İki Kuşak, Tek Değer: İnsan Hayatı!

“İyi bir hekim olmanın özü, her şeyden önce iyi bir insan olarak kalabilmektir.”

İki kuşaktır hekimlik geleneğini sürdüren Dr. Özgür Koldaş, Ankara Life Dergisine verdiği özel röportajda hekimliği bir meslekten öte “insana dokunan bir yaşam biçimi” olarak tanımlıyor. Aile mirasıyla modern tıbbın dinamiklerini aynı potada buluşturan Koldaş, vicdan ve merhameti merkeze alan yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Kuşaklar arası aktarılan bu güçlü mesleki yolculuk, hem bir devamlılık hem de yeniden anlam kazanan bir değerler bütünü olarak öne çıkıyor. İyi okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut

İki kuşaktır hekimlik yapan bir ailenin reisi olarak, mesleğinizin hayatınızdaki anlamı yalnızca bir kariyer yolculuğundan öte görünüyor. Aile fertlerine devrettiğiniz bu miras, hekimliğe bakışınızı nasıl şekillendirdi?

Hekimlik benim için hiçbir zaman yalnızca bir meslek olmadı; insanın hayatına ve duygularına dokunmanın, vicdanı sürekli diri tutmanın bir yolu oldu. Eşimle birlikte yıllar boyunca bu mesleği sadece bir kariyer olarak değil, aynı zamanda emek, yorgunluk ve umutla yoğrulmuş bir yaşam biçimi olarak paylaştık. Zaman içinde oğlumuzun ve kızımızın da aynı yolu seçmesiyle birlikte, hekimliğe bakışımız daha da derinleşti ve duygusal bir anlam kazandı. Bugün geldiğimiz noktada hekimlik bizim için sıradan bir meslek tanımının ötesinde; bir aile hafızasına, ortak bir değerler bütününe dönüşmüş durumda. Çocuklarımın mesleğe gösterdiği şefkat, eşimin gözlerindeki ilk günkü heyecanı hâlâ görebilmem, bize aslında en büyük mirasın bilgi değil; merhamet, sabır ve insan hayatına duyulan derin saygı olduğunu gösteriyor. Bu da bize hem büyük bir huzur hem de anlamlı bir gurur veriyor.

Bir yandan bir geleneği sürdürürken, diğer yandan modern tıbbın hızla dönüşen dinamiklerine ayak uyduruyorsunuz. Sizce geçmişten gelen değerlerle bugünün tıbbi yaklaşımını dengelemek ne kadar mümkün?

Ailemizin geçmişten taşıdığı en kıymetli miras, hastalarımıza yalnızca bir “vaka” olarak değil, her zaman bir “insan” olarak bakabilme anlayışıdır. Modern tıp bugün bizlere daha hızlı, daha doğru ve daha etkili tanı ve tedavi imkânları sunuyor. Bu gelişmelerin hekimliğe büyük bir güç kattığı tartışmasız. Bizim için denge tam da bu noktada kuruluyor: Hekimliğimizi bilimin ve teknolojinin sunduğu tüm yeniliklerle güçlendirirken, kalbimizi ise hiçbir zaman unutmamamız gereken insani değerlerle beslemek. Geçmişten gelen bu yaklaşım ile bugünün tıbbi imkanlarını bir arada yürütmenin mümkün değil, aksine gerekli olduğuna inanıyoruz.

Polikliniklerinizi çocuklarınıza devretmeye hazırlanıyorsunuz. Bu süreç sizin için daha çok bir ‘devamlılık’ mı yoksa bir ‘yeniden tanımlama’ mı ifade ediyor?

Bunu en doğru şekilde, bir “bayrak devri”nden çok, rüzgârla yeniden şekillenen bir bayrak gibi tanımlayabilirim. Bizim için asıl önemli olan, o bayrağın temsil ettiği insani değerlerin hiçbir şekilde yitirilmemesidir. Bunun dışında kalan her şeyin değişmesine, gelişmesine ve yeni kuşakların bakış açısıyla yeniden anlam kazanmasına ise gönül rahatlığıyla izin verebiliriz. Çünkü esas olan, sürekliliğin kendisinden çok, o sürekliliği taşıyan değerlerin canlı kalmasıdır.

Aynı mesleği farklı kuşaklar halinde icra etmek, aile içinde nasıl bir iletişim ve öğrenme ortamı oluşturuyor? Evde ‘doktorluk’ mesleğini nasıl yönetiyorsunuz?

Aynı mesleği farklı kuşaklar olarak icra etmek, bizim evde zaman zaman küçük bir “tıp kongresi” havası estiriyor desem yeridir. Ancak aradaki fark şu: Bizde kahve molaları biraz daha uzun, tartışmalar daha samimi, zaman zaman teşhisler ise gereğinden fazla duygusal olabiliyor. Aslında bu durum bizim için sürekli bir öğrenme ve karşılıklı beslenme ortamı yaratıyor. Çocuklarımızdan tıbbın güncel yaklaşımlarını ve yeni gelişmeleri öğrenirken, biz de onlara mesleğin insani yönünü, sabrını ve sezgisel tarafını aktarıyoruz. Yani evde yalnızca “doktorluk konuşulmuyor”; aynı zamanda hekimlik birlikte yeniden şekilleniyor ve yeniden öğreniliyor. Bu sayede hem birbirimizi daha iyi anlıyor hem de aynı mesleği farklı bakış açılarıyla zenginleştirerek, kahkahalar ve paylaşım içinde aynı yolda yürümeye devam ediyoruz.

Bugün çocuklarınıza devretmeye hazırlandığınız mesleki ve etik mirası tek bir cümleyle özetlemeniz gerekse, onlara en çok neyi emanet ettiğinizi söylersiniz?

Bırakacağımız en büyük miras, insan hayatına dokunurken asla yitirilmemesi gereken temel değerlerdir; bunların başında ise merhamet ve vicdan gelir. Çünkü iyi bir hekim olmanın özü, her şeyden önce iyi bir insan olarak kalabilmektir.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın