrencileri incitmeden, doğru sorularla gerçekten ihtiyacı olanlara ulaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Tabii sadece komisyonlar ile sınırlı değil. Her öğrenci bir hikâyedir. Kimilerine kahramanlar sokmak zorundasınız özellikle kız çocuklarına, sayısız kız öğrenciye ev döşemiş ve maddi eğitim destekleri sağlayabilmek için STK temsilciliklerindeki yetkinliğimi kullanmak bana doğru gelmiştir. Ayrıca Ankara Üniversiteliler Derneği çatısı altında öğrencilere burs sağlamak için iş kadınları ve akademisyenlerle birlikte defile organize ettik ve sahneye de çıktık. Yüzlerce kişinin izlediği etkinliklerde yalnızca kıyafet sergilemedik, aynı zamanda sosyal sorumluluk projesi olarak sahnede yer aldık. Nallıhan iğne oyası ile kumaşın dansını birleştirerek özel tasarımlarla anlamlı bir performans sunduk. Bu çalışmamız çok sayıda davet aldı ve büyük ilgi gördü. Etkinlik, belediyemizin iş birliğiyle hayata geçirildi, yine bizler için önemli proje “Bir Hikaye Bir Şarkı” geceleri burs komisyonuna büyük girdi sağlamakta ve devam etmektedir. Ancak bu iki proje tamamen Ankara Üniversiteliler Derneği’nin çatısı altında yapılmaktadır. Minik el yapımı bebeklerden geri dönüşüm ve hatta ileri dönüşüm kıyafetli örnekler yoğun talep gördü. Sabun üretimine kadar pek çok farklı alanda projeler ürettik. Bu süreçte sadece ürünler ortaya koymakla kalmadık; farkında olmadan akademik kadronun da deşarj olmasına, birlikte üretmenin ve paylaşmanın güzelliğini yaşamasına vesile olduk.
Ankara Üniversitesi bünyesinde var olan biri olarak Kadın Platformunun kadına yönelik çalışmalarından bahseder misiniz?
Aslında kadına, öğrenciye ve onların geleceklerine dair her konuda farkındalık çalışmaları yapılmakta. Sayın Rektör ve Rektör Yardımcılarımızın da önem verdiği bir platform. İstikrarlı bir ilerleyiş ile 11 yılını geride bıraktı. Diğer yandan benim öncülüğüm ile ayrı zaman dilimlerinde farklı meslek sahibi olacak öğrencilere ve isteyenlere 120’şer saatlik işaret dili eğitimleri de verilmiş ve sonuçlar hep güzel olmuştur. Kadın Yöneticiler Gözüyle Ankara Üniversitesi perspektifiyle büyük bir projeye imza attık. Ben, üniversitelerin sivil toplum kuruluşları ile ilişkilerini irdeleyen bölümde yer aldım. Bu çalışmaları tamamladık ve sonunda bu proje bir kitap haline geldi. Mobbingden tacize, şiddetten kurum kültürüne, markalaşmadan kurum dili ve iletişimi ne kadar pek çok alt başlıkta ses getiren bir çalışma oldu ve oldukça takdir topladı. Kadın Platformu geçtiğimiz yıl 10. yılını tamamladı. Bu 10 yıllık öyküyü sahnede anlatmak ise benim öykülendirmem ile değerli hocalarımızla birlikte gerçekleşti.
Böylesine halkla ilişkiler ve iletişim konusunda girişimlerde bulunurken, Ankara Üniversitesi sınırlarının size dar geldiği düşüncesine kapıldım. Sohbetlerimiz de de yanılmadığımı gördüm. Başka hangi platformlarda aktif rol oynadınız bahseder misiniz?
Evet, bu ana kadar sohbet Ankara Üniversitesi eksenin de oldu. Aslında 35 yıllık bir STK gönüllüsü ünvanım var. Avrupa Birliği projeleri veya Kalkınma Ajansı kapsamın da kimi vakıf ve derneklerde proje ortağı ya da yürütücüsü olmak renkli sayfalarımdandır. Üstlendiğim görev ve sorumluklar ile bir gönüllü olarak meslek ve yaşadığım şehir dışında dahi örgütlenmelerde fark edilmek farklı bir şeyler yaptığınızın ispatı olduğunu düşünüyorum. Kimilerinin ulusal ve uluslararası ödüller ile taçlandırılması ise motive ediyor. Yıllar içinde bu birikimler, belgeseller, TV program yapımı ve sunucusu olarak yerini aldı. İtiraf etmeliyiz ki karşılıksız hizmet kavramı eksiktir. Karşılığı vardır. Bunlar; başarmak, takdir görmek ve gülen yüzler görmektir. Atatürk’ün dediği gibi ‘’Samimiyetin dili yok tur, o gözlerden anlaşılır.’’ Bunu gördükten sonra bir STK gönüllüsü başka ne ister?
Kimi vakıfların gönüllü yürütücü ya da seçimli kurul üyeliklerinin yanı sıra bazı kurul ve federasyonların seçimli başkanlık görevlerinde de hizmet verdiğinizi de biliyorum. Öyleki bu hizmetleriniz kurum ve kuruluşlardan bağlı bulunduğunuz sivil toplum kuruluşlarına övgü ve ödül kazandırmıştır. Bu deneyimleri başka bir sohbet ortamında da paylaşmak isteriz. Ne dersiniz?
Elbette, seve seve paylaşırım; feyz kaynağı olabilirse ne mutlu bana…




