OBEZİTE: MODERN YAŞAMIN ÖTESINDE, ÇOK BOYUTLU BIR HASTALIK!

Obezite, bugün yalnızca tartıdaki rakamlarla açıklanamayacak kadar kapsamlı bir sağlık sorunu. Yaşam biçimimizdeki değişimler kadar genetik ve hormonal faktörlerin de rol oynadığı bu kronik hastalık, giderek daha geniş bir kesimi etkiliyor. Peki obeziteyi gerçekten sadece fazla yemek ve az hareket etmekle açıklayabilir miyiz? HC International Clinic Endokrinoloji Uzmanı Dr. Şen Ilgın, bu sayımızda beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının obezitenin oluşumunda yarattığı etkileri anlatıyor.

Son yıllarda hızla artan obezitede yalnızca modern yaşam tarzı mı etkili? Genetik faktörlerin rolü nedir?

Obezite, alınan enerjinin harcanandan fazla olması sonucu vücutta sağlığı bozacak ölçüde yağ birikmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Yağlanma yalnızca cilt altında değil, önemli organların çevresinde ve içerisinde de görülebilir. Genellikle tek bir nedene bağlı gelişmez; beslenme, hareketsizlik, uyku düzensizliği, stres, hormonal ve genetik faktörlerin birlikte etkisiyle ortaya çıkar. Obezitenin değerlendirilmesinde en sık kullanılan ölçüm Vücut Kitle İndeksi’dir (BMI). Kilogram cinsinden ağırlığın, boyun metre cinsinden karesine (kilo ÷ boy²) bölünmesiyle hesaplanır. 25’e kadar normal, 25-30 arası fazla kilolu, 30 ve üzeri obezite, 40 ve üzeri ise ileri düzey obezite olarak değerlendirilir. Yüksek kalorili, işlenmiş ve ilave şeker içeren gıdaların tüketimi, porsiyon kontrolünün yapılmaması ve fast food ağırlıklı beslenme önemli risk faktörleridir. Hareketsiz yaşam, masa başı çalışma ve artan ekran süresi enerji harcamasını azaltırken; yetersiz uyku ghrelin ve leptin dengesini bozarak iştahı artırabilir. Kronik stres ve buna bağlı kortizol artışı da özellikle karın bölgesinde yağlanmayı destekleyebilir. Genetik yatkınlık da önemlidir. Ailesinde obezite bulunan kişilerde risk daha yüksek olabilir; bazı nadir genetik durumlarda leptin veya leptin reseptörü bozuklukları da obeziteye neden olabilir. Bunun yanında hipotiroidi, polikistik over sendromu ve Cushing sendromu gibi hormonal hastalıklar ile bazı antidepresan, antipsikotik, diyabet, epilepsi ve tansiyon ilaçları kilo artışına yol açabilir. Yaşla birlikte metabolizmanın yavaşlaması ve kas kütlesinin azalması, kadınlarda ise gebelik ve menopoz sonrası hormonal değişimler kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Gelir düzeyi, eğitim ve sağlıklı gıdaya erişim gibi sosyoekonomik koşullar da beslenme alışkanlıklarını etkiler.

Obezite bireysel bir sorun mudur, yoksa toplumsal bir sağlık problemi midir?

Obeziteyi yalnızca bireysel tercihlerle açıklamak doğru değildir. Genetik, biyolojik, çevresel ve sosyoekonomik faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan çok boyutlu bir kronik hastalıktır ve önemli bir halk sağlığı sorunudur. Tedavi edilmediğinde Tip 2 diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi birçok hastalığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle obeziteyi yalnızca “irade eksikliği” olarak görmek hem hastalığın gerçek nedenlerini göz ardı eder hem de kilo önyargısı ve damgalamaya yol açabilir. Modern yaşam da önemli bir etkendir. Masa başı çalışma, otomobil ve toplu taşıma kullanımının artması fiziksel aktiviteyi azaltırken, yüksek kalorili ve işlenmiş gıdaların kolay ve düşük maliyetle ulaşılabilir olması beslenme çevresini değiştirmiştir. Dolayısıyla obezite bireyin bedeninde yaşadığı bir hastalık olsa da yaygınlaşmasında ekonomik, kültürel ve çevresel koşulların önemli rolü vardır.

Fast food ve işlenmiş gıdalar ile gece geç saatte yemek yeme alışkanlığı obeziteyi nasıl etkiliyor?

Fast food ve ultra-işlenmiş gıdalar yüksek kalorili, ancak çoğu zaman lif, vitamin ve mineral açısından yetersizdir. Şeker, yağ ve tuzun birlikte bulunması beynin ödül mekanizmasını uyararak daha fazla tüketme isteğini artırabilir. Düşük lif içeriği de tokluk süresini kısaltarak daha çabuk acıkmaya neden olur. Gece geç saatlerde yemek yemek ise biyolojik ritim nedeniyle kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Gece beslenmesinin düzenli hale gelmesi kan şekeri ve insülin dengesini etkileyerek insülin direnci ve metabolik sendrom riskini artırabilir. Açlık ve tokluk hormonlarının dengesi de bundan olumsuz etkilenebilir. Bu iki alışkanlık birlikte değerlendirildiğinde Tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları riski de artabilir. Bu nedenle dengeli beslenmek, akşamları daha hafif ve protein-lif açısından zengin öğünler tercih etmek ve mümkünse yatmadan 2-3 saat önce yemek yemeyi bırakmak önemlidir.

Obezite gelişiminde şeker tüketimi ne kadar kritik?

Fazla şeker tüketimi, özellikle şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalar yoluyla alındığında obezite için önemli bir risk faktörüdür. Yüksek şeker tüketimi kan şekerini hızla yükselterek insülin salgısını artırır; uzun vadede insülin direnci ve Tip 2 diyabet riskini yükseltebilir. Şekerli ve yüksek kalorili gıdalar beynin ödül sistemini de uyararak tüketim isteğini artırabilir. Şekerli içecekler ayrıca katı gıdalar kadar tokluk sağlamadığı için farkında olmadan fazla kalori alınmasına neden olabilir. Bu nedenle ilave şeker, şekerli içecekler ve yüksek oranda işlenmiş ürünler sınırlandırılmalı; tam tahıllı ve lif açısından zengin besinler tercih edilmelidir.

Kilo vermede kısa süreli diyetler mi, kalıcı yaşam tarzı değişiklikleri mi daha etkilidir?

Kalıcı sonuç için kısa süreli ve aşırı kısıtlayıcı diyetlerden çok, sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleri önemlidir. “Şok diyetler” hızlı kilo kaybı sağlasa da verilen kilonun önemli bir bölümü su ve kas dokusundan oluşabilir ve sonrasında kilo yeniden alınabilir. Aşırı yasaklar ayrıca yeme ataklarına ve kilo alıp verme döngüsüne neden olabilir. Bu nedenle kişinin sosyal hayatına ve damak tadına uyum sağlayan, porsiyon kontrolü ve dengeli beslenmeyi temel alan bir sistem oluşturulmalıdır. Düzenli fiziksel aktivite, özellikle tempolu yürüyüş, kilo kaybını desteklerken kas kütlesinin korunmasına ve metabolik sağlığın iyileştirilmesine katkı sağlar. Amaç yalnızca kısa sürede kilo vermek değil, uzun vadede sürdürülebilecek sağlıklı bir yaşam biçimi oluşturmaktır. Obezite, geçici bir kilo problemi değil, doğru değerlendirme ve uzun süreli takip gerektiren kronik bir hastalıktır.

“Tıbbi tavsiye içermez, bilgilendirme amaçlıdır.”

 

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın