Sezgi ve Biyoenerjinin Gücü!

“Bir kişinin hayatına dokunabilmek ve bunu enerjiyle başarabilmek, benim için en büyük motivasyondu.”

Biyoenerji Uzmanı Tuğba Poyraz, Sivas’tan Türkiye’nin dört bir yanına uzanan yolculuğunu ve mesleğine bakış açısını Ankara Life okurlarıyla paylaşıyor. Dokunmadan değişim yaratmanın mümkün olduğunu gördüğü ilk yıllardan bugüne, sezgisel yeteneklerini meditasyon ve enerji farkındalığı ile güçlendiren Poyraz, danışanlarının hayatlarına dokunurken kendi enerjisini de korumanın yollarını anlatıyor. Kendi merkezini açarken attığı cesur adımlar, biyoenerjinin toplumda daha iyi anlaşılması için verdiği mücadele ve her seanstan sonra uyguladığı kişisel ritüeller, onun mesleğine olan tutkusunu ve vizyonunu gözler önüne seriyor. Keyifli geçen röportajımız sizlerle, iyi okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut 

Biyoenerji alanına ilk adım attığınız yıllarda, sizi en çok şaşırtan ve bakış açınızı kökten değiştiren keşif ne olmuştu?

Biyoenerjiye ilk başladığım dönemlerde beni en çok etkileyen şey, insan bedeninin sandığımızdan çok daha güçlü bir enerji kapasitesine sahip olmasıydı. Dokunmadan bile değişim yaratabildiğimi görmek, hem şaşırtıcı hem de dönüştürücü bir deneyimdi. Bu keşif, “İnsan kendini iyileştirme gücüne sahip” düşüncesini tamamen içselleştirmemi sağladı ve mesleğe bakış açımı kökten değiştirdi.

Uygulamalarınız sırasında danışanlarınızla kurduğunuz etkileşimlerde, sezgisel yönünüzün rolü nedir? Bu sezgiyi zaman içinde nasıl geliştirdiniz?

Sezgi, çalışmalarımın merkezinde yer alıyor. Danışanla enerjisel bağ kurduğum anda hangi bölgenin desteklenmesi gerektiğini hissediyorum. Bu yetenek doğuştan gelen bir parçam olsa da zaman içinde meditasyon, nefes çalışmaları ve enerji farkındalığımı yükselten özel eğitimlerle sezgilerimi çok daha güçlendirdim. Şu an her seansımda sezgisel rehberliğim büyük rol oynuyor.

Biyoenerjinin toplumda algılanışını düşündüğünüzde, sizce bugün hangi noktadayız? Bu alanın daha iyi anlaşılması için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Türkiye’de biyoenerji artık çok daha bilinen ve ilgi gören bir alan, ancak hâlâ tam olarak anlaşılmış değil. İnsanlar sonuçları gördükçe güven artıyor fakat bilinçlenme sürecinin devam etmesi gerekiyor. Bu alanın doğru tanıtılması, bilimsel gerçeklerle desteklenmesi ve profesyonel kişiler tarafından uygulanması toplumun anlayışını güçlendirecektir. Ben de üzerime düşen kısmı yapmaya çalışıyorum.

Yoğun bir enerji çalışması gününden sonra kendi enerjinizi dengelemek için uyguladığınız kişisel bir ritüeliniz veya vazgeçilmez bir rutin var mı?

Evet, kesinlikle var. Yoğun bir günün ardından mutlaka kısa bir meditasyon yapar, enerjimi temizlemek için nefes egzersizlerine zaman ayırırım. Bazen doğada kısa yürüyüşler yapmak da benim için büyük bir arınma oluyor. Bu ritüeller hem kendi iç dengemi korumamı sağlıyor hem de bir sonraki seansa tamamen temiz bir enerji alanıyla başlamama yardımcı oluyor.

Sizi mesleğinizde ileri taşıyan, “İyi ki bunu yapmışım” dediğiniz profesyonel bir risk veya cesur bir adım oldu mu? Sonuçları nasıl şekillendi?

Evet, en cesur adımım Sivas’ta kendi merkezimi açmak oldu. Birçok kişi büyük şehirlerde başlamam gerektiğini söylerken, ben iç sesimi dinleyerek kendi yolumu çizdim. Bu karar hem beni büyüttü hem de yüzlerce insana ulaşmamı sağladı. Bugün baktığımda “iyi ki” diyorum, çünkü bu adım kariyerimin dönüm noktalarından biri oldu.

Bugün geriye dönüp baktığınızda, kariyerinizde “Başarı burada başladı” dediğiniz ilk işaret neydi?

İlk başarı işaretim, uyguladığım seanslardan sonra insanların yüzündeki rahatlama ve yeniden canlanma ifadesiydi. O an, doğru yolda olduğumu hissettim. Bir kişinin hayatına dokunabilmek ve bunu enerjiyle başarabilmek, benim için en büyük motivasyondu. İşte o ilk an, bende “Bu yol benim yolum” duygusunu kesinleştirdi.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın