Fark Edilmeyen Risk: Genital Siğiller!
- ankaralife
- 30 Haziran 2026
“Genital siğillerin ve rahim ağzı kanserinin önlenmesinde HPV aşısı elimizdeki en güçlü ve en etkili tıbbi araçtır.”
Genital siğiller, toplumda çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen ve HPV enfeksiyonunun en görünür yüzünü oluşturan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Mustafa Ulubay, son yıllarda artan vaka sıklığına dikkat çekerek, “erken farkındalık, doğru bilgi ve HPV aşısı” üçlüsünün hem bulaş zincirini kırmada hem de tedavi başarısında kritik rol oynadığını vurguluyor. İyi okumalar dileriz.
Röportaj: Hatice Şeyma Basut
Yapılan çalışmalara göre her 100 kadının 39’unda, her 100 erkeğin 45’inde genital siğiller aktif olarak görülüyor. Klinik pratiğinizde bu hastalığın görülme sıklığında son yıllarda nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?
Kliniğimde gerçekleştirdiğim jinekolojik muayenelerde, hastalarım genital siğil şikâyetiyle başvurmamış olsalar bile yapılan bilimsel çalışmalarla paralel şekilde oldukça sık genital siğil vakalarıyla karşılaşıyorum. Hatta son yıllarda bu sıklığın belirgin biçimde arttığını söyleyebilirim. Bu noktada özellikle dikkat çekmek istediğim konu, hem kadınların hem de erkeklerin büyük bir kısmının genital siğilleri olduğunu ancak muayene sırasında öğrenmesidir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, genital siğillerin yerleşim yeri ve görünüm özelliklerine bağlı olarak kişiler tarafından fark edilmemesi ya da farklı cilt lezyonlarıyla karıştırılmasıdır. Bazı siğiller ise kişinin kendi kendine göremeyeceği bölgelerde yer alabilmektedir. Bu durum, genital siğillerin toplum içerisindeki yayılımını artıran önemli bir faktördür. Çünkü bireyler siğillerinin farkında olmadıklarında, özellikle jiletle yapılan epilasyon sırasında bu lezyonları keserek virüsün genital bölgede daha geniş alanlara yayılmasına neden olabilmektedir. Bunun sonucunda hem partnerlere bulaşma riski artmakta hem de siğiller çok daha yaygın ve hızlı bir şekilde çoğalabilmektedir. İleri derecede yayılmış genital siğiller ise tedavi sürecini zorlaştırmakta ve tedavi sonrasında kozmetik açıdan daha olumsuz sonuçlarla karşılaşılmasına yol açabilmektedir. Özetle, toplumumuzda genital siğiller ve HPV enfeksiyonu konusundaki farkındalığın hâlâ yeterli düzeye ulaşmamış olması nedeniyle, kendi klinik pratiğimde de genital siğillere her geçen yıl daha sık rastlıyorum. Bu nedenle bu röportajı oldukça değerli buluyorum. Toplumda cinsel sağlık bilincinin artırılması ve HPV ile ilişkili hastalıklar konusunda farkındalık oluşturulması adına önemli bir katkı sağlayacağını düşünüyorum.
HPV’nin farklı tipleri arasında genital siğillere en sık yol açan tipler hangileridir ve bu tiplerin hastalık seyri açısından taşıdığı klinik önemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kliniğimde yaptığım değerlendirmelerde, küresel çapta gerçekleştirilen akademik çalışmalarla paralel olarak genital siğillere en sık HPV 6 ve HPV 11 tiplerinin yol açtığını gözlemliyorum. Bu noktada okuyucularımıza özellikle şunu belirtmek isterim: Bu iki HPV tipi, kansere yol açan yüksek riskli tiplerden farklı olarak düşük riskli grupta yer almaktadır. Ancak bireyler genellikle “düşük riskli” tanımını duyduklarında hastalığı hafife alarak tedaviyi erteleme eğilimi gösterebilmektedir. Oysa bu durum, klinik seyrin kötüleşmesindeki en önemli etkenlerden biridir. Sözünü ettiğim erteleme durumu, HPV 6 ve HPV 11’in yüksek bulaşıcılığıyla birleştiğinde lezyonların genital bölgede çok hızlı bir şekilde çoğalmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda hem partnerlere bulaşma riski artmakta hem de hastalarımızda ciddi psikolojik yıkımlarla karşılaşabilmekteyiz. Kısacası HPV 6 ve HPV 11 tipleri kanser açısından düşük risk taşısa da hızlı yayılımları ve yarattıkları ağır psikososyal tablo nedeniyle hastalık seyri açısından büyük klinik öneme sahiptir. Bu nedenle tüm okuyucularımıza, “düşük riskli” ifadesinden hareketle genital siğilleri ihmal etmemelerini tavsiye ediyorum. Eğer genital siğilleriniz varsa, günümüzde bu siğillerden hızlı bir şekilde kurtulmak mümkündür. Hastalığınız ilerlemeden ve genital siğiller tüm genital bölgeyi kaplamadan bir uzmana başvurmanız sizin faydanıza olacaktır.
Hastalığın bulaş mekanizması çoğunlukla bilinse de, toplumda yanlış bilinen noktalar oldukça fazla. Genital siğillerin bulaş yolları ve risk faktörleri konusunda en kritik doğru bilinen yanlışlar nelerdir?
Hastalarımızdan sıklıkla duyduğum ve klinik pratiğimde düzeltmeye en çok mesai harcadığım konu, bulaşın yalnızca tam bir cinsel birleşme ile gerçekleşeceği yanılgısıdır. Oysa genital siğillere yol açan HPV virüsü, enfekte bölgenin cilde temasıyla da oldukça kolay bir şekilde bulaşabilmektedir. Bununla bağlantılı olarak en önemli doğru bilinen yanlış ise prezervatif kullanımının yüzde yüz koruma sağladığı inancıdır. Prezervatif enfeksiyon riskini ciddi oranda azaltsa da genital bölgenin açıkta kalan kısımlarından deri teması yoluyla bulaşma riski hâlâ devam etmektedir. Dolayısıyla bu kulaktan dolma eksik bilgileri düzeltmek ve cildin cilde temasının asıl risk faktörü olduğunu topluma anlatmak, hastalığın yayılım hızını kesmek adına klinik olarak atacağımız en kritik adımdır.
Tedavi seçenekleri arasında çeşitli yaklaşımlar bulunuyor. Hangi klinik kriterlere göre tedavi yöntemi seçiliyor ve nüks oranlarını belirleyen temel faktörler nelerdir?
Tedavi planlamamızı yaparken her zaman hastaya özgü bir yaklaşım benimsiyoruz. Klinik pratiğimde tedavi yöntemini belirlerken öncelikle siğillerin boyutunu, sayısını ve genital bölgedeki yerleşim yerini dikkate alıyorum. Daha küçük ve az sayıdaki lezyonlarda dışarıdan uygulanan medikal kremler tercih edilebilmektedir. Ancak şahsi tecrübeme dayanarak, bu kremlerin yeterli etkinlik ve başarı oranına ulaştığına inanmıyorum. Yaygın, büyük veya vajina içi gibi bölgelerde yerleşmiş siğillerde, dondurma yöntemi olarak bilinen kriyoterapi ve yakma işlemi olarak tanımlayabileceğimiz koterizasyon uygulanabilmektedir. Bununla birlikte ben, en başarılı yöntem olarak hibrit lazer tedavilerini tercih ediyorum. Hastalarımın kliniğimde bana en sık sorduğu ve en çok endişe duyduğu konu ise nüks ihtimalidir. Tedavinin kalıcı başarısını ve siğillerin tekrarlama oranını belirleyen en temel faktör, siğillerin klinik ortamda yüksek başarı oranıyla tek seansta temizlenebilmesidir. Son olarak, stres, yoğun sigara kullanımı ve bağışıklık sisteminin zayıflaması nüks riskini ciddi oranda artırabilmektedir. Bu nedenle yalnızca lezyonları ortadan kaldırmaya odaklanmıyor, hastalarımızın bağışıklık sistemlerini güçlendirmelerini de tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyoruz.
HPV aşısının koruyuculuğu göz önüne alındığında, genital siğillerin önlenmesinde aşının rolünü ve toplumda aşılama oranlarının artırılması için neler yapılması gerektiğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genital siğillerin ve rahim ağzı kanserinin önlenmesinde HPV aşısı elimizdeki en güçlü ve en etkili tıbbi araçtır. Bu nedenle altını çizerek belirtmek isterim ki; yaşı, medeni durumu veya cinsiyeti fark etmeksizin kliniğimdeki her hastama HPV aşısını öneriyorum. Toplumda aşılama oranlarının artırılması için öncelikle aşı etrafında oluşan asılsız korkuların ve bilgi kirliliğinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. HPV aşısı konusunda doğru ve bilimsel bilgilerin toplumla buluşturulması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca aşının ulusal aşılama programına entegre edilmesi ve doğru cinsel sağlık eğitimleriyle desteklenmesi, gelecek nesilleri bu hastalıklardan korumak adına atılması gereken en önemli adımlardan biridir.
Genital siğiller sadece fiziksel değil, psikolojik ve sosyal açıdan da hastaları etkileyen bir tablo. Klinik yaklaşımınızda hasta mahremiyeti, psikolojik destek ve iletişim boyutunu nasıl yönetiyorsunuz?
Genital siğil tanısı alan hastalarımda çoğu zaman fiziksel şikâyetlerin yanı sıra yoğun kaygı ve utanç duygusunun da ön plana çıktığını gözlemliyorum. Bu noktada klinik yaklaşımımızın temelini, tartışmasız şekilde hasta mahremiyeti oluşturmaktadır. Kliniğimizde hastalarımıza, muayene odasına adım attıkları andan itibaren sürecin ve paylaşılan tüm bilgilerin kesin bir gizlilik çerçevesinde değerlendirileceği güvencesini veriyoruz. Bu güven ortamı, hastamızla şeffaf, açık ve yargılayıcı olmayan bir iletişim kurabilmemiz açısından hayati önem taşımaktadır. Hastalarımıza genital siğillerin utanılacak bir durum değil, toplumda yaygın olarak görülen tıbbi bir enfeksiyon olduğunu ve tedavi sürecinin kontrol altında yönetilebildiğini detaylı şekilde anlatıyoruz. Benimsediğimiz bu güçlü mahremiyet anlayışı ve empatik iletişim yaklaşımı, hastalarımızın üzerindeki psikolojik yükün hafiflemesine katkı sağlarken tedavi sürecine uyumu ve tedavi başarısını da artırmaktadır.



