Hukuku Anlamak, Hayatı Anlamaktır!

Ankara’nın hukuk sahnesine 23 yılı aşkın tecrübesiyle yön veren, danışmanlık vizyonuyla iş dünyasının nabzını tutan başarılı hukukçu ve arabulucu Umut Aksoy, bu ay Ankara Life Dergisi’nin konuğu oldu. Mesleğine duyduğu sarsılmaz bağlılığın köklerini, genç hukukçulara ışık tutan tavsiyelerini ve iş dünyası–hukuk dengesine dair çarpıcı gözlemlerini samimiyetle paylaştı. Keyifli geçen röportajımız sizlerle, iyi okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut 

Umut Bey öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Umut Aksoy kimdir?

1977 yılında Ankara’da doğdum. Liseyi Büyük Kolej’de, üniversiteyi ise Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladım. Necatibey Caddesi ve Konutkent 1’de olmak üzere iki büromuzda faaliyet göstermekteyiz. Aynı zamanda arabulucuyum.

23 yılı aşkın süredir hukuk alanında aktif bir isim olarak, ceza ve aile hukuku, şirket danışmalığı gibi toplumun nabzını tutan alanlarda çalışıyorsunuz. Bu uzun soluklu yolculuğa baktığınızda, sizi bugün hâlâ aynı tutkuyla mesleğe bağlayan şey nedir?

Hukukçu bir aileden geldiğim için, daha ortaokul yıllarında bile kendimi bu mesleğe hazırlamıştım. Üniversite sınavında Hukuk Fakültesi dışında hiçbir bölüm yazmayacak kadar da kararlıydım. Bu nedenle mesleğimi her zaman sevdim ve ona her zaman bağlı kaldım. Zaten hukukçu olmaktan başka bir mesleği hayatım boyunca hiç düşünmedim.

Günümüzde avukatlık yalnızca dava süreçleriyle sınırlı değil; aynı zamanda güçlü bir danışmanlık vizyonu da gerektiriyor. Sizce iyi bir hukuk danışmanını diğerlerinden ayıran temel nitelikler nelerdir?

Bu soruya verilebilecek en kestirme yanıtın ulaşılabilir olmak olduğunu düşünüyorum. Müvekkillerinize ya da müvekkil şirketlere danışmanlık hizmeti verdiğinizde, onların sizden beklediği en temel nitelik erişilebilirliktir. Çünkü danışmanlık hizmeti genellikle anlık çözüm gerektiren sorunları içerir ve ihtiyaç duyulan anda yanıt vermeyen bir avukatın, uzun vadede müvekkiliyle kurduğu güven ilişkisi zedelenir. Bunun yanı sıra, genel hukuk tecrübesinin sağladığı pratik bakış açısı ve hızlı çözüm üretebilme yeteneği de iyi bir hukuk danışmanını diğerlerinden ayıran önemli niteliklerdir.

Özellikle iş dünyasına hukuki danışmanlık verirken karşılaştığınız en büyük zorluklar neler? Bu süreçlerde hem müvekkil ilişkisini hem de etik çizgiyi koruma dengesini nasıl sağlıyorsunuz?

Bu soru aslında avukatlara en sık yöneltilen sorulardan biridir. ‘Bazı davalara nasıl bakabiliyorsunuz? Rahatsız olmuyor musunuz?’ gibi sorularla çok karşılaşırız. Bunun tek bir cevabı var: Avukatlık bir kamu mesleğidir. Bizim işimiz savunmaktır ve haklı ya da haksız ayrımı olmaksızın herkes için savunulmak anayasal bir haktır. Dolayısıyla biz, bir davanın sonucunu etik dışı yollarla değiştirmek ya da yalnızca davayı kazanmak için değil, müvekkilin hukuki güvenliğini sağlamak için görev yaparız. İş dünyasına danışmanlık verirken de aynı ilkeyle hareket ederim; korunması gereken hukuki yararı değerlendirir, müvekkile konunun olası risklerini ve muhtemel sonuçlarını açıkça anlatırım. Bu noktadan sonra karar müvekkile aittir.

Gençlerbirliği SK, AİGD, GBİAD ve YATSİAD gibi birçok önemli derneğin üyesisiniz. Bu oluşumlarda yer almak size hem mesleki hem de kişisel anlamda nasıl bir perspektif kazandırdı?

Evet, birçok dernekte aktif olarak yer alıyorum ve bundan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu derneklerde bir araya geldiğim dostlarım, kendi alanlarında tecrübeli, başarılı ve birikim sahibi kişiler. Bu durum bana özellikle ticari alanlarda, iş insanlarının somut olaylara nasıl baktığını gözlemleme ve deneyimleme fırsatı sunuyor. Çünkü danışman hukukçular ya da avukatlar, bir ticari hukuki problemle karşılaştıklarında müvekkillerini genellikle riski en aza, hatta mümkünse sıfıra indirecek şekilde uyarırlar; oysa bu yaklaşım ticaretin doğasında her zaman karşılık bulmaz. Ticaret bir bakıma risk alabilme sanatıdır. Bu nedenle, derneklerdeki dostlarım sayesinde ticaret ile hukuk arasındaki ilişkiyi çok daha iyi yorumlayabildiğimi ve danışmanlık hizmeti verirken risk analizini daha sağlıklı yapmayı öğrendiğimi söyleyebilirim.

İş dünyasıyla hukuk arasında köprü kuran biri olarak, sivil toplumun hukuk alanındaki gelişime katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle genç hukukçuların bu tür yapılarda yer almasının önemini nasıl görüyorsunuz?

Ülkemizin gündemi ne yazık ki çok hızlı değişiyor; bir gün önce konuşulan pek çok olay ertesi gün unutulabiliyor. Bu durum, toplumda infial yaratabilecek önemli olayların ve hatta bazı suçların kısa sürede gündemden düşmesine yol açıyor. İş dünyası ve bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ise sahip oldukları etkileşim ve güç sayesinde bu tür meselelerin gündemde kalmasına ve somut sonuçlar alınmasına katkı sağlıyor. Bunu son derece önemli buluyorum.

Genç meslektaşlarıma gelince… Ben mezun olduğum dönemlerde ülkede yalnızca sekiz hukuk fakültesi vardı; bugün ise neredeyse her üniversitede bulunuyor. Bu durum, sürekli artan bir avukat sayısını beraberinde getiriyor ve genç hukukçular için müvekkil çevresi oluşturmak ile iş alabilmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bana göre bunun tek gerçek çözümü, hızlı bir şekilde çevre edinmek ve güçlü bir network oluşturmaktır. Bunun da en etkili ve verimli yolu iş insanları derneklerine ve diğer sivil toplum kuruluşlarına üye olmaktan geçiyor. Bugün en büyük pişmanlıklarımdan biri, keşke üniversiteden mezun olur olmaz bu derneklere katılsaydım düşüncesidir.

Meslek hayatınızda “başarı” kavramını nasıl tanımlıyorsunuz? Sizin için bir avukatın başarısı yalnızca kazandığı davalarla mı ölçülür, yoksa başka bir boyutu da var mı?

Hiçbir avukat tüm davalarını kazanamaz; en azından ben meslek hayatımda böyle bir başarıya tanık olmadım. Bu nedenle, bir avukat için başarının ölçütü yalnızca dava kazanmak değildir. Benim için asıl başarı; işini en iyi şekilde yapabilmek, müvekkiliyle kurduğu güven ilişkisini sürdürebilmek ve davayı kazansa da kaybetse de müvekkilini kaybetmemektir.

Son olarak, hem genç hukukçulara hem de iş dünyasında kendi yolunu arayan profesyonellere bir mesaj vermenizi istesek… 23 yıllık tecrübenin süzgecinden geçen en önemli öğüt ne olurdu?

Kimseye öğüt vermenin benim haddime olmadığını düşünüyorum; herkesin kendi yolu ve kendi doğruları var. Ancak belki şunu söyleyebilirim: Başarısızlıktan çok korkmamak ve her şeyi fazlasıyla dert etmemek gerekiyor. Su, eninde sonunda akıyor ve yolunu buluyor.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın

Bu kapanacak 0 saniye