El Emeğinden Kültürel Mirasın Sesi: Pembe Kazan ile Lefkara Nakışı Üzerine
Kıbrıs’ın geleneksel el nakışı olan Lefkara, bugün Türkiye’de yeni bir nefesle hayat buluyorsa, bunun ardında güçlü bir kadın emeği var: Pembe Kazan. Hem bir eğitmen, hem bir sanatkâr, hem de bu sanatın Türkiye’deki ilk sesi olarak öne çıkan Pembe Kazan, Lefkara Nakışı’nı tanıttı, modülünü yazarak yaygınlaşmasını sağladı ve sayısız sergiyle bu mirası görünür kıldı. Sanatı, sabrı, disiplini ve zarafeti bir araya getiren Pembe Kazan, bu özel yolculuğunu Ankara Life Dergisine anlattı. Dergimize özel bu samimi röportajda, geçmişin izlerini geleceğe taşıyan zarif bir sanatın izini sürdük. İyi okumalar dileriz.
Öncelikle sizi kısaca tanıyalım. Sanata olan ilginiz nasıl başladı?
1973 Eskişehir doğumluyum. Halkla İlişkiler ve Tanıtım mezunuyum. Üç çocuk annesiyim ve asker bir eşin hayat arkadaşı olarak Türkiye’nin pek çok farklı bölgesinde yaşama fırsatım oldu. Sanata olan ilgim çocukluk yıllarıma dayanıyor. El emeğine, üretmeye çok küçük yaşlarda başladım. Annem nakış, iğne oyası, dikiş, örgü gibi her alanda çok yetenekliydi. Yani aslında bu tutku bana annemden miras. Onun sabrı ve disipliniyle büyüdüm. Bu da el sanatlarına duyduğum sevgiyi ve bağlılığı şekillendirdi.
Sizi Lefkara Nakışı’yla buluşturan ne oldu?
2001 yılında eşimin tayini nedeniyle Kıbrıs’a gittik. Orada Lefkara Nakışı ile tanıştım ve bu karşılaşma hayatımın yönünü tamamen değiştirdi. Daha önce dikiş, el nakışı, deri işi, tezhip gibi birçok farklı el sanatını denemiştim, ama Lefkara Nakışı bambaşkaydı. Zarif, sabır gerektiren ve kültürel zenginliği olan bir sanat. Bu sanatta derinleşmek istedim. Kıbrıs’ta bu işin en iyi hocalarından biri olan Nahide Mehter Kurumanastırlı ile çalışma şansı buldum. Ondan öğrendiklerim benim için çok değerliydi. Disiplini, emeği, titizliği örnek aldım. Bu kültürel emaneti en doğru şekilde taşımak istedim. Gelenekten ilham alarak, özel tasarımlarla Lefkara’ya yeni bir soluk getirmeye çalıştım. Her bir işte geçmişin zarafetini bugünün estetiğiyle buluşturarak bu sanatı yeniden hayatın içine taşımayı hedefledim.
Türkiye’de Lefkara Nakışı’nı tanıtan ilk isim olduğunuzu biliyoruz. Bu süreci biraz anlatır mısınız?
Evet, Türkiye’de bu sanatı ilk kez getiren, tanıtan ve eğitim modülünü hazırlayan kişi benim. 2013 yılında Lefkara Nakışı modülünü yazarak onaylattım. Bu adım çok önemliydi çünkü artık bu sanat, Halk Eğitim Merkezleri başta olmak üzere çeşitli kurumlardan resmi olarak öğretilmeye başlandı. Bugüne kadar 1000’den fazla eser verdim, yüzlerce kişiye ders verdim ve 50’den fazla öğretmen arkadaşımın da bu sanatı öğrenip öğretmesine vesile oldum. Bugün Lefkara Nakışı’nı Türkiye’de yaşatıyor olmak gurur verici. Ben Lefkara’yı sadece yaşatmakla kalmayıp, yeniden sevdirmek istedim. Bu yüzden özel tasarımlarımla ona yeni bir boyut kazandırdım. Her tasarımda gelenekle bugünü buluşturup, insanların ilgisini yeniden bu sanata çekmek istiyorum.
Peki, bu yolculukta neler yaptınız? Hangi projelere imza attınız?
Yaklaşık 25 yıldır bu sanatla iç içeyim. Bu sürenin büyük kısmı evde çalışmak, kendimi geliştirmek, yeni teknikler denemekle geçti. 20’nin üzerinde büyük sergi açtım. Etimesgut Belediyesi bünyesinde 2013–2014 yıllarında usta öğretici olarak görev aldım. Festival alanları dahil 20’den fazla sergi düzenledim. Eskişehir OMEK Kadın Kursları’nda gönüllü çalışmalar yaptım. TRT 1 ve Anadolu Ajansı’nda tanıtımlarım yayınlandı. Eskişehir Külliyesi’nde özel bir sergi gerçekleştirdim. Kıbrıs Büyükelçiliği desteğiyle sergiler yaptık. Cermodern, Keçiören Belediyesi, Sivas Altıneller Festivali, Türkiye–Macaristan Dostluk Festivali gibi pek çok organizasyonda yer aldım. Ayrıca kısa süreli de olsa Dost TV’de sabah programlarına konuk oldum. Özel tasarımlarımla Lefkara’ya yeni bir boyut kattım. Her parçada, gelenekten aldığım ilhamı modern bir dokunuşla harmanlayarak, bu zarif sanatı yeniden hayatın içine taşımayı ve insanlara sevdirmeyi amaçladım.
Bugünlerde Lefkara Nakışı üzerine neler yapıyorsunuz?
Lokman Hekim Üniversitesi’nde seçmeli ders olarak Lefkara Nakışı eğitimi veriyorum. Ayrıca son üç yıldır “Eğitimcinin Eğitimi” kapsamında online dersler yürütüyorum. Bu sayede Türkiye’nin dört bir yanından bu sanata gönül verenlerle birebir çalışıyorum. Benim için her tasarım, Lefkara’nın geçmişine bir saygı duruşu niteliğinde. Aynı zamanda bugünün ruhunu da yansıtıyor. Özel tasarımlarımla Lefkara’ya yeni bir boyut katarken, bu sanatı yeniden insanların kalbine dokundurmak istedim.
Amacım, UNESCO tarafından koruma altına alınmış bu eşsiz kültürel mirası, hem sanatsal hem teknik anlamda en doğru biçimiyle gelecek nesillere aktarmak.
Sanat yolculuğunuzda size kimler eşlik etti, kimler ilham verdi?
En büyük ilham kaynağım annemdi. Onun ellerinden aldığım o sabır ve beceriyle bu yola çıktım. Eşim her zaman yanımda oldu, bizim için her tayin yeni bir kapıydı. Son 10 yıldır ise akademik olarak da bu işi derinleştirmeme destek olan kişi, Dr. Öğr. Üyesi Oğuz Poyrazoğlu’dur. Onun sanatsal öngörüsü ve desteği bana yeni yollar açtı.
Son olarak okuyucularımıza Lefkara Nakışı’yla ilgili ne söylemek istersiniz?
Lefkara Nakışı sadece bir el sanatı değildir. Bu sanat; emeğin, sabrın ve kültürel mirasın sessiz bir dilidir. Her bir motif, keten iplikle işlenmiş bir hikâyeyi anlatır. UNESCO’nun dünya kültür mirası listesine aldığı bu zarif nakışı tanımak, öğrenmek ve yaşatmak bizim elimizde. Yeni nesillerin bu sanatı öğrenmesini, kendi ruhlarını bu sabırla yoğurmasını canı gönülden diliyorum.



