Eyüp Aydaşoğlu: “Güzellik Bir Enerjidir!”
- ankaralife
- 16 Ekim 2026
Röportaj: Şeyma Basut Fotoğraf : Ali Ulusoy
Güzelliği kusursuzlukta değil, kişinin kendisiyle kurduğu bağda arayan makyaj sanatçısı Eyüp Aydaşoğlu, Ankara Life Dergisinin konuğu oldu. 17 yıllık meslek hayatında yüzlerce kadının hikâyesine dokunan Aydaşoğlu; makyaj, özgüven, doğal güzellik ve değişen güzellik algısı üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulunuyor. Sosyal medya filtrelerinin dayattığı tek tip güzellik anlayışına karşı “yüzü maskelemek değil, güzelliği hatırlatmak” gerektiğini savunan Aydaşoğlu, özellikle gelin makyajında teknik becerinin ötesine geçen duygusal bağı ve gerçek güzelliğin yaşanmışlıklarla güçlenen hikâyesini anlatıyor. İyi okumalar dileriz.
Bir insan aynaya baktığında yalnızca yüzünü değil, kendisiyle kurduğu ilişkiyi de görüyor. Bir makyaj sanatçısı olarak, makyajın kişinin kendine bakışını ve özgüvenini değiştirdiğine en çok hangi anlarda tanıklık ediyorsunuz?
Bir makyaj sanatçısı olarak fırçanın her dokunuşunda, aynanın sadece teni değil, ruhu da yansıttığını tekrar tekrar görüyorum. Makyaj, kusurları gizleyen bir maske değil; kişinin kendi içindeki gücü, zarafeti ve hikâyeyi keşfetmesini sağlayan bir araçtır. Birçok insan aynaya baktığında sadece yorgunluğunu, yaşanmışlıklarını veya toplumsal güzellik algısının “kusur” dediği detayları görür. Makyaj bittiğinde gözlerindeki şaşkınlık ve ardından gelen o sessiz gülümseme, “Ben aslında ne kadar güçlü ve güzelmişim” demenin sessiz bir itirafıdır.
Güzellik çoğu zaman “kusursuz görünmek” ile eş tutuluyor. Oysa sizin için güzel görünmek ile güzel hissetmek arasındaki temel fark nedir? Bir makyaj, insanın dış görünüşünden çok ruh halini değiştirebilir mi?
Benim için güzel görünmek statik bir durumdur, güzel hissetmek ise dinamik bir enerjidir. Güzel görünmek, tamamen dış gözlerin ve toplumsal kalıpların onayına bağlıdır. Güzel hissetmek ise tamamen içeriden dışarıya doğru taşan bir özgürlük ve kabul duygusudur. Biz aslında yüzünüzü maskelemiyoruz size güzelliğinizi hatırlatıyoruz.
Sosyal medya, filtreler ve giderek birbirine benzeyen güzellik standartları insanların kendi yüzleriyle ilişkisini de dönüştürdü. Sizce bugün kadınlar aynada kendilerini mi görüyor, yoksa olması gerektiğine inandırıldıkları bir yüzü mü arıyor?
Bugün kadınların aynada kendi özgün yüzlerini değil, sosyal medyanın ve algoritmaların dikte ettiği “ideal” bir şablonu aradıkları gerçeğiyle her gün yüzleşiyorum. Kadınlar aynada olması gerektiğine inandırıldıkları o maskeyi aramayı bıraktıklarında; kendi burun kemiklerindeki karakteri, göz kapaklarındaki o özgün düşüklüğü veya dudaklarının doğal kıvrımını sevmeye başladıklarında gerçek güzellik özgürleşiyor.
Bir makyaj sanatçısı olarak karşınızdaki kişinin yüzünde “değiştirilmesi gereken” bir kusurdan ziyade, öne çıkarılması gereken bir güzellik gördüğünüz oluyor mu? Bu bakış açınız zaman içinde nasıl değişti?
Bir makyaj sanatçısı olarak mesleğe başladığım ilk gün ile bugün arasındaki en büyük fark, yüzlere bakış açımın tamamen tersine dönmüş olmasıdır. İlk yıllarımda ben de sektörün öğrettiği o “matematiksel kalıplarla” düşünür, kusur kapatmaya ve simetri yakalamaya odaklanırdım. Ancak zaman geçtikçe ve yüzlerce farklı ruhla bağ kurdukça anladım ki: Bir yüzde “değiştirilmesi gereken bir kusur” diye bir şey yoktur; yalnızca henüz doğru ışıkla buluşmamış, hikayesi anlatılmamış benzersiz özellikler vardır.
Özellikle gelin makyajlarında kadınların size yalnızca bir görünüm değil, hayatlarının en önemli anlarından birinde kendilerini nasıl hissetmek istediklerini de emanet ettiklerini düşünüyor musunuz? Sizin için makyajın duygusal tarafı nerede başlıyor?
Evet, kesinlikle bana sadece o günkü yüzlerini değil; çocukluk hayallerini, o güne yükledikleri anlamları, heyecanlarını ve en savunmasız anlarındaki kırılganlıklarını emanet ediyorlar. Gelin makyajları, bu mesleğin sadece teknik beceriden ibaret olmadığının, tamamen duygusal bir emanet ve enerji yönetimi olduğunun en net kanıtıdır.
17 yıllık meslek hayatınızın ardından insan yüzlerinden çok insan hikâyeleri biriktirdiğinizi söyleyebilir miyiz? Size göre gerçek güzellik; yaş, fiziksel özellikler ya da makyajdan bağımsız olarak insanın yüzüne ve duruşuna nasıl yansıyor?
Kesinlikle fırçamın dokunduğu tenden çok o tenlerin arkasındaki hikayeleri biriktirdiğimi gururla söyleyebilirim. Gerçek güzellik, yaşın getirdiği çizgileri ya da hayatın bıraktığı izleri saklamaya çalışmayı bıraktığınızda başlar. Kişi kendi hikayesiyle, kahkahalarının çizgileriyle ve hatta hüzünlerinin gölgeleriyle barıştığında, yüzüne hiçbir aydınlatıcının taklit edemeyeceği doğal bir ışıltı yerleşir. Bu, gözlerin içine yerleşen derin bir anlam ve bilgeliktir. Yaş almanın bir eksilme değil, bir derinleşme olduğunu kabul eden bir yüz, dünyanın en güzel tuvalidir.



