Sağlık Mı, Estetik Mi, Yoksa Her İkisi Mi?

Gen. Cer. ve Cer. Onk. Uzm. Prof. Dr. Mahmut Can Yağmurdur

Röportaj: Şahla Orujova Fotoğraf : Ali Ulusoy

Toplumda meme operasyonları denildiğinde zihinlerde keskin bir ayrım oluşur: “Ya sağlık için ameliyat olunur ya da estetik için.” Oysa Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Can Yağmurdur, sağlığın estetiği, estetiğin ise sağlığı tamamladığı bütünsel bir yaklaşımın hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Sağlıksız bir dokunun estetik olamayacağını, sadece estetik odaklı bir operasyonda dahi doku sağlığının ve onkolojik taramanın hayati önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Yağmurdur ile “Hem sağlık hem estetik aynı anda nasıl mümkün olur?” sorusunun cevabını ve ‘Etik Estetik Sağlık’ felsefesini konuştuk.

Bedenin adeta vitrin objesi gibi algılandığı, biçimsel trendlerin hızla tüketildiği bir çağdayız. Siz ise her fırsatta “Etik, Estetik ve Sağlık” üçlemesine vurgu yapıyorsunuz. Tıbbi açıdan bu üç kavram yan yana geldiğinde ne anlamalıyız?

Tıp biliminin en temel ve kadim ilkesi “Primum non nocere” yani “Önce zarar verme” prensibidir. Günümüzde ne yazık ki beden, parçalara ayrılıp sipariş verilebilen bir nesne gibi algılanabiliyor. Oysa meme, kadın anatomisinin sadece estetik bir unsuru değil; glandular yapısı, hormonal hassasiyeti ve kanser gelişimi açısından düzenli takip gerektiren canlı bir organ sistemidir. Bizim “Etik Estetik Sağlık” yaklaşımımızın temeli şudur: Sağlıklı olmayan, onkolojik riski göz ardı edilmiş hiçbir doku estetik olarak kabul edilemez. Etik yaklaşım; başvuran bireye sadece arzularına göre vaatlerde bulunmak değil, anatomik gerçekleri, uzun vadeli sağlık risklerini ve dokunun biyolojik sınırlarını dürüstçe anlatmaktır. Sağlık öncelenmeden yapılan her müdahale, temeli zayıf bir yapıya sadece dış cephe kaplaması yapmaya benzer.

Çift Yönlü Hakikat: Genel Cerrahi ve Plastik Cerrahi Sinerjisi!

Hocam, genel kamuoyunda meme ameliyatları keskin sınırlarla ikiye ayrılır: “Sağlık ameliyatları” ve “Estetik ameliyatlar”. Oysa siz bu iki disiplinin aynı anda masada olması gerektiğini savunuyorrsunuz. Bu çift yönlü ihtiyacı biraz açar mısınız?

Bu konu cerrahinin ve hastanın geleceği açısından hayati bir noktadır. Meme ile ilgili yapılan girişimlerde tek taraflı bakış açısı eksiktir. Öncelikle kanser ve tedavi odaklı girişimlerden başlayalım: Bir meme kanseri operasyonunda temel hedef elbette tümörlü dokuyu güvenli sınırlarla bedenden uzaklaştırmaktır. Ancak olay burada bitmez. Onkolojik cerrahinin yanı sıra, ilk andan itibaren bir Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanının sürece dahil olması son derece önemlidir. Tümör temizlenirken hastanın organ kaybı hissi yaşamaması, simetrisinin korunması ve yeniden rekonstrüksiyon (onarım) planlamasının eş zamanlı yapılması, kadının psikolojik ve bedensel iyileşmesinde tamamlayıcı bir rol oynar. Şimdi meselenin diğer ve belki de en çok gözden kaçan yönüne bakalım: Sadece estetik kaygılarla yapılan operasyonlar. Dışarıdan bakıldığında tamemen estetik küçültme, büyütme veya dikleştirme gibi görünen bir müdahalede de ameliyathanede bir Genel Cerrahi veya Cerrahi Onkoloji uzmanının bulunması hayati önem taşır. Çünkü estetik amaçla açılan bir meme dokusunun içinde, önceden görüntülenememiş şüpheli bir odak, mikroskobik bir lezyon veya riskli bir kitle bulunabilir. Ya da çıkarılan dokunun onkolojik prensiplere uygun şekilde taranması ve patolojik takibinin eksiksiz yapılması gerekir.

Özetle; estetik operasyona giren hasta sağlığından emin olmalı, sağlık operasyonuna giren hasta ise estetik bütünlüğünün korunduğunu bilmelidir. Bu multidisipliner sinerji bir lüks değil, hasta güvenliği için tıbbi bir gerekliliktir.

Anatominin Fısıltısı veya Dokunun Rızası!

Hastalar bazen ellerinde dijital mecralardan kaydettikleri fotoğraflarla başvurabiliyor. Ancak anatominin de bir dili var. Doku cerraha ne söyler, siz o mesajı nasıl okuyorsunuz?

Cerrahi müdahale, canlı bir dokuyla yapılan bir uzlaşıdır. Derinin esnekliği, göğüs kafesinin yapısı, mevcut meme dokusunun hacmi ve altındaki kas dokusunun durumu cerraha sınırları çizer. Doku aslında cerraha açıkça konuşur: “Benim taşıyabileceğim kapasite, esneyeceğim sınır budur.” Eğer fizyolojik gerçekleri yok sayıp hastanın ısrarı doğrultusunda dokunun taşıyamayacağı müdahaleler yapılırsa; uzun vadede doku beslenme bozuklukları, dikiş açılmaları, şekil bozuklukları veya his kayıpları gibi biyolojik reaksiyonlar gelişebilir. Etik duruş; dokunun izin vermediği durumları hastaya anlaşılır bir dille açıklamak ve biyolojik sınırlara saygı duymaktır.

Şeffaflık: Komplikasyon ve Tıbbı Süreçler!

Tıbbi süreçlerde halk arasında sıklıkla karıştırılan iki kavram var: Komplikasyon ve ihmal. Tıbbi deontoloji açısından bu ayrım nerede duruyor?

Tıbbın doğasında risk sıfırlanamaz. Komplikasyon; standartlara, tıbbi kurallara ve tüm hijyenik şartlara eksiksiz uyulsa dahi, biyolojik bünyenin öngörülemeyen bir doku yanıtı vermesidir (örneğin yara iyileşmesinde gecikme veya vücudun yabancı cisim reaksiyonu). Komplikasyon, hekimin bilgisi, tecrübesi ve doğru yönetimiyle kontrol altına alınabilen tıbbi bir durumdur. İhmal veya hatalı yaklaşım ise; ameliyat öncesi gerekli tıbbi taramaları (mamografi, ultrason vb.) yapmadan sürece başlamak, hastanın mevcut rahatsızlıklarını göz ardı etmek veya yetkinlik sınırlarını aşan müdahalelerde bulunmaktır. Ameliyat öncesi doğru bilgilendirme ve ayrıntılı muayene süreci, bu riskleri en aza indirmenin tek yoludur.

Yaşam Boyu Mantık ve İzlenebilirlik!

Estetik veya rekonstrüktif operasyon geçirmiş bir memenin gelecekteki taramaları (mamografi, ultrason) nasıl etkilenir? Operasyon sonrası süreç nasıl yönetilmeli?

Bu soru, hastalarımızın zihnini en çok kurcalayan konulardan biridir. Doğru tekniklerle ve uzman ellerde gerçekleştirilen cerrahi girişimler, gelecekte yapılacak rutin meme kanseri taramalarına (mamografi, meme ultrasonu veya MR) engel teşkil etmez. Ancak burada kritik nokta şudur: Ameliyatı gerçekleştiren ekibin, dokuya zarar vermeden, izlenebilirliği bozmayacak cerrahi planlama yapması gerekir. Operasyon geçiren her kadın, yaş grubuna uygun olan rutin kontrol ve taramalarına düzenli olarak devam etmelidir. Cerrahi müdahale geçmişi, rutin sağlık takiplerinin aksatılması için bir gerekçe değil; aksine takibin düzenli yürütülmesi için bir vesiledir.

“Beden Modaya Uyması Gereken Bir Vitrin, Cerrah ise Tüccar Değildir”

Aynaya baktığımızda gördüğümüz siluet, sadece dışarıdan nasıl algılandığımızın bir göstergesi değildir; o siluet, bedenimizin içindeki biyolojik dengenin ve sağlığın yansımasıdır. Bugün ne yazık ki estetik, finansal kaygıların ve ticari hedeflerin gölgesinde ‘herkese, her koşulda yapılabilecek bir işlem’ gibi sunuluyor. Oysa bir cerrahın en büyük gücü ameliyat yapmakta değil; dokunun izin vermediği, sağlığın riske girdiği veya motivasyonun yanlış olduğu yerde dürüstçe ‘Hayır’ diyebilmesindedir.

Unutmayalım ki; sağlığın feda edildiği hiçbir müdahale, uzun vadede bir kadına arzuladığı mutluluğu ve özgüveni veremez. Amacımız, popüler kültürün dayattığı yapay kusursuzluk kalıplarına bedenleri zorlamak değil; kadının sağlığını ve doku güvenliğini ilk sıraya koyarak, onu en doğal, en sağlıklı ve kendi anatomisiyle en barışık haline ulaştırmaktır. Çünkü etik olmayan hiçbir müdahale estetik, estetik olmayan hiçbir sonuç da sağlıklı kabul edilemez. Nihai hedefimiz hiçbir zaman yapay bir kusursuzluk yaratmak değildir. Temel gayemiz; kadının sağlığını koruyarak, beden bütünlüğünü anatominin elverdiği en doğal ve uyumlu seviyeye ulaştırmaktır.

“Tıbbi tavsiye içermez, bilgilendirme amaçlıdır.”

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın