içinde

Orhan Yavuz Yağmur

Orhan Yavuz Yağmur’u tanıyalım …

Alanya’da doğdum ve üniversite hayatına kadar Antalya sınırları içerisinde yaşadım. Lisede fen lisesinde okumaktaydım. Sayısal branşta oldukça başarılı bir öğrenci olmama karşın, avukat olmak istediğime karar verdim ve üniversite sınavı sonucunda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine yerleştim. Üniversite hayatım boyunca Amerika’da dahil olmak üzere yurt dışında yaşama fırsatım oldu. Bu yurt dışı deneyimleri, bir anlamda “kırsaldan” gelen bir gencin gözlerini açmasına sebebiyet verdi. Bu anlamda üniversitede kendimi yalnızca hukuk alanında bir profesyonel olmak için değil, aynı zamanda dünya görüşüne sahip olmak ve entelektüellik bağlamında geliştirmek için uğraş verdim. Tiyatro oyunculuğu, konferans ve seminer organizasyonları, üniversite gazetesi ve dergi yazarlığı yaptım. Bunların yanı sıra öğrenciliğim sırasında çeşitli hukuk bürolarında staj yaparak mesleğimle tanışma fırsatı buldum. Bugün kendi hukuk büromda avukatlık mesleğini icra etmekteyim.

Aileden gelen bir müzik ilgim mevcut. Özellikle klasik müzik ve Türk sanat müziği dinleyicisiyim. Amatör olarak klarnet çalmaktayım. Koleksiyonerlik yapmaktayım. Model araba ve plak koleksiyonlarım bulunuyor. Mesleğimden ve edebiyat merakımdan ötürü oldukça büyük bir kütüphanem var. Özellikle istihbarat ve diplomasi alanlarında okumalar yapmaktayım.


 Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuduğunuzu söylediniz. Nasıl bir öğrenciydiniz? Öğrenciliğinizde nelerle ilgilendiniz?

Doğrusunu söylemek gerekirse üniversitede çalışkan, tabiri caizse “inek” bir öğrenci değildim. Her dersi takip etmezdim. Bununla beraber üniversite yıllarımı dolu dolu geçirdiğimi itiraf etmeliyim. Öğrenciliğimi sosyal anlamda hayattan soyutlanmadan, biraz önce de bahsettiğim gibi tiyatro, yazarlık, organizasyon gibi farklı alanlarda da çalışarak geçirdim.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi bana şunu kattı dediğiniz bir değer var mı?

Hukuk fakültelerinde “Hukuk Nosyonu” diye tabir edilen ama tanımı olmayan bir kavram vardır. O kadar çok anlam yüklenir ki evrenin gizemini çözmek için insanlar bu kadar uğraşmamıştır. Şöyle ki; bir avukatın, hakimin, savcının ya da vatandaşın günlük hayatta karşılaştığı kanunlar, yönetmelikler yani yaşayan hukuk pozitif hukuk olarak nitelendirilir. Bu bilgilere, internette, kitaplarda yahut çoğu akademisyenin derslerinde rastlayabilirsiniz. Ancak hukuk nosyonu bu yasaların mantığını, hukukun sosyal düzene uygulanışını, toplumla arasındaki ilişkiyi, hukuk kurumunun insana yaklaşımını anlama işidir. İşte Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’inde verilen hukuk eğitimi, naçizane kendi adıma, ezbere bir eğitim olmaktan öte, hukuk nosyonunu öğretti. Bunu kendim için büyük bir şans olarak görüyorum. Hatta isim vermeden geçmek istemiyorum; saygıdeğer Levent Gönenç ve Gökçe Zabunoğlu hocalarımıza da bu konuda şükranlarımı sunmak isterim. Hatta sonrasında Gökçe Zabunoğlu hocam hayatıma o kadar sirayet etti ki, nikah şahidim oldu.

Mezun olduğunuzda  kendi ofisinizi mi açtınız?

Bu soru bana günlük hayatımda en çok sorulan sorulardan birisi. Eskilerin deyimiyle cevap veriyorum: “Çıraklığını yapmadığınız işin ustası olamazsınız”. Bu sebeple birçok büroda staj yaptım ve çalıştım. Hatta fotokopi çekerek, kahve-çay taşıyarak, yerleri paspaslayarak başladım mesleğime. Ancak doğru zaman geldiğinde kendi hukuk büromu kurdum. Ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmaktayım.

Daha çok ceza hukuku alanında çalıştığınızı belirtmiştiniz. Türkiye’de böyle bir uzmanlık ayrımı var mıdır?

Türkiye’de ne yazık ki tıp alanında olduğu gibi, avukatlık mesleğinde bir mesleki ihtisas alanı yok. Ancak birçok meslektaşımda bana bu konuda hak verecektir, hukuk bilimi kelimenin tam anlamıyla bir deryadır. Bir avukatın her konuda bilgi sahibi olması benim nezdimde mümkün değil. Nitekim mahkemeler bile uzmanlık alanlarına göre ayrılmış vaziyettedir. Tabi aksini iddia edenler ve bütün alanlarda mesleğini icra etmeye çalışan avukatlar da mevcut. Ceza hukuku bu anlamda benim hem ilgi alanı hem de tecrübe olarak kendimi en fazla geliştirme imkanı bulduğum alan oldu. Diğer dava türlerinden farklı olarak ceza avukatlığı avukatların şahsi yeteneklerini dosyaya, davaya daha iyi yansıtabildiği ve diğer davalara görece daha hızlı netice alınan ve günlük hayattan kopmayan bir alan. Bu sebeple özellikle ceza hukuku alanından dosyalarda vekillik yapmaktayım.

Bir avukata ihtiyacımız oldu. Nasıl seçmeliyiz avukatımızı?

Öncelikle Türkiye’de belli istisnaları olmak kaydıyla avukat tutma zorunluluğunuz bulunmamaktadır. Ancak bu durumu şuna benzetmekteyim: “Avukatsız bir şekilde haklarınızı savunmaya çalışmak topsuz, tüfeksiz hatta silahsız bir şekilde savaşa girmektir. Haklı olabilirsiniz ama hakkınıza kavuşmak için, usul ve esası bilen bir avukata ihtiyacınız olacaktır.”

Türkiye’de ve hatta global düzeyde insanların, değişen kültür ve internetin getirdiği “görünürlük” sebebiyle, neredeyse her alanda kendini daha çok tanıtana, vitrini daha iyi olana yönelme eğiliminde olduğu bir gerçek. Bizim mesleğimizde de avukatın iyi bir lokasyonda ofisi olması, lüks arabası, yatı olması, reklam yasağına karşın “tanıtım” faaliyeti gerçekleştirmesi insanların nezdinde o avukatı seçmek için bir sebep olarak karşımıza çıkıyor.

Benim bu hususta naçizane tavsiyem şu olacaktır; öncelikle vekiliniz olmasını istediğiniz avukatın sizin ihtiyaçlarınıza hitap eden alanlarda bilgi ve tecrübesini göz önünde bulundurun. İkinci olarak ise avukatla iletişim kurabilmeniz ve size karşı dürüst olması önceliğiniz olmalı. ‘Avukatınıza aradığınızda doğrudan ulaşabiliyor musunuz?’, ‘İletişim kurabiliyor musunuz?’ Bunun dışında avukatınızın insan psikolojisinden anlaması elzem. Sizi anlamayan birisi sadece bilgisi dahiline işini yapacaktır. Her işin bir yolu yordamı, yapılma şekli olduğu malumunuz. Bu yüzden alanına hakim, uzman avukat arayışına girmelisiniz. Eş-dost, akraba kriterini göz ardı etmelisiniz. Bu noktada şu sözü unutmamak gerekir: “Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz. Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.”

Bu noktada bir hususun altını çizmek isterim. Örneğin Amerika’da bir avukatın kaç dava kazandığını, kaç davada müvekkilini beraat ya da tahliye ettirdiğini istatiksel olarak görebilirsiniz. Hatta reklam panolarında bile avukatları görebilirsiniz. Ancak Türkiye’de avukatların reklam yasağı kapsamında bu bilgileri paylaşması ve yayınlaması yasaktır. Bununla beraber üzülerek görüyoruz ki, reklam yasağına ne yazık ki ülkemizde tam anlamıyla uyulmuyor ve uymayanlara karşı da getirilmiş iyi bir yaptırım sistemi mevcut değil. Bu da mesleğin başındaki avukatlara karşı bir haksız rekabet ortamı oluşturuyor. Hatta bu hususta bir örnek daha vermek isterim; Türkiye’de avukatlıkta şirketleşme, başka barolar dahilinde şubeler oluşturma ve yabancı ortaklıklar kurma Avukatlık Kanunu ile yasaklanmıştır. Öte yandan, özellikle büyükşehirlerde pek çok büronun şubeleri olduğunu, hatta bazılarının yurtdışı kaynaklı büroların işlerini ortaklıklar kapsamında yürüttüklerini görmekteyiz. Bu konuda özellikle Türkiye Barolar Birliği’ne ve Adalet Bakanlığı’na büyük görev düşüyor.

Günümüzün en çok konuşulan konuları arasında yer alan internet güvenliği konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaşadığımız yüzyılda internet hayatımızın her alanına dahil oldu. Bilgisayarlarımız telefon şekline bürünerek ceplerimize kadar girdi. Mektuplar yerlerini maile bırakmakla kalmadı, anlık mesajlaşma uygulamaları, sosyal medya uygulamaları vazgeçilmezimiz oldu. İnternet bir nevi toplum belleği konumuna geldi. 80’lerde 90’larda sadece gazete ve televizyon yaygın ve hakimdi. Bilginin güç olduğu çağımızın tüm kaynağı bunlardı. Bizleri sınırlıyor ve doğruları bizlere dayatıyordu. Bugün bundan söz etmek imkansız. Üstelik sosyal medya organları kamuoyu yaratmak ve hak savunmak hususunda bugün, üstü örtülemeyecek kadar kuvvetli. Bir nevi sosyal medya mahkemeleri var artık günümüzde. Sizleri yargılamaktan da hiç çekinmiyorlar.

Bununla beraber olumlu yönlerine karşın, internet bir nevi kontrolsüz alan hükmünde. Çünkü tam anlamıyla bir denetleme mekanizması yok. Yasalar ve düzenlemeler de bu noktada oldukça yetersiz kalıyor. Zira internetin ve teknolojinin hızına yetişecek, öngörülebilir düzenlemeler yapmak neredeyse imkansız.

Bu noktada anonim hesaplara dikkat çekmek isterim. Özellikle sosyal medyada, bir başkasının yahut hiç var olmayan bir insanın kimliğine bürünerek insanların özel hayatına dahil olup, insanları duyarları üzerinden yargılayıp, hatta hakaretler savurup, tehdit eden bir güruh var. Bunlar toplumun bastırılmış, sindirilmiş bireylerinin bir dışa vurumu görünümünde. Öncelikle bu hususta naçizane görüşüm, bir önlem olarak, anonim hesaplardan uzak durmak gerektiğidir. Eğer kişilik haklarınıza karşı sosyal medya üzerinden bir saldırı olur ise de, herhangi bir karşılık vermeksizin derhal bir avukata danışmanızı öneririm. Aksi takdirde haklı iken haksız duruma düşmeniz olasıdır. Bununla beraber kişisel bilgilerinizi ve verilerinizi internette paylaşmamalısınız.

Sosyal medya çok güçlü bir platform olmakla beraber tehlikeler de  barındırıyor. Artık neredeyse sosyal medya kullanmayanımız yok. Ancak bilinçli bir kullanıcı olmak için neler yapmalıyız?  Sosyal medya üzerinden maruz kaldığımız tehlikeli durumlarda nasıl davranmalıyız?

Öncelikle belirtmek isterim ki, siber suçlar veya bilişim suçları yelpazesi oldukça geniştir. Aklımıza sadece taciz, tehdit, hakaret, veri hırsızlığı gelmemeli. Örneğin ünlü bir iş insanı yahut siyasetçisiniz ve hakkınızda asparagas haberler yayınlandı, tweetler atıldı. Bu sizin açınızdan itibar kaybına yol açacak büyük bir hadise. Düşünce özgürlüğünü aşan her türlü beyan ve eylem sizin anayasal güvence altındaki kişilik haklarınıza bir saldırı niteliğindedir. Başka bir örnekle devam edecek olursak, eski eşinizle, sevgilinizle paylaştığınız mahremiyet içeren her türlü görsel, video, ses sizin kişisel verinizdir. Bunların internet mecralarında paylaşılması, bu yolla şantaj yahut tehdide de uğramanız da söz konusu.

Bu gibi durumlarla karşılaşmamak için öncelikle kendi kişisel verilerinizin güvenliğini sağlamalısınız. Kendi fotoğraflarınızı, çocuklarınızın fotoğraflarını, adresinizi, alışkanlıklarınızı aleni bir biçimde yayınlamamalısınız. Bir tehdit yahut hakarete uğradığınızda kesinlikle diyaloğa girmemeli, karşılık vermemeli ve soğukkanlı davranmalısınız. Karşınızda tanımadığınız insanlar olduğunu ve sosyal medya dünyasının masum bir yer olmadığını unutmamalısınız.

Tüm tedbirlere rağmen istenmeyen bir durumla karşılaştığınızda bir avukata başvurmaktan ve bu şekilde bir eylem planı uygulayıp, profesyonel destek almaktan sizi hiçbir güç alıkoymamalı.

Örneğin sosyal medya üzerinden tehdit edildim. Bu kişiye kimler, nasıl ulaşıyor?

İnternet yolu ile işlenen suçlarda karşımıza çıkan en mühim sorun failin tespiti noktasındadır. Zira internette kişilerin herhangi bir sosyal medya hesabı alırken, e-mail adresi oluştururken, hatta web-sitesi kurarken sahte kimlik kullanması mümkündür. İnternet yolu ile işlenen hakaret suçlarında suçu işleyen kişinin sahte veya kendisine ait olmayan sosyal ağ ve hesaplar kullanma imkanının olması failin tespiti bakımından bir takım zorlukları da beraberinde getirmektedir. Öyle ki, zarar veren kişilerin bulunmasının zorluğu, zararın boyutlarını biraz daha arttırmaktadır.

Faili tespit etmedeki zorluklar ise, günümüzde yine gelişen teknolojinin etkisi ile adli birimler tarafından titizlikle yapılan çalışmalar sonucunda aşılabilmektedir.

Ayrıca 5671 sayılı  ‘İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınların Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nda yapılan değişikliklerle faillerin bilgilerinin yasal mercilerle paylaşılması yolunda büyük mesafe kaydedilmiştir.

Kişisel verilerin korunması ne ifade ediyor?

Siz farkında olmasanız da internette attığınız her adım size ait bir parça bir imza taşıyor. Bugün herkesin nasıl nüfus cüzdanı varsa bir de internet kimliği var. Bu gerçek yahut sanal, dış dünyaya gösterdiğimiz bir kimlik. Öyle bir kimlik ki; bu kimlik üzerinden yeme-içme, seyahat, eğlence ve alışveriş alışkanlıklarımız görünür hale geliyor. İşte literatürde bu bilgilerin bir karşılığı var; Big Data. Şu an dünya üzerinde büyük şirketler bu verileri depolayarak, analiz ederek anlamlı sonuçlara ulaşıyor. Aldığınız elbiseden, tuttuğunuz takımdan, gittiğiniz okuldan, dinlediğiniz şarkından yola çıkarak desteklediğiniz siyasi partinin, ideolojinin veya herhangi bir konudaki görüşün istatistiksel olarak hangisi olduğunu tahmin etmek mümkün hale geliyor. Bu yöntemle size gösterilen reklamlar kişiselleştiriliyor, farkında olmadan maruz kaldığınız bilgiler seçiliyor ve bu sayede psikolojik olarak yönlendirilebiliyorsunuz. İşte bu sebepler bugün Kişisel Verilerin Korunması hususunun gündeme gelmesini zaruri kılmıştır.

Fakat kişisel veri kavramı da bununla sınırlı değil. Kişisel veri kavramı, kanunda “kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan yola çıkarak sizinle ilgili her bilgi aslında kişisel veridir. Adınız, soyadınız, doğum tarihiniz, fotoğraflarınız, inancınız, ırkınız, sağlık verileriniz, evli olup olmadığınız gibi sizinle ilgili her tür bilgi kişisel veri koruması kapsamına girer.

Kişisel verilerin korunması bu anlamda kişisel verilerinizin, sadece sizin izin verdiğiniz ölçüde, sizin rızanızın bulunduğu kişi, kurum ya da kuruluşlar tarafından bilinmesi, işlenmesi ve saklanmasının sağlanması; buna karşılık rızanızın bulunmadığı hallerde kişisel verilerinizin kullanılamaması, paylaşılamaması ve saklanamamasıdır. Kişisel verileriniz öncelikle anayasanın teminatı altındadır. Yine AB Müktesebatına uyum sürecinin bir getirisi olarak yasalaşan 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’ndaki 135, 136, 137 ve 138’nci maddeler kişisel verilerinizin korunmasını amaçlamaktadır. Bu kapsamda sadece kanunun izin verdiği bazı istisnai durumlarda, istisnai merciler tarafından kişisel verilerinizin işlenmesi ve saklanması için izniniz, rızanız, hatta bilgilendirilmiş olmanız gerekmez.  Bu yasalar neticesinde özellikle şirketleri çok büyük yaptırımlar bekliyor. Kişisel verilerin korunması hususunda uyum çalışması yapan çoğu şirket bu noktada tam anlamıyla yeni yasalara hazır değil. Çoğu avukat ya da şirket bu hususta nitelikli sözleşmeler yapmadığı için şirketler avukatlara rücu edecek. Zararlara ne yazık ki uyum çalışması hususunda hizmet veren avukatlar da katlanacak.

Siber suçların, suç sayılması için ölçüt nedir?

Öncelikle siber suçu tanımlamamız gerekir. Siber suç, elektronik malzeme ve bilgisayar kullanarak, bilişim sistemleriyle veya bilişim sistemine karşı işlenen, kişisel hak ve hürriyetin ihlal edilmesine, illegal yollardan menfaat ve maddi kazanç elde edilmesine, kuruluş ve kişiler lehinde menfaat sağlanmasına yönelik yapılan, verilerle veya veri işlemle konu bağlantısı olan suçlardır. Siber suçu diğer suçlardan ayıran özelliği bir bilişim sistemi olmadan işlenememesidir. Örneğin banka hesap bilgilerinizin internet aracılığı ile çalınmasını siber suç olarak tanımlayabiliriz.

Suçta ve cezada Kanunilik ilkesinin gereği olarak “Hiç kimse kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; hiç kimse bir fiil için kanunda gösterilen ceza dışında bir ceza işe veya kanunda gösterilen cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılamaz.” Bu sebeple bir fiilin suç sayılabilmesi için kanunda düzenlenmiş olması elzemdir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenen bir hüküm mevcutsa bu fiil suç olarak nitelendirilebilir. Ekseriyetle Siber suçların büyük bir kısmı kanunla hüküm altına alınmıştır.

Sorunuza daha net bir cevap verebilmek açısından bir örnekle açıklamak isterim. Örneğin; bir kişi tarafından sosyal medya üzerinden hakarete uğradınız. Yasal mercilere başvurdunuz. Yargılama yapılırken TCK 125. Maddesi gereği internet üzerinden yapılan bir hakaret huzurda yapılmış sayılacaktır. Bu ne anlama geliyor? Sanki günlük hayatınızda doğrudan size hakaret edilmiş varsayılarak bir yargılama yapılacaktır. Yani bu noktada internete özel bir düzenleme söz konusu değildir. Ancak bir hırsızlık suçunun işlendiğini varsayarsak bir eşyanın çalınması ile bilişim suretiyle banka hesap bilgilerinizin çalınması kanun bakımından farklı hükümlere tabiidir.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Hukuk kurumu insanlar için var. Haklarınızı aramaktan, savunmaktan asla çekinmeyin. Bu noktada hukuki destek almak sizi zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Türkiye’de bu durum her ne kadar yaygın olmasa da, başarılı ve sağlıklı bir hayat sürmek için iyi bir muhasebeciniz, iyi bir doktorunuz ve son olarak iyi bir avukatınız olmalı.