Başarıyı Düşüren Görünmez Engel: Sınav Kaygısı!

“Hiç kaygı duymamak rehavete, aşırı kaygı ise felce yol açar.” Şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi’ne konuk olan Retro Yayıncılık sahibi Şahin Ersin Tuncer, sınav kaygısını sadece akademik bir mesele olarak değil, hayatın tam içinden bir deneyim olarak ele alıyor. Öğrencilerin potansiyelini perdeleyen kaygının nasıl yönetilebileceğini; sahadan gelen çarpıcı gözlemleri, bilimsel referansları ve samimi anlatımıyla paylaşan Tuncer, “başarı” kavramına bakışımızı yeniden düşünmeye davet ediyor. Sınav stresinden yaşam becerilerine uzanan bu sohbet, Ankara Life Dergisi okurları için hem tanıdık hem de yol gösterici bir durak. Keyifli geçen röportajımız sizlerle, iyi okumalar dileriz. Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Sınav kaygısının öğrencilerin performansına etkilerini kendi deneyimleriniz üzerinden nasıl gözlemliyorsunuz? Kaygının başarıyı somut olarak düşürdüğü örnekler paylaşabilir misiniz?

Deneyimlerime göre kaygı; sadece zihinsel bir durum değil, bilginin geri çağrılmasını engelleyen teknik bir bariyerdir. Öğrenci konuya çok hâkim olsa bile, kaygı anında prefrontal korteks (mantıklı düşünme merkezi) devre dışı kalabiliyor. Somut bir örnek vermek gerekirse; deneme sınavlarında Türkiye derecesi yapan öğrencilerin, gerçek sınav anında “ya yapamazsam” düşüncesiyle ellerinin titremesi sonucu bildikleri basit bir matematik formülünü hatırlayamadıklarını veya optik formda kaydırma yaptıklarını çokça gördük. Bu, potansiyelin performansa dönüşemediği en acı kayıp noktasıdır.

Öğrenciler arasında kaygıyı en çok tetikleyen düşünce ve durumlar neler?

En büyük tetikleyici “belirsizlik” ve “kıyaslanma korkusu”dur. Öğrenciler genellikle sınavın kendisinden değil, sınavdan sonraki “sonuçtan” korkuyorlar. “Aileme ne derim?”, “Arkadaşlarımın gerisinde mi kalacağım?” gibi düşünceler, mevcut ana odaklanmalarını engelliyor. Ayrıca Türkiye’de sınav sistemindeki kontenjan kısıtlılığı, sınavı bir “hayat-memat meselesi” gibi görmelerine neden olarak kaygıyı kronik hâle getiriyor.

Sınav öncesi öğrencilerin kaygı düzeyini düşürmek için en etkili yöntemleriniz nelerdir? Kısa ve uzun vadede bu yöntemlerin sonuçlarını nasıl gözlemliyorsunuz?

Kısa vadede: Nefes egzersizleri ve “simülasyon” yöntemini kullanıyoruz. Sınav ortamını her detayıyla önceden deneyimlemek, beyni o ortama alıştırıyor. Uzun vadede: Bilgi eksikliğini gidermek en büyük panzehirdir. Öğrenci konusuna ne kadar hakimse, öz güveni o kadar artar. Sonuçları ise şöyle gözlemliyoruz: Kısa vadedeki yöntemler sınav anındaki krizleri yönetmeyi sağlarken; uzun vadedeki çalışma disiplini, öğrencinin sınav sabahı “Elimden geleni yaptım” huzuruyla uyanmasını sağlıyor.

Bazı öğrenciler kaygıyı yapıcı bir enerjiye dönüştürebiliyor. Kaygıyı motive edici bir güce çevirebilmenin püf noktaları nelerdir?

Buradaki anahtar kavram “Optimal Kaygı”dır. Hiç kaygı duymamak rehavete, aşırı kaygı ise felce yol açar. Bu noktada “azı karar, çoğu zarar” anlayışıyla kaygıyı bir tehdit olarak değil, vücudun “hazır ol” komutu olarak görmektir. Öğrenciye, hızlanan kalp atışının aslında beyne daha fazla oksijen gitmesini sağladığını öğrettiğimizde, bu fiziksel tepkiyi bir engel değil, bir yakıt olarak kullanmaya başlıyor. Odak noktası “hata yapmamak” değil, “elindekiyle en iyisini yapmak” olduğunda enerji yapıcıya dönüşür.

Günümüz öğrencilerinin teknoloji ve sosyal medya ile ilişkisi sınav kaygısını nasıl etkiliyor? Önerileriniz nelerdir?

Teknoloji çift taraflı bir kılıç. Bir yandan bilgiye erişimi kolaylaştırıyor, diğer yandan “dijital gürültü” yaratıyor. Sosyal medya, sürekli bir “başarı illüzyonu” sunduğu için öğrencide “herkes çalışıyor, ben gerideyim” hissi yaratabiliyor. Sınav döneminde sosyal medya diyetinden ziyade, “bilinçli tüketim” öneriyorum. Negatif haberlerden ve kıyaslama yaratan içeriklerden uzak durulmalıdır. Güncel haberlerin yarattığı belirsizlik duygusuyla başa çıkmak için ise sadece güvenilir kaynaklardan, günün belli saatlerinde bilgi alıp geri kalan zamanda kendi rutinine odaklanmak en sağlıklısıdır.

Kaygı yönetimi stratejilerini uzun vadede genel yaşama nasıl entegre ediyorsunuz? Pratik ve sürdürülebilir ipuçlarınız nelerdir?

Kaygı yönetimi sadece sınav için değil, bir yaşam becerisidir. Bunun için;
  1. Süreç Odaklılık: Sonuca değil, günlük rutine odaklanmak.
  2. Hata Payı Bırakmak: Mükemmeliyetçilikten kaçınıp, hataları birer geri bildirim mekanizması olarak görmek.
  3. Özşefkat: Kendine, sevdiği bir arkadaşına davrandığı gibi nazik davranmak.
Bu stratejileri eğitimlerimizde birer alışkanlık haline getirmeyi hedefliyoruz. Çünkü sınav geçer, ancak hayat boyu karşımıza çıkacak olan zorluklarla başa çıkma biçimimiz karakterimizi belirler.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın

Bu kapanacak 0 saniye