Bütüncül Sağlık, Sürdürülebilir İyilik!

“Sağlıklı beslenme bir ceza sistemi değil, yaşamla kurduğumuz ilişkinin önemli bir parçasıdır.”

Şehrin en çok okunan yayını Ankara Life sayfalarında bu ay, beslenme dünyasının nabzını tutan isimlerden Dr. Elif Melek Avcı ile buluştuk. Sadece tabaklarda ne olduğuna değil, insanın hayatına dokunan bütüncül bir yaklaşımı savunan Elif Hanım, diyetisyenlik kariyerindeki dönüm noktalarından medya deneyimlerine, yanlış beslenme mitlerinden danışanlarından aldığı unutulmaz geri bildirimlere kadar samimi ve ilham verici bir yolculuğu paylaşıyor. İyi okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Elif Hanım, diyetisyenlik kariyerinizin ilk döneminde yaşadığınız bir “beklenmedik dönüm noktası” oldu mu? Eğer olduysa, bu deneyim sizi mesleki yaklaşımınızda nasıl değiştirdi?

Diyetisyenlik kariyerimin ilk dönemlerinde yaşadığım en önemli farkındalıklardan biri, mesleğin yalnızca besin hesapları, listeler ve ölçülerden ibaret olmadığını çok erken dönemde görmem oldu. Eğitim sürecinde bilimsel bilgi güçlü bir temel sağlıyor; ancak sahaya çıktığınızda insanın yalnızca biyolojik değil, duygusal, sosyal ve davranışsal bir bütün olduğunu çok daha net anlıyorsunuz. Benim için beklenmedik dönüm noktası da tam olarak buydu. Danışanların çoğu zaman yalnızca “ne yemesi gerektiğini” değil, neden zorlandığını, neden sürdüremediğini, neden bedenine yabancılaştığını da konuşmaya ihtiyaç duyduğunu fark ettim. Bu deneyim, mesleki yaklaşımımı daha insancıl, daha bütüncül ve aynı zamanda daha derin bir bilimsel zemine taşıdı. Bugün mesleğime baktığımda, yalnızca kilo verme odaklı bir çerçeveden değil; hormonal dengeyi, metabolik yanıtı, bağırsak sağlığını, yaşam kalitesini, sürdürülebilirliği ve bireyin yaşam öyküsünü birlikte değerlendiren bir yerden konuşuyorum. Çünkü beslenme bilimi bana göre sadece tabakta ne olduğuyla değil, insanın hayatında ne yaşadığıyla da ilgilidir. Bu nedenle danışanlarımla kurduğum ilişkide de, medya içeriklerimde de tek bir doğruyu dayatan bir dil yerine; açıklayan, düşündüren, farkındalık kazandıran ve uzun vadeli iyilik halini önceleyen bir yaklaşım benimsiyorum.

Medya platformlarında doğru beslenme bilgisini yayarken, takipçilerinizin sizi en fazla yanılttığı veya şaşırttığı bir beslenme miti var mı? Varsa hangisi ve bunu düzeltme yönteminizi anlatır mısınız?

Medya platformlarında doğru beslenme bilgisini anlatırken beni en çok şaşırtan noktalardan biri, toplumda hâlâ çok sert, çok kısıtlayıcı ve çoğu zaman sağlıksız yöntemlerin “disiplin” ya da “başarı” gibi algılanabiliyor olması. En sık karşılaştığım mitlerden biri, ne kadar az yenirse o kadar sağlıklı olunacağı düşüncesi. Oysa bilim bize bunun her zaman doğru olmadığını açıkça gösteriyor. Yetersiz ve dengesiz beslenme; metabolik adaptasyonlara, yorgunluğa, iştah düzensizliklerine, hormonal etkilenmelere ve uzun vadede sürdürülemez bir kısır döngüye neden olabiliyor. Buna rağmen insanlar hâlâ hızlı sonuç vaat eden, tek tip, yasak odaklı sistemlere yönelmeye çok açık. Ben bu tür yanlış inanışları düzeltirken insanları yargılayan ya da korkutan bir dil kullanmamaya özellikle dikkat ediyorum. Çünkü bilgi kirliliğinin olduğu bir çağda, insanlara bir şeyi sadece “yanlış” demek çoğu zaman yeterli olmuyor. Benim tercih ettiğim yöntem; bilimsel bilgiyi günlük hayatın içinden örneklerle, anlaşılır ama hafife kaçmayan bir dille anlatmak. Yani bir yandan akademik ciddiyeti korurken, diğer yandan karşımdaki kişinin kendini dışlanmış hissetmeyeceği bir anlatım kurmaya çalışıyorum.

Bugüne kadar program hazırlarken karşılaştığınız “en unutulmaz geri bildirim” neydi ve bu mesaj size ne öğretti?

Bugüne kadar aldığım en unutulmaz geri bildirimlerden biri, bir danışanımın ve aynı zamanda içeriklerimi takip eden bir izleyicimin söylediği şu cümleydi: “Siz bana sadece nasıl beslenmem gerektiğini anlatmadınız, bedenimle ilişkimi de yeniden kurmama yardımcı oldunuz.” Bu cümle benim için çok kıymetliydi. Çünkü mesleğimi tam da bu çizgide tanımlıyorum. Ben beslenmeyi yalnızca kilo kaybı ya da rakamsal değişim üzerinden ele almıyorum; kişinin bedeniyle kurduğu ilişkiyi, sağlık algısını, günlük yaşam kalitesini ve kendine bakışını da önemsiyorum. Bu geri bildirim bana şunu bir kez daha öğretti: İnsanlara sadece bilgi vermek yetmez, o bilginin hayatlarında nasıl anlam bulacağını da göstermek gerekir.

Medya ve danışmanlık dünyasında aynı anda yer almak, mesleki perspektifinizi nasıl dönüştürdü? Hangi anlarda bu iki rolünüz birbirini güçlendiriyor?

Medya ve danışmanlık dünyasında aynı anda yer almak, benim mesleki perspektifimi ciddi biçimde dönüştürdü. Danışanla birebir çalışmak bana insan hikâyelerinin ne kadar katmanlı olduğunu öğretiyor; medya ise bu hikâyelerin ortaklaştığı noktaları görmemi sağlıyor. Danışmanlık odasında bireysel olanı, medya alanında toplumsal olanı daha net okuyabiliyorsunuz. Örneğin danışanlarımla çalışırken sık karşılaştığım sorunlar; düzensiz yeme, yorgunluk, suçluluk duygusu, hızlı çözüm arayışı, hormonlarla ilgili kafa karışıklıkları ya da sosyal medyadan öğrenilen yanlış bilgiler olabiliyor. Medyada konuşurken de görüyorum ki aslında bu sorunlar kişisel değil, oldukça yaygın ve toplumsal. Bu nedenle iki alan birbirini çok güçlü biçimde besliyor. Danışan deneyimlerim medyada neyi anlatmam gerektiğini gösteriyor; medya deneyimim de danışanlarıma daha güçlü, daha sistematik ve daha geniş bir perspektifle yaklaşmamı sağlıyor.

Bilimsel bir bakış açısını geniş kitlelere ulaştırmak her zaman kolay olmuyor. Bir medya yayınında izleyiciye ulaşmak için kullandığınız “özgün anlatım stratejiniz” nedir?

Bilimsel bir bakış açısını geniş kitlelere ulaştırmak her zaman kolay değil. Çünkü bilim çoğu zaman nüans ister, medya ise çoğu zaman hız ister. Ancak ben tam da bu zorluğun içinde kendime özgü bir anlatım biçimi geliştirdiğimi düşünüyorum. Öncelikle izleyicinin kendinden bir parça bulabileceği bir yerden başlıyorum. Çok teorik bir çerçeveyle değil; gerçek hayatta karşılığı olan bir soru, bir his, bir zorlanma alanı ya da bir gündelik problemle giriş yapıyorum. Ardından bunun arkasındaki bilimsel mekanizmayı sadeleştirerek anlatıyorum. Yani önce bağ kuruyor, sonra bilgi veriyorum. Bu yöntem hem güven oluşturuyor hem de bilgiye direnç gelişmesini azaltıyor. Benim anlatım stratejimde en çok önemsediğim şeylerden biri, bilimsel bilgiyi sıradanlaştırmadan sadeleştirmek. Çünkü bazen toplumla iletişim kurmak adına bilgi fazla yüzeyselleştirilebiliyor; bazen de akademik görünmek adına gereğinden fazla karmaşık hale getirilebiliyor. İzleyiciye ya da okuyucuya kendisini yetersiz hissettirmeden, ama aynı zamanda meseleyi basitleştirip özünden koparmadan anlatmak benim için önemli. Belki de bu nedenle içeriklerimde sadece “şunu yapın” demekten çok, “neden yapmalıyız” sorusuna da cevap vermeye çalışıyorum. Çünkü bilgi davranışa ancak anlam kazandığında dönüşebiliyor.

Kendi medya çalışmalarınızdan ve danışan deneyimlerinizden yola çıkarak; beslenme konusunda “bugün herkesin daha çok farkında olması gerektiğini düşündüğünüz bir gerçek” nedir?

Bugün insanların beslenme konusunda daha çok farkında olması gerektiğini düşündüğüm en temel gerçek şudur: Sağlıklı beslenme bir ceza sistemi değil, yaşamla kurduğumuz ilişkinin önemli bir parçasıdır. Beslenme yalnızca zayıflamak için uygulanan geçici kurallar bütünü değildir. Aynı zamanda enerji düzeyimizi, uyku kalitemizi, sindirim sistemimizi, hormon dengemizi, bağışıklık yanıtımızı, hatta zihinsel iyi oluşumuzu etkileyen güçlü bir yaşam bileşenidir. Bu yüzden ben beslenmeyi hiçbir zaman sadece estetik hedeflerle sınırlı görmüyorum. Elbette kişinin bedensel hedefleri olabilir; ancak sürdürülebilir sağlık yaklaşımı, bedeni yalnızca görünüş üzerinden değil, işlev ve bütünlük üzerinden değerlendirmeyi gerektirir. Özellikle günümüzde sosyal medya etkisiyle birlikte beslenme, çoğu zaman performans baskısı yaratan bir alana dönüşebiliyor. İnsanlar ne yediğinden çok, nasıl görünmesi gerektiğine odaklanıyor. Oysa benim savunduğum yaklaşımda merkezde yasaklar değil, farkındalık var; korku değil, bilgi var; kısa vadeli sonuçlar değil, uzun vadeli sağlık var. Beslenmeye bir mücadele alanı gibi değil, kendine gösterilen bilinçli özenin güçlü bir parçası olarak bakabilmek bugün toplumun en çok ihtiyaç duyduğu şeydir.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın