Tasarımın DNA’sında Kültür ve Fonksiyon!
Mimarlık, sadece yapı inşa etmek değil; yaşamın ve sağlığın biçimlendiği bir deneyimdir. İran ve Türk kültürlerinden beslenen, tasarım diliyle fark yaratan Samira Daneshkadeh, şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisine konuk olarak, modern mimarinin merkezine taşıdığı “önce sağlık, önce güvenlik” yaklaşımını anlattı. Küften yangın güvenliğine, geçmişten geleceğe uzanan projelerinde her detayın anlamını sorgulayan Daneshkadeh ile keyifli röportajımız sizlerle. İyi okumalar dileriz.
Samira Hanım, mimarlık yolculuğunuz nasıl başladı ve Türkiye’de eğitim almanız, tasarım anlayışınızı nasıl etkiledi?
İran kökenliyim ve mimarlık benim için çocukluktan beri içimde büyüyen bir tutkuydu. Bu tutkuyu gerçekten derinleştirmek istediğimde, yolum Türkiye’ye ve ODTÜ’ye çıktı. ODTÜ’deki yüksek lisans süreci sadece bilgi anlamında değil, düşünme biçimimi de şekillendirdi. Orada sorgulamayı, her problemi kökünden analiz etmeyi ve tasarıma sadece estetik açıdan değil, aynı zamanda işlevsellik ve doğruluk penceresinden bakmayı öğrendim. ODTÜ’nün bana kattığı disiplin, mimarlığa mühendislik kadar tasarımın da bir zekâ işi olarak yaklaşmamı sağladı. 14 yıldır sektördeyim; bunun ilk 10 yılı farklı ölçeklerdeki projelerde deneyim kazanarak geçti. Dört yıl önceyse artık kendi bakış açımı özgürce yansıtabileceğim ofisimi kurdum.
İran ve Türk mimarisinden aldığınız ilham, projelerinizde nasıl somutlaşıyor? İki kültürün sentezini tasarımlarınıza nasıl yansıtıyorsunuz?
Aslında bu iki kültür arasında büyümek bana büyük bir avantaj sağladı. İran mimarisi binlerce yıllık geçmişiyle inanılmaz bir derinliğe sahip. Işığın, gölgenin, avluların, detayın ve mahremiyetin bu kadar iç içe geçtiği başka bir kültür yok bence. Bu gelenek bana mekânın sadece fiziksel değil, duygusal bir tarafı da olduğunu öğretti. Türkiye’ye geldiğimde ise Anadolu’nun ve Osmanlı’nın mimarideki sentez gücü beni çok etkiledi. Bugün projelerimde bu iki dünyanın en güçlü yönlerini harmanlamaya çalışıyorum. İran mimarisinin içe dönük, huzurlu avlu düzenini modern bir dille yorumlarken; Türk mimarisinin fonksiyona, çevreye ve kullanıcının hayatına saygılı bakışını benimsiyorum. Böylece hem ruha dokunan hem de çağın ihtiyaçlarına cevap veren, kendine özgü mekânlar ortaya çıkıyor.
Projelerinize başlarken sağlık odaklı yaklaşımınız dikkat çekiyor. Küf analizi ile başlamanızın temel nedeni nedir ve bunu nasıl uyguluyorsunuz?
Bizim için mimarlık, sadece estetik bir bina yapmak değil, içinde yaşayan insanlar için sağlıklı bir hayat alanı yaratmak demek. Çünkü bir mekân ne kadar güzel görünürse görünsün, eğer orada nefes alınamıyorsa, o tasarım amacına ulaşmamıştır. Küf de bu anlamda bizim için çok önemli bir gösterge. Yalnızca görsel bir problem değil; nefes darlığından alerjilere kadar pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor. Özellikle yenileme projelerinde işe başlamadan önce yapının adeta “sağlık raporunu” çıkarıyoruz. Eğer bir küf problemi varsa, önce sebebini bulup ortadan kaldırıyoruz. Bizim anlayışımızda binayı önce iyileştirmek, sonra güzelleştirmek gerekir.
Sağlık ve güvenlik odaklı yaklaşım, tasarım ve malzeme seçimlerinizi nasıl şekillendiriyor? Özellikle yangın güvenliği konusunda nasıl bir yol izliyorsunuz?
Küf analizleri bize yapının nerede “nefes alamadığını” gösteriyor aslında. Çoğu zaman sorun, yanlış malzeme seçimi, kötü yalıtım ya da gizli tesisat problemlerinden kaynaklanıyor. Bu yüzden tasarım sürecimizde sadece estetiğe değil, sağlıklı bir yapıya odaklanıyoruz. Malzemeden havalandırma sistemine kadar her detayı bu bilgiler ışığında seçiyoruz.
Yangın güvenliği konusunda da aynı hassasiyet geçerli. Bir yapının sadece konforlu değil, kriz anında da koruyucu olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle projelerimizi yangın mühendisleriyle birlikte planlıyor, olası riskleri en başta ortadan kaldıracak çözümler geliştiriyoruz.
Geleceğin mimarisine dair öngörüleriniz nelerdir ve sizin “önce sağlık, önce güvenlik” yaklaşımınız bu gelecekte nasıl bir rol oynayacak?
İklim krizi, binaların aslında ne kadar savunmasız olduğunu hepimize gösterdi. Artık mimarlık sadece ikonik yapılar tasarlamakla değil, dayanıklı, sürdürülebilir ve sağlıklı mekânlar üretmekle ilgili. Ben “önce sağlık, önce güvenlik” yaklaşımının çok yakında herkes tarafından benimsenen bir standart haline geleceğine inanıyorum. Şu an biz bu anlayışı kendi projelerimizde uygulayarak aslında geleceğin mimarlık modelini bugünden hayata geçiriyoruz.



