Kadın Dokunuşuyla Cerrahide Devrim!
Op. Dr. Ümit Pınar Sungur ile sağlık ve girişimciliğin kesiştiği noktada ilham veren bir yolculuğa çıkıyoruz. Cerrahi branşlarda erkek egemen alanda cesareti ve üstün yeteneğiyle fark yaratan Dr. Sungur, ameliyatsız varis tedavisinde Türkiye’nin öncülerinden biri olarak hastalarına konforlu ve yenilikçi çözümler sunuyor. Ankara Life Dergisi olarak, mesleki başarıları ve kadın girişimci kimliğiyle sektöre yön veren bu özel isimle keyifli bir röportaj gerçekleştirdik, iyi okumalar dileriz.
Sizi hem hekim hem de girişimci kimliğinizle tanımak istiyoruz. Op. Dr. Ümit Pınar Sungur kimdir? Sizi tıp alanına yönlendiren motivasyon neydi ve bu yolculuk sizi bugün olduğunuz noktaya nasıl taşıdı?
1974 yılında Mersin’de doğdum, ancak çocukluk ve gençlik yıllarım anne memleketim olan Hatay’ın İskenderun ilçesinde geçti. Kısacası, kişiliğimin şekillenmesi ve eğitim hayatımın temelleri burada atıldı. Çocukluğumdan itibaren planlı, sistematik ve disiplinli bir yapıya sahiptim. Hayatın bana getirdiği fırsat ve zorlukları analiz etmeyi seven, çalışkan bir çocuktum. Ortaokul ve lise yıllarında doktor olma hayalim vardı; ancak asıl hedefim cerrah olmaktı. Zoru başarma isteğim ve farklı olana duyduğum merak, beni bu alana yöneltti. Tıp fakültesi ilk tercihimdi ve ilk sınavda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandım. O dönemlerde cerrahi branşlar çoğunlukla erkekler tarafından tercih ediliyordu; fakat el becerimin yüksek olması, yaratıcı zekâm ve cerrahiye duyduğum ilgi benim bu erkek egemen alanda ilerlememi sağladı. Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda (TUS) ilk tercihim olan Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi bölümünü kazandım. El yeteneğim ve çalışkanlığım sayesinde, erkek meslektaşlarım arasında kendimi kanıtlayarak branşımda saygın bir konuma ulaştım. Uzmanlık eğitimimi yüksek vaka deneyimiyle tamamladıktan sonra, Ankara’nın önde gelen hastanelerinde görev yaptım: Bayındır Hastanesi, Akay Hastanesi, Çankaya Hastanesi ve uzun yıllar çalıştığım Güven Hastanesi bunlar arasında yer alıyor. Sonrasında ise Lösante Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi bölümünün kuruluşunu gerçekleştirme şansına sahip oldum. Meslek hayatım boyunca, kalp cerrahisinde birçok ilki hayata geçirdim. Atardamar greft kullanımı, çalışan kalpte bypass ve minimal invaziv kalp cerrahisi gibi alanlarda sayısız vaka gerçekleştirdim. Bugüne kadar 30 binden fazla hastaya cerrahi müdahalede bulundum ve yaklaşık 100 bin hastanın yaşamına dokundum. Zamanla, hasta konforunu artıran ameliyatsız yöntemlere olan ilgim arttı. Bu kapsamda endovasküler yöntemler olarak bilinen, ameliyatsız damar onarımı sağlayan EVAR, TEVAR ve periferik arter stentleme gibi birçok işlemin Türkiye’de kadın öncülerinden biri oldum. Ardından, ameliyatsız varis tedavileri üzerine yoğunlaştım ve bu alanda da çalışmalarımı sürdürdüm.
Özellikle ameliyatsız varis tedavisi konusunda yoğunlaştığınızı biliyoruz. Bu alana ilginizin nasıl geliştiğini ve bu tedavi yönteminin hastalar açısından ne tür avantajlar sunduğunu bizimle paylaşır mısınız?
Uzmanlığa başladığım yıllarda varis tedavisi yalnızca açık cerrahi yöntemlerle yapılabiliyordu. Bu yöntemler hem travmatik hem de uzun ve ağrılı bir iyileşme süreci gerektiriyordu. Bu nedenle, eğer hastanın şikâyeti çok ileri düzeyde değilse, tedavi genellikle ertelenirdi. Ancak bu da zamanla hastalarda daha ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olurdu. Endovasküler yöntemlerin gelişmesiyle birlikte bu alanda edindiğim tecrübe, beni varis tedavisinde de yeni arayışlara yöneltti. Öncelikle endovasküler lazer ve ardından radyo frekans cihazlarıyla yapılan tedavilere başladım. Bu yöntemler açık cerrahiye göre çok daha konforluydu; ancak yine de anestezi ve ameliyathane ortamı gerektiriyordu. Benim hedefim, hastayı hem fiziksel hem de psikolojik olarak en az etkileyen, günlük yaşamdan koparmayan daha az invaziv bir yöntem geliştirmekti. Bu doğrultuda, dünyada da giderek yaygınlaşan skleroterapi ile lazer uygulamalarını birleştiren ameliyatsız varis tedavi yöntemini benimsedim ve geliştirdim. Bu yöntemle hastalar artık anesteziye, cerrahi işleme veya ameliyathane ortamına ihtiyaç duymadan tedavi olabiliyorlar. Üstelik işlem ağrısız, kansız ve konforlu bir şekilde gerçekleşiyor. Tedavi sonrasında hastalar günlük yaşamlarına ara vermeden, aynı gün normal rutinlerine dönebiliyorlar. Bu özellikleri sayesinde ameliyatsız varis tedavisi, hem etkinliği hem de hasta konforunu bir arada sunan bir yöntem haline geldi.
Geleneksel cerrahi yöntemlerin dışında, daha konforlu ve modern tedavi alternatifleri sunmak tıpta bir vizyon gerektiriyor. Sizi bu vizyonu geliştirmeye iten neydi?
Benim temel hedefim, her zaman hastalar için daha konforlu bir tedavi ve daha rahat bir iyileşme süreci sunmak oldu. Bu motivasyon, kullandığım yöntemleri sürekli olarak bir adım öteye taşıma isteğimi besledi. Klasik skleroterapi yani köpük tedavisi yöntemini geliştirerek, buna dünyada kabul görmüş modern teknikleri entegre ettim. Böylece hem etkinliği yüksek hem de hasta konforunu ön planda tutan bir tedavi yaklaşımı ortaya koymaya çalıştım.
Sağlık alanında bir kadın girişimci olarak kendi kliniğinizi kurmak ve yönetmek cesaret isteyen bir adım. Bu süreçte karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız?
Cerrahi yöntemler, doğaları gereği ameliyathane ve hastane ortamı gerektirir. Ancak ben, ameliyatsız varis tedavisiyle hastayı bu ortamdan tamamen uzaklaştırmayı hedefliyordum. Bu düşünce, kendi kliniğimi kurma fikrini doğurdu ve yaklaşık dört yıldır bu vizyonla hizmet veriyorum. Elbette sektörde birçok başarılı cerrah arkadaşımız var ve benzer alanlarda hizmet veriyorlar. Ancak bizi farklı kılan, uyguladığımız yöntemin ameliyathane gerektirmemesi. Tedavilerimiz tamamen lokal anesteziyle, hatta çoğu zaman anesteziye bile ihtiyaç duymadan gerçekleştiriliyor. Ultrason ve damar görüntüleme cihazları eşliğinde, yalnızca 10–15 dakikalık bir işlemle varisleri kalıcı olarak ortadan kaldırabiliyoruz. Ayrıca biz sadece varis tedavisine odaklanmıyoruz; bacak sağlığını bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz. Uyguladığımız mezoterapi yöntemleri ve destekleyici cihaz tedavileriyle hem tıbbi hem de estetik açıdan hastalarımızın memnuniyetini en üst düzeyde tutmayı amaçlıyoruz.
Kadın girişimciler için özellikle sağlık sektöründe sizi farklı kılan yaklaşımınız nedir? Kadınlara ilham verecek bu yönünüzü nasıl tanımlarsınız?
Bizi farklı kılan en önemli nokta, varis tedavisini yalnızca damarsal bir sorun olarak görmememizdir. Biz, bacak sağlığına ve estetiğine bütüncül bir yaklaşımla bakıyoruz. Amacımız sadece varisi ortadan kaldırmak değil; aynı zamanda bacakların sağlıklı, estetik ve dengeli görünümünü korumaktır. Bu kapsamda, bacak sağlığını tehdit eden ve görünümü olumsuz etkileyen lipödem, selülit ve lenf ödem gibi hastalıklarda da hem medikal tedavi hem de ESWT (ekstrakorporeal şok dalga tedavisi) gibi ileri teknoloji cihazlarla desteklenen uygulamalar sunuyoruz. Bu hastalıkların tedavisi uzun ve özenli bir süreç gerektiriyor. Biz de bu süreçte hastalarımıza kapsamlı bir bakım sunarak, kliniğimize gelen her bireyin damar sağlığıyla ilgili tüm çözüm seçeneklerine tek bir çatı altında ulaşmasını sağlıyoruz.
Tıbbi başarılarınızın yanı sıra hasta iletişimine verdiğiniz önem de sizi farklılaştırıyor. Tedavi sürecinde insan psikolojisini ne kadar önemsiyorsunuz?
Tedavi sürecinde hastanın psikolojisi son derece önemlidir. Çünkü hastaya nasıl yaklaştığınız, onun tedaviye vereceği yanıtı doğrudan etkiler. Eğer hastaya samimi, güven veren bir ortam sunarsanız; kendini sizin ailenizin bir parçası gibi hisseder. Sizin gerçekten onun iyiliği için çalıştığınıza inanır. Bu güven duygusu, hem tedaviye olan uyumunu artırır hem de iyileşme sürecini olumlu yönde etkiler.
Son olarak, genç kadın doktorlara ve sağlık sektörüne adım atmak isteyen girişimcilere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Kendi branşımdan örnek vermek gerekirse, artık erkek egemen alanlarda kadınların çok başarılı şekilde var olduklarını ve sıkça ön plana çıktıklarını görüyoruz. Sonuçta her birey, yeteneği, zekâsı ve azmiyle istediği hedefe ulaşabilir.
En önemlisi, asla yılmamak ve hangi alanda olursanız olun, kendiniz olmaktan vazgeçmemek. Yaptığınız işi sevmek, yaptığınız her işte mutlaka kendinizden bir parça bırakmak çok değerli. Bunu karşınızdakine hissettirdiğinizde, başarı kaçınılmaz olarak artacaktır.



