Uzman Dr. Bilge Merve Kalaycı ile: Çocukların Dünyasına Şefkatle Bakmak!

“Her çocuk bir dünya, her aile bir evren”

“Sağlık alanında kadın olmak, bazen görünmeyen duvarlarla karşılaşmak anlamına gelebiliyor. Ancak ben bu duvarları mücadeleyle değil, üretimle aşmayı tercih ettim.”

Çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında fark yaratan Uzman Dr. Bilge Merve Kalaycı, Ankara Life Dergisi’ne konuk olarak hem mesleki yolculuğunu hem de hayat felsefesini paylaşıyor. Erken dönemde yapılan doğru müdahalelerin bir yaşamı nasıl köklü biçimde değiştirebileceğini, gençlerin dijital dünyayla kurduğu karmaşık ilişkiyi ve ruhsal sağlıkta güvenin gücünü anlatıyor. Kadın girişimciliğinin sağlık sektöründe yarattığı dönüşümü, kendi kliniğini kurarken yaşadığı zorlukları ve rol model olmanın anlamını da içten bir dille aktaran Kalaycı, sizler için ilham veren bir hikâye sunuyor. Keyifli okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Bilge Hanım, çocuk ve ergen psikiyatrisinin dinamiklerinden bahseder misiniz? Bu alanda uzmanlaşmaya karar verme süreciniz nasıl gelişti?

Çocuk ve ergen psikiyatrisi, insan ruhunun en hassas fakat aynı zamanda en şekillenebilir dönemlerine eşlik etmeyi gerektirir. Her çocuk bir dünya, her aile ise ayrı bir evrendir. Bu alana yönelmemde en etkileyici olan nokta, erken dönemde yapılabilecek doğru müdahalelerin bir yaşamın seyrini köklü biçimde değiştirebilme gücünü fark etmem oldu.

Tıp fakültesinde psikiyatriyle tanıştığımda insanın iç dünyasını anlama isteği bende güçlü bir merak uyandırdı. Ancak çocuklarla çalışmaya başladığımda bu merakın yerini daha derin bir sorumluluk duygusu aldığını hissettim. Bugün de her görüşmede, o çocuğun ve ailenin hayatında bir dönüm noktasına eşlik edebileceğimi bilmek beni motive eden en önemli unsur olmaya devam ediyor.

Çocuk ve ergen psikiyatristi olarak, gençlerin ruhsal sağlığını desteklerken hangi ilkeleri ön planda tutuyorsunuz?

Her çocuğun hikâyesi kendine özgü. Benim için önemli olan, o hikâyeyi sabırla ve yargısızca dinleyebilmek. Çocuklar ve gençlerle çalışırken “anlaşıldıklarını” hissettirmek, tedavinin en güçlü kısmı.

Yaklaşımımda şema terapi, bilişsel davranışçı terapi ve aile temelli yaklaşımları bütüncül bir şekilde harmanlıyorum. Ancak tekniklerin ötesinde, güven ilişkisini kurabilmek esastır.

Ayrıca klinik sınırlarının ötesine geçmeyi, toplumsal farkındalık yaratmayı da görevim olarak görüyorum. Sosyal medya paylaşımlarımı ebeveynleri, öğretmenleri ve gençleri, ruhsal sağlığın günlük yaşamın doğal bir parçası olduğu fikrine yaklaştırmak için kullanıyorum.

Sosyal medya ve dijital dünya, gençlerin ruhsal sağlıklarını doğrudan etkiliyor. Teknolojik gelişmelerin bu süreçteki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz ve gençlere ne önerirsiniz?

Dijital dünya gençler için hem bağlantı hem baskı alanı. Bir yandan kendilerini ifade etmelerini sağlıyor, diğer yandan sürekli bir kıyaslama döngüsüne sokuyor. Özellikle kimlik gelişimi sürecindeki gençler için bu çok zorlayıcı olabiliyor.

Benim önerim, dijitalden uzaklaşmak değil; teknolojiyle sağlıklı bir mesafe ilişkisi kurmak. Gençlere sık sık “ekranda ne kadar kaldığın değil, o süre boyunca kendini nasıl hissettiğin önemli” diyorum. Gerçek ilişkiler, üretim, doğayla temas, bunlar dijital dünyanın eksik bıraktığı alanları besliyor.

Kadın girişimciliği ve liderliği sağlık alanında giderek daha fazla ön plana çıkıyor. Kendi kariyerinizde bir kadın olarak karşılaştığınız zorluklar ve bu süreçte öğrendikleriniz hakkında neler söylersiniz?

Sağlık alanında kadın olmak, bazen görünmeyen duvarlarla karşılaşmak anlamına gelebiliyor. Ancak ben bu duvarları mücadeleyle değil, üretimle aşmayı tercih ettim. Kadınların sezgisel gücü, çok yönlü düşünebilme becerisi ve empatisi, liderlikte büyük bir avantaj sağlıyor. Ayrıca bir hekim olarak tıp eğitiminin ilk yıllarından itibaren verilen bir ekibe liderlik etme misyonu da bu süreçte ciddi bir kolaylık sağladı.

Kariyerim boyunca karşılaştığım en büyük zorluk, içimdeki idealist hekimle, gerçek dünyanın dinamiklerini yöneten girişimciyi dengelemekti. Zamanla fark ettim ki güçlü olmak, her şeyi tek başına yapmak değil; doğru ekibi kurmak, ilham veren insanlarla çalışmak ve kendi vizyonuna sadık kalmak.

Kadın girişimciliği bence sadece bir iş kurmak değil, aynı zamanda değer yaratmak, bir hikâye anlatmak ve bu hikâyeyle başkalarına cesaret vermek demek.

Kendi kliniğinizi kurarken yaşadığınız en büyük zorluklar nelerdi? Girişimci yönünüzle ilgili unutamadığınız bir dönüm noktası var mı?

Kendi kliniğimi kurmak, yıllarca kurduğum bir hayali gerçeğe dönüştürmekti. En büyük zorluk, bir yandan hekim olarak mesleki titizliğimi sürdürmek, bir yandan da estetikten iletişime kadar her detayıyla kendi çizgimi yansıtan bir alan yaratmaktı. Bu klinik sadece bir iş yeri değil; güvenin, huzurun ve insana dokunan bir yaklaşımın mekânsal karşılığı. Her renk, her detay, her köşe bir duyguyu temsil ediyor.

Unutamadığım dönüm noktası, kendi kliniğimde ilk hastamı karşıladığım gündü. O an, “Artık sadece bir uzman değil, kendi değerleriyle şekillenen bir girişimciyim” dedim. Bu farkındalık, tüm zorlukların anlamını değiştirdi.

Geleceğe yönelik hedeflerinizde, psikiyatri alanında görmek istediğiniz değişimler ve projeler neler? Özellikle girişimci bir kadın olarak bu hedeflere nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz?

Ruh sağlığının toplumda damgalanmadan konuşulabildiği, çocukların ve gençlerin yardım aramaktan çekinmediği bir sistem görmek istiyorum. Bu amaçla çocuk ve ergenlere yönelik hem dijital hem yüz yüze ulaşılabilen eğitim ve farkındalık platformları kurmayı planlıyorum.

Uzun vadede, psikiyatrinin sadece hastalık değil, “iyi olma hâli” üzerine de konuşulduğu bir kültür oluşmasına katkı sunmak istiyorum.

Bir kadın girişimci olarak bu hedeflere önce hayal ederek sonrasında uygun zamanda adım adım ilerleyerek ulaşıyorum. Benim için girişimcilik, bir alan açmak kadar, o alanı insana dokunan bir şekilde doldurabilmekle ilgili.

Kadın girişimciliğini sağlık sektöründe bir dönüşüm gücü olarak görüyor musunuz? Bu alanda rol model olmanın sizin için anlamı nedir?

Kesinlikle görüyorum. Sağlık alanında kadın girişimciler arttıkça, hem hizmet anlayışı hem de kurum kültürü değişiyor. Daha empatik, daha bütüncül ve daha insana dokunan bir yaklaşım gelişiyor.

Ben rol model olmayı bir “örnek” olmaktan çok, cesaret aktarımı olarak görüyorum. Eğer bir kadın, benim hikâyemi okuyup “ben de yapabilirim” diyorsa, işte o zaman gerçekten bir fark yaratmışım demektir.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın