PROF. DR. HALİS ŞİMŞEK: “HİÇBİR EMEK BOŞA GİTMİYOR!”

Ailesinin isteği ile Hacettepe Tıp Fakültesi’nde eğimini sürdüren Prof. Dr. Halis Şimşek, bugün gastroenteroloji alanındaki çalışmaları ve ödülleriyle tanınıyor. “Hacettepe Tıp Fakültesi’nde eğitimimi tamamlayıp doktor olmaktan çok mutluyum. Bugün lise sıralarına geri dönsem yine aynı yollardan geçip, aynı mesleği seçip, aynı hayatı yaşamak isterim” diyor. Şimşek’le mesleğe başlangıç hikâyesini, hekimliğin bugün karşı karşıya olduğu sorunları ve 2019’da kurduğu HC Kliniği’ni konuştuk. Röportaj: Nüket kantarcı

Ailenizin yönlendirmesiyle başladığınız doktorluk mesleğini zamanla sahiplenmişsiniz. Bu süreç nasıl gelişti?

Tıbba isteyerek gelmedim, bu sır değil.  Ama fakülte yıllarında öğrendim ki insan bir işi içeriden tanıdığında, dışarıdan kurduğu önyargılar çabuk dağılıyor. Cerrah olmayacağıma emindim, dahili bir branşta karar kılacağımı düşünüyordum. İç hastalıkları stajında gastroenteroloji ile tanıştım, hastalarla kurduğum ilişki, tanı koyma sürecindeki o keşif hissi beni içine çekti. Bir de güzel bir sürpriz vardı: Gastroenteroloji dahili bir branş olmasına rağmen endoskopiyle girişimsel tarafa da dokunmama izin veriyordu. Uzak durduğumu sandığım şeyler, sevdiğim bir alanın içinden bana geldi. Sanırım meslek seçimi de biraz böyle; kapıyı açmadan içeride ne olduğunu bilemiyorsunuz.

Gençlerin meslek seçiminde nasıl bir yol izlemesini önerirsiniz?

Gençlere şunu söylüyorum: Hayattan ne beklediğinizi netleştirmeden meslek seçmeyin. Herkesin terazisi farklı. Önce kendi terazinizi tanıyın.  Para, itibar, rahat bir yaşam, heyecan, huzur…  Sonra hangi mesleğin o terazide doğru oturduğuna bakın. Bir de şunu unutmayın; dışarıdan baktığınızda size uzak görünen bir iş, içine girdiğinizde beklentilerinizi en çok yanıt veren iş olabilir. Önyargı, çoğu zaman kendi seçeneklerimizi kendi elimizle daraltmamıza yol açıyor. Benim hayatım da biraz böyle oldu. Hayatın bana istemediğimi sandığım bir alanda, beklediğim hemen her şeyi bulabileceğimi gösterdi.

Doktorluk mesleği beklentilerinizin ne kadarını karşıladı?

Beklediğimden de fazlasını verdi diyebilirim. Genç bir öğrenci olarak istediklerim sadeydi. İyi bir kariyer, seyahat edebileceğim bir iş ve ailemi rahat ettirebileceğim bir düzen. Bugün baktığımda üçünün de gerçekleştiğini görüyorum. Ama bir o kadar kıymetlisi de bu mesleğin bana hastalarımdan, öğrencilerimden ve meslektaşlarımdan getirdiği; dostluklar, arkadaşlıklar, mesleki haz, araştırmalar ve paylaşımları beraberinde getirdi.   Başta listeme yazmayı akıl edemediğim sonsuz kazanımları hayatıma dâhil etti.

Gastroenterolojiye yönelmenizde belirleyici bir an var mı? 

Çok net hatırladığım bir anım var.  İntörnken servise, tanısı bir türlü konulamayan bir hasta yatırılmıştı. Ünlü bir cerrahi profesör hocamızın ameliyat ettiği bir vakaydı. O günlerde boş zamanlarımı kütüphanede dergi karıştırarak geçirirdim. Bir derginin kapağında bizim hastaya çok benzeyen bir vakayı gördüm. Yeni tanımlanmış bir hastalıktı. Ertesi gün sunumda hocama anlattım. O an benim için sadece bir tanı meselesi değildi. Merak etmenin, okumanın gerçekten bir şeyi değiştirebileceğini ilk kez bu kadar somut hissetmiştim. Gastroenteroloji Bölüm Başkanı olan hocam Prof. Dr. Hasan Telatar ve sunumu yaptığım hocam Prof. Dr. Şükran Karacadağ, benim iç hastalıklarına asistan olarak girmemi önererek referans olacaklarını söylediler. Adeta davet ettiler. Bu durum beni sadece iç hastalıklarına değil aynı zamanda gastroenterolojiye de yönlendirdi. Bu vesile ile hocalarıma minnet ve şükranlarımı da sunmak istiyorum.

Asistanlık sonrası Amerika dönemi nasıl şekillendi?

Asistanlığım sırasında hocalarımla yakın çalışmıştım, Prof. Dr. Şükran Karacadağ hocamın desteğiyle; yurt dışı Gastroenteroloji bursu kazandım. Üç yıla yakın Amerika’da kaldım, Gastroenteroloji alanında ihtisas yaptım.   Araştırma projelerinde yer aldım. Amerika’da kalmam için teklif de vardı. Ben, beni iç hastalıklarına alan hocamın daveti üzerine Hacettepe Gastroenteroloji bölümüne Türkiye’ye dönmeyi tercih ettim. Hacettepe Üniversitesi’nde göreve başladım, kısa dönem askerliğin ardından doçent oldum. Geriye dönüp baktığımda, ülkeme dönmüş olmaktan asla pişman değilim.

Bu süreç size ne kazandırdı?

Belki en önemlisi, bilimsel üretimin disiplinini içselleştirerek dönmem oldu. Araştırma grupları kurduk, çok sayıda çalışmalar yürüttük. 1996’da TÜBİTAK Teşvik Ödülünü, 2007’de diğer bir kuruluştan bilim ödülü aldım. Bu ödüller benim için sadece bir tabela değil, bir cümlenin kanıtıydı; hiçbir emek boşa gitmiyor.

Sizin döneminizde yurt dışından dönüş tercih ediliyordu, bugün ise gidiş yönü ağır basıyor. Bu çelişkiyi nasıl okuyorsunuz?

Bu konuya yakından hâkimim, çünkü çocuklarım da hekim. Bu konuda iki temel mesele var. Birincisi, hekimler çok uzun ve zor bir eğitimden geçiyorlar.  Karşılığında devletten, toplumdan ve hastadan itibar bekliyor. Öncelikle bu noktada kastettiğim ekonomik mesele değil. Bir hekim günde kaç hastaya, kaç dakika ayırabilir? Dünyaca hasta muayenesinin uluslararası standartları belli. Günde yüz hasta bakan bir hekim; ne yaptığı işten memnun olabiliyor ne de mesleki olarak doğru değerlendirebiliyor. Üstüne hastanın “üç-beş dakika baktığı” şikâyeti de eklenince; kaybolan itibarı canını acıtıyor. Gençler bu tabloyu görüyor ve başka ufuklara bakıyor.

Mesleğin itibarsızlaştırılmasında fiziksel şiddetin de payı büyük, sizce çözüm ne olabilir?

Şiddet meselesi artık tek başına bir güvenlik sorunu değil; mesleğin toplumdaki yerine dair bir gösterge hâline geldi. Çözüm bence iki ayaklı. Birincisi; devletin hekime verdiği değerin açıkça, sürekli ve görünür biçimde ortaya koyması, ikincisi; hekime gösterilen şiddet karşısında ağır yaptırımların istisnasız uygulanması. Bunun yanında akademik yükselmelerde liyakatin ön planda tutulması da çok önemli. Çünkü mesleğin itibarı en başta o mesleği temsil eden isimlerin nasıl seçildiğiyle başlıyor.

Pandemi döneminin de etkisiyle eğitim kalitesi tartışılır oldu. Hekimlik sıradanlaştı mı?

Sıradanlaştı demek istemem ama yetiştirme koşullarının zorlaştığını söyleyebilirim. Tıp, hasta başında öğrenilen bir meslek. Pandemi döneminin uzaktan eğitimi mecburiyetti ama bir hekimin yetişmesi için yeterli değil. O dönemin açığı zaman içinde telafi edilecek. Üniversitelerdeki eğitim kalitesi hepimizin sorunu, devletin de farkında olduğu bir mesele; çözüleceğine inanıyorum.

Komplike branşların tercih edilmemesi ülke sağlığı açısından risk oluşturmuyor mu?

Önemli bir noktaya değindiniz. İyi öğrenciler artık karmaşık branşları seçmek istemiyor. Daha kolay ve ekonomik getirisi yüksek alanlara yöneliyorlar. Bizim dönemimizde; dâhiliye, kadın doğum, genel cerrahi ön sıralardaydı. Bugün; dermatoloji, plastik cerrahi, biyokimya gibi branşlar daha çok tercih ediliyor. Devletin komplike branşlar için özendirici, motive edici teşvikler koyması bu tabloyu değiştirebilir.

Öğrencilerinize derste; çikolata, simit, çay, kahve vs. ikram eden bir hoca olarak biliniyorsunuz, bu davranışınız ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Hoca-öğrenci ilişkisinde samimiyetin, önemsemenin ve hoşgörünün ön planda olması gerektiğine inanıyorum. İyi, teorik ve pratik eğitim vermek, hasta başında uygulamaları bizzat göstermek ve meslektaşlarımıza her alanda yardımcı olmak, mesleki paylaşımda bulunmak, rol model olabilmek çok önemli.

2019’da HC Kliniği’ni kurdunuz. Bu kararın arkasında ne vardı?

Mesleğinde duayen hekim arkadaşlarımla birlikte çalışabileceğim, hastaların doğru ve konforlu hizmet alabileceği, hastaların muayene, tetkik ve tedavi işlemlerinin aynı alanda hızla yapılabileceği donanımlı bir merkez kurmayı yıllardır düşünüyordum. Ama bir fikrin hayata geçmesi için bazen doğru zamanı beklemek gerekir. Çocuklarımın hekim olarak kendi yollarını çizmeye başladığı yıllarda; iyi yetişmiş hekimlerin rahatça çalışabileceği, hastanın da hak ettiği konforu bulabileceği bir yapı kurmanın zamanının geldiğini hissettim. HC Kliniği yeni akıllı bir bina olarak inşa ettim.  Bugün Hacettepe’den ve farklı üniversitelerden mesleğinde duayen 20’ye yakın hocamızla HC Kliniğinde birlikte çalışıyoruz.

Klinik nasıl kurgulandı?

Burayı kurgularken temel düşüncem, farklı branşların aynı çatı altında; birbirini destekleyerek çalışabileceği, tüm tanı, tetkik ve tedavi işlemlerinin aynı çatı altında gerçekleştirebileceği bir merkez inşa etmekti. Bina 12 katlı, 6.000 metrekare kapalı alana ve kendi otoparkına sahip. Kalbinde 700 metrekarelik endoskopi merkezi var. Üç endoskopi odası, altı gözlem yatağı; endoskopi, kolonoskopi, endosonografi, polip çıkarımı ve erken kanser tanısına yönelik işlemler burada yapılıyor. Yakın zamanda obeziteye yönelik mide küçültme işlemlerine de başlayacağız. Radyoloji birimimizde MR, tomografi ve mamografi cihazları bulunuyor. Radyoloji bölümümüzde her tür tetkiklere ilaveten organlardan biyopsi alınması gibi girişimsel işlemler de yapılabilmektedir. Uyutularak MR ve tomografi yapılabilmektedir. Sanal Kolonoskopi, MR enterografi, BT enterografi ve kemik dansimetri ölçümü gibi işlemler yapılabilmektedir. Üç ameliyathanemizde de özel donanımlı olur organ nakline uygun nitelikte sterilizasyon özelliğine sahiptir. Sekiz yataklı, modern tıbbi donanımlı servisimizin yanı sıra; onkoloji, kadın doğum, çocuk hastalıklar ve enfeksiyon, endokrinoloji, kardiyoloji, nefroloji, üroloji, genel cerrahi, göğüs kalp damar hastalıkları, dermatoloji, plastik cerrahi ve göğüs hastalıklar alanlarında poliklinik hizmetlerini vermekteyiz. Kliniğimizde; psikiyatri, genel cerrahi, göz, plastik cerrahi gibi birçok alanda çok değerli hocalarımız anlaşmalı doktor olarak da hizmet vermektedirler. Kozmetoloji ünitemiz ve saç ekim ünitemiz de aktif olarak hizmet vermekteler.

Sanal kolonoskopi son dönemde sıkça konuşuluyor. Nasıl bir yöntem?

Hastayı kolonoskopideki gibi hazırlıyoruz, fark işlemin kendisinde. Beş dakikalık bir karın tomografisiyle; kalın bağırsak analiz ederek, ince bağırsağı da tomografik olarak görüntüleyebiliyoruz. Aynı seansta diğer organları tomografi ile detaylı inceleme imkânımız oluyor. Klasik kolonoskopiden çekinen, anestezi almak istemeyen, anestezi almasında tıbben sakınca olan hastalar için önemli bir alternatif olarak sunulmaktadır.

Bundan sonrası için bir hedefiniz var mı?

İnsan hedeflerini ulaşılabilir basamaklarla yükseltmeli. Çok yüksek bir hedef koyup ulaşamadığınızda motivasyon kaybı kaçınılmaz. HC Kliniği’ni kurarken hayalim, iyi hekimlerin rahat çalışabileceği, hastaya hızlı ve doğru hizmet verebilecek bir ortamdı. Bu aşamayı tamamladık. Aile olarak uzun vadeli hedefimiz üniversite kurmak.  Ne zaman, nasıl olur?  Bu sadece bize değil, ülkenin ve dünyanın koşullarına da bağlı. Zamanda; önümü görerek, kaybetme riski olmayan adımlarla yürümeyi tercih ettim. Hiçbir zaman aceleci olmadım. Bundan sonra da öyle olacak.

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın