Yanı Başımızdaki Hayat!
- ankaralife
- 16 Ekim 2026
Eşref Can Atıcı Fotoğraf : Ali Ulusoy
Şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi, Psikolojik Danışman Eşref Can Atıcı’yı sayfalarında ağırlıyor. “Yanı Başımızdaki Hayat” başlıklı yazısıyla okurlarıyla buluşan Atıcı, hayatın telaşı içinde gözden kaçırdığımız küçük ama değerli anlara ışık tutuyor. Denizden bir sabah sessizliğine, bir çiçeğin kokusundan sevdiklerimizin gülüşüne uzanan bu özel yazı; mutluluğun uzaklarda değil, aslında yanı başımızda saklı olduğunu güçlü ve samimi bir dille hatırlatıyor. İyi okumalar dileriz.
Sabah saat yedi… Deniz, sanki gökyüzünü kucağına almış gibi çarşaf. Dalgalar konuşmuyor, yalnızca nefes alıyor. Bazı geceler mehtap öyle bir düşüyor ki suyun üzerine, insan uzun süre hiçbir şey söylemek istemiyor. Çünkü bazı manzaralar anlatılmak için değil, hissedilmek için var.
Bahçede ansızın açan bir çiçek, bütün sokağı dolduran kokusuyla “Ben buradayım.” diyor. Meteoroloji yarın yağmur beklediğini söylüyor. Belki de bugün güneşin tenimize bıraktığı sıcaklık, yarın özleyeceğimiz şey olacak.
Ne tuhaf… Ömrümüzün büyük kısmını henüz sahip olmadığımız şeylerin peşinde geçiriyoruz. Bir iş daha, biraz daha para, biraz daha başarı, biraz daha güvence… Hep bir sonraki durağa yetişmeye çalışıyoruz. Sanki mutluluk, hep bir sonraki köşede bizi bekliyormuş gibi… Oysa dönüp baktığımızda fark ediyoruz ki uğruna yıllarca emek verdiğimiz pek çok şey, aslında bir zamanlar hayalini kurduğumuz hayatın ta kendisiymiş. Ev… Aile… Bir dostun sesi… Sağlıklı uyanabildiğimiz bir sabah… Pencereden içeri giren rüzgâr… Bir fincan çayın buharı… Çocuğumuzun kahkahası…
Bunlar, ulaşılacak hedefler değil; yaşanacak anlardır. Fakat modern hayat bize sürekli daha hızlı olmamız gerektiğini fısıldıyor. Daha üretken, daha başarılı, daha güçlü… Biz de çoğu zaman bugünü, yarının hazırlık odasına çeviriyoruz. Sonra bir gün fark ediyoruz ki hayat, hazırlığını yaptığımız günlerde sessizce akıp gitmiş. Ama biliyor musunuz? Bunun için kendimizi suçlamaya da gerek yok. Çünkü çoğumuz hayata böyle bakmayı kendimiz seçmedik. Belki çocukluğumuzda sevgiyi başarıyla öğrendik. Belki takdir edilmek için hep daha fazlasını yapmak zorunda kaldık. Belki “Durursan geri kalırsın.” cümlesini o kadar çok duyduk ki dinlenmeyi bile suçluluk gibi hissetmeye başladık. Belki de içimizde hâlâ, görülmek isteyen küçük bir çocuk var. Bu yüzden koşturuyoruz. Yetmeye çalışıyoruz. Tamamlanmaya çalışıyoruz. Ve aslında bütün bu çabanın altında tek bir özlem yatıyor: “Huzur bulmak.” İşte tam da bu yüzden birbirimizi yargılamak yerine anlayabiliriz. Çünkü hepimiz aynı arayışın farklı yollarında yürüyoruz. Belki bugün hiçbir şeyi değiştirmek zorunda değilsiniz. Sadece bir dakika durun. Gökyüzüne bakın. Bir ağacın gölgesini fark edin. Sevdiğiniz insanın yüzüne biraz daha uzun bakın. Sabah sessizliğini dinleyin. Denizin çarşaf gibi olduğu bir ana denk gelirseniz, acele etmeyin. Mehtabın suya bıraktığı izi izleyin. Bahçenizde açan çiçeğin kokusunu içinize çekin. Çünkü hayat, çoğu zaman peşinden koştuğumuz yerde değil; tam yanı başımızda sessizce bizi bekliyor. Belki de aradığımız mutluluk, yeni bir şey kazanmakta değil; zaten sahip olduklarımızı yeniden görebilmektedir.
Haydi gelin…
Bugün, birlikte etrafımıza bakalım.



