Mücadeleden Farkındalığa!

Farkındalığın Gücü Derneği, meme kanserinde erken tanı bilincini toplumun her kesimine ulaştırma misyonuyla çıktığı yolculuğunu, sanatın dönüştürücü gücü ve güçlü sosyal projelerle büyütüyor. Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Nardane Rana Tekgül, farkındalıktan uluslararası festivallere uzanan bu etki alanını şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi’ne anlattı. İyi okumalar dileriz.

Röportaj: Şeyma Basut

Nardane Rana Hanım, Farkındalığın Gücü Derneği ile yolunuz nasıl kesişti?

2012 yılında meme kanseri teşhisi aldım ve gerekli operasyonlar ile tedavi süreçlerimi tamamladım. 2015 yılında ise uzun yıllar görev yaptığım kurumdan emekli oldum. Tam da bu dönemde, tüm koristlerinin meme kanseri hikâyesine sahip olduğu bir proje korosu olan Farkındalık Korosu’ndan haberdar oldum ve bu oluşumun bir parçası olmak istedim. Açıkçası, o günlerde beni nasıl bir yolculuğun beklediğine dair hiçbir fikrim yoktu. Koromuzun şefi, değerli hocamız Cihan Can’ın “Müzik terapi, her hastalığı iyileştirir” anlayışı doğrultusunda çalışmalarımıza başladık ve yıllar boyunca büyük bir özveriyle faaliyetlerimizi sürdürdük. Ancak Farkındalık Korosu, yalnızca müzik yapan bir topluluk olmanın çok ötesindeydi. Zamanla hepimiz birbirimizin kız kardeşi olduk; aramızda güçlü, samimi ve dayanışma temelli bir bağ oluştu. Bildiğimiz kadarıyla, dünyada meme kanseri deneyimini paylaşan bireylerden oluşan ve bu amaçla kurulmuş başka bir koro bulunmamaktadır. Koromuz bugüne kadar birçok televizyon programında yer almış, Saint Petersburg’da düzenlenen uluslararası koro yarışmalarında özel ödüle layık görülmüş, ayrıca çeşitli üniversiteler, hastaneler ve sağlık kuruluşlarının etkinliklerinde sahne almıştır. Aslında koromuz, resmi bir yapıya sahip olmadan önce de bir dernek gibi faaliyet gösteriyor, toplumsal farkındalık oluşturmak için önemli çalışmalar yürütüyordu. 2022 yılında ise koromuzun kurucusu ve değerli başkanımız Sayın Pınar Ayhan’ın öncülüğünde bu oluşum kurumsal bir yapıya kavuşarak dernekleşti. Benim de Farkındalığın Gücü Derneği çatısı altındaki yolculuğum ve bu alandaki çalışmalarım o tarihten itibaren daha güçlü ve anlamlı bir şekilde devam etmeye başladı.

Farkındalığın Gücü Derneği, özellikle meme kanserinde erken tanı konusunda toplumsal farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Derneğinizin kuruluş felsefesini nasıl tanımlarsınız? Bu misyonu sürdürmenizi sağlayan en güçlü motivasyon nedir?

Farkındalığın Gücü Derneği’nin kuruluş felsefesi, özellikle meme kanserinde erken tanının önemini topluma anlatmak ve bu konuda güçlü bir farkındalık oluşturmaktır. Ne yazık ki ülkemizde en çok korkulan hastalıklardan biri kanserdir. Çoğu zaman yalnızca tanıyı almak değil, hastalığın adını duymak bile insanlarda kaygı ve korku yaratmaktadır. Oysa kanserle mücadelede erken tanı hayati önem taşır ve biz de tüm çalışmalarımızı bu bilinci yaygınlaştırmak amacıyla yürütüyoruz. İnanıyoruz ki hayat, herkesi farklı şekillerde sınayabilir. Önemli olan, yaşanan zorlukların ardından “Neden ben?” sorusuna takılıp kalmak yerine, bu süreçten nasıl güçlenerek çıkılabileceğini ve yaşanan deneyimlerin topluma nasıl katkıya dönüştürülebileceğini görebilmektir. Derneğimizin en güçlü motivasyonu da budur. Erken tanının yaşamları değiştirebildiğine inanıyor, bu farkındalığı mümkün olduğunca geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyoruz. Gönüllülük esasıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde bir kişinin bile hayatına dokunabilir, erken tanıya vesile olabilirsek, amacımıza bir adım daha yaklaştığımızı düşünüyoruz. Bu sorumluluk ve toplumsal fayda üretme isteği, bizi bu misyona bağlayan en güçlü motivasyondur.

Farkındalığın Gücü Derneği, sağlık farkındalığını sanat, müzik ve sosyal projelerle buluşturan özgün bir yaklaşım benimsiyor. Sizce farkındalık oluşturmada sanatın ve insan hikâyelerinin dönüştürücü gücü neden bu kadar önemli?

Farkındalık yaratmada sanatın ve insan hikâyelerinin dönüştürücü gücüne yürekten inanıyoruz. Bu kapsamda, Fotoğraf Sanatı Kurumu ile birlikte Art Nova’da bir fotoğraf sergisi gerçekleştirdik. Sergide, hastalık ve tedavi sürecimizin ardından yaşadığımız duyguları, hayata bakış açımızdaki değişimleri ve yaşamdan kesitleri sanat aracılığıyla ziyaretçilerle buluşturduk. Sergimizi gezen insanların tepkileri, sanatın ne kadar güçlü bir iletişim dili olduğunu bir kez daha gösterdi. Kimi ziyaretçiler eserleri ilgiyle incelerken, kimi de “Ben de bu süreci yaşıyorum, sizleri görünce umutlandım” diyerek duygularını paylaştı. Bazıları ise “Ben de sizin gibi bu hastalığı geride bırakıp aranıza katılabilir miyim?” ya da “Annemi sizinle tanıştırmak istiyorum” sözleriyle bize ulaştı. İşte tam da bu noktada, vermek istediğimiz mesajın yerine ulaştığını hissettik. Çünkü sanat yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda insanlar arasında görünmez köprüler kuran güçlü bir araçtır. Biz de dernek olarak sanatın evrensel diliyle insanlara dokunmayı, umut vermeyi ve yalnız olmadıklarını hissettirmeyi amaçlıyoruz.

Farkındalığın Gücü Derneği’nin büyüme sürecinde finansal sürdürülebilirliği sağlamak adına nasıl bir vizyon benimsiyorsunuz?

Farkındalığın Gücü Derneği olarak finansal sürdürülebilirliği önemsiyoruz; ancak maddi kaynak konusunun amacımızın ve vermek istediğimiz mesajın önüne geçmesini de istemiyoruz. Bizim önceliğimiz her zaman farkındalık yaratmak, erken tanının önemini anlatmak ve daha fazla insana ulaşabilmektir. Bununla birlikte, bu çalışmaların sürdürülebilirliği için belirli kaynaklara ihtiyaç duyulduğunun da bilincindeyiz. Bu nedenle vizyonumuz, sesimizi daha geniş kitlelere ulaştırarak etki alanımızı büyütmek ve güçlü iş birlikleri geliştirmektir. Hem ulusal hem de uluslararası ölçekte kurumlar ve organizasyonlarla ortak projeler üretmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra, toplumda çoğu zaman göz ardı edilen veya ulaşılması daha zor olan gruplara da ulaşmayı önemsiyoruz. Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile gerçekleştirdiğimiz çalışmalar bunun önemli örneklerinden biridir. Çünkü inanıyoruz ki ne kadar çok insana ulaşabilirsek, o kadar fazla hayatın değişmesine katkı sağlayabiliriz. Bu açıdan bakıldığında, sizinle gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi de derneğimizin sesini daha geniş kitlelere duyurmak ve farkındalık mesajımızı daha fazla insana ulaştırmak adına değerli bir fırsat niteliği taşımaktadır.

Dernek olarak bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz çalışmalar arasında sizi en çok etkileyen, toplumda somut bir değişim yarattığına inandığınız proje veya etkinlik hangisiydi? Bu deneyim size hangi önemli dersleri kazandırdı?

Dernek olarak bugüne kadar birçok değerli projeye ve etkinliğe imza attık. Ancak bunlar arasında bizi en çok etkileyen çalışmaların başında, Düzen Laboratuvarı iş birliğiyle gerçekleştirdiğimiz ve 100 kadına ücretsiz meme tomosentez taraması imkânı sunduğumuz proje geliyor. Tarama sonuçlarında şüpheli bulgular tespit edilen kadınlarımızı, ileri tetkik ve gerekli tedavi süreçleri için alanında uzman hekimlere yönlendirdik. Bu çalışma, erken teşhisin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha somut şekilde görmemizi sağladı. Bir diğer önemli çalışmamız ise Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumlarına bağlı Sincan Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki kadın hükümlülere yönelik gerçekleştirdiğimiz farkındalık etkinliğiydi. Gönüllü ve alanlarında son derece başarılı hekimlerimizin katkılarıyla, kadınlara kendi kendine meme muayenesi yöntemleri, cerrahi süreçler ve onkolojik tedaviler hakkında bilgilendirmeler yaptık. Bu etkinlikler, sağlık okuryazarlığının ve doğru bilginin toplumun her kesimine ulaştırılmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu çalışmalar bize, farkındalık yaratmanın ötesinde, insanların yaşamlarına doğrudan dokunabilen somut sonuçlar üretmenin değerini gösterdi. Bugün ise bu etkiyi daha da büyütmek amacıyla 22-24 Ekim tarihlerinde “Kendi Yolum” Uluslararası Kısa Film Festivali’ni hayata geçiriyoruz. Araştırmalarımıza göre, meme kanseri farkındalığı temasıyla uluslararası ölçekte düzenlenen ilk kısa film festivali olma özelliğini taşıyan bu organizasyonla, erken tanı mesajını sinemanın evrensel dili aracılığıyla dünyanın dört bir yanına ulaştırmayı hedefliyoruz. Türkiye’den ve farklı ülkelerden katılacak filmlerle, daha geniş kitlelere ulaşarak umut, farkındalık ve dayanışmayı ortak bir dilde buluşturmayı amaçlıyoruz.

Geleceğe baktığınızda, Farkındalığın Gücü Derneği olarak hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda ulaşmasını hayal ettiğiniz hedefler nelerdir? Topluma ve özellikle kadınlara vermek istediğiniz en güçlü mesaj ne olurdu?

Farkındalığın Gücü Derneği’nin geleceğine ilişkin en büyük hayalimiz, farklı ülkelerden bilim insanlarını, sağlık profesyonellerini, sivil toplum kuruluşlarını ve karar vericileri bir araya getiren uluslararası bir konferansa öncülük etmektir. Bu platformun, meme kanseriyle mücadelede küresel iş birliğini güçlendirecek ve bilimsel çalışmalara yön verecek bir Dünya Meme Kanseri Araştırma Kurulu’nun temellerini atmasını arzu ediyoruz. Nihai hedefimiz ise, bilimsel gelişmelerin, erken teşhis olanaklarının ve toplumsal farkındalığın katkısıyla gelecekte hiç kimsenin meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetmediği bir dünyaya ulaşabilmektir. Topluma ve özellikle kadınlara vermek istediğimiz en güçlü mesaj ise şudur: Bilgi, farkındalık ve erken teşhis hayat kurtarır. Kendi sağlığımızın sorumluluğunu almak, düzenli kontrolleri ihmal etmemek ve birbirimize destek olmak, daha sağlıklı bir geleceğin en önemli adımlarıdır.

 

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın