Sessizliğe Açılan Kapılar: Koklear İmplant ve İşitmenin Geleceği!
- ankaralife
- 16 Ekim 2026
Röportaj: Şeyma Basut Fotoğraf : Ali Ulusoy
Medicana International Ankara Hastanesi’nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Şemsettin Okuyucu, şehrin önde gelen yayınlarından Ankara Life Dergisi’ne konuk oldu. Koklear implanttan yapay zekâ destekli işitme teknolojilerine, çocuklarda erken müdahalenin öneminden geleceğin gen tedavilerine uzanan röportajda; işitme kaybının tedavisindeki yeni nesil yaklaşımlar ve koklear implantın yaşam kalitesine etkisi tüm yönleriyle ele alınıyor. Prof. Dr. Okuyucu, “biyonik kulak” olarak da bilinen koklear implantın yalnızca işitme duyusunu değil, bireylerin sosyal yaşamını, özgüvenini ve hayata katılımını nasıl dönüştürdüğünü anlatırken, işitmenin geleceğine ilişkin dikkat çekici öngörülerini Ankara Life Dergisi okurlarıyla paylaşıyor. İyi okumalar dileriz.
Koklear implant işitme kaybı yaşayan bireyler için nasıl bir değişim yaratıyor? Hastaların yaşam kalitesi ve sosyal hayata katılımı açısından önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Koklear implant —ya da toplumda daha sık bilinen adıyla biyonik kulak— ileri derece işitme kaybı olan bireyleri sessiz bir dünyadan alıp hayatın tam merkezine taşıyan bir teknolojidir. Biz klinikte bu değişime sadece “seslerin geri gelmesi” olarak bakmıyoruz; bu aslında bir insanın hayata yeniden doğuşudur. İmplant sayesinde hastalarımız birer gözlemci olmaktan çıkıp hayatın içinde aktif birer katılımcı haline geliyor. Sosyal hayattan kaçan, içine kapanan bireylerin özgüvenle iş hayatına döndüğünü, sevdikleriyle rahatça bağ kurduğunu ve yaşama sevincini yeniden kazandığını görüyoruz. Özetle koklear implant, sadece kulakları değil, hastalarımızın dünyasını açıyor.
Koklear implantta zamanlama ne kadar önemli? Özellikle çocuklarda durum nedir?
Çocuklarda zamanlama, tedavinin başarısını belirleyen en kritik eşiktir; çünkü zaman kelimenin tam anlamıyla beyin gelişimi demektir. İlk 2-3 yıl, beynin sesi tanımayı ve konuşmayı öğrenmesi için “altın dönem”dir. Eğer bu dönemde beyne ses gitmezse, işitme merkezi körelmeye başlar. Bu yüzden felsefemiz net: Ne kadar erken, o kadar iyi. Doğumsal işitme kayıplarında hedefimiz 1 yaş civarında bu ameliyatı yapmaktır. Zamanında müdahale edilen bir çocuk, işitme kaybı kaderi olmadan akranlarıyla aynı okullarda, eşit şartlarda büyüyebilir. Unutmamak gerekir ki kulak sadece duyar, asıl anlayan ve anlamlandıran organsa beyindir; bu yüzden anlamlandırma merkezini kaybetmemek için kapıyı geç kalmadan açmalıyız.
Koklear implant teknolojisi bugün hangi noktaya ulaştı? Son yıllarda yaşanan gelişmeler hastalara ne gibi yeni olanaklar sunuyor?
Günümüz teknolojisiyle implantlar artık birer akıllı yaşam asistanı haline geldi. En büyük devrim, yapay zeka destekli ses işlemcileridir. Cihaz, ortamı saniyede binlerce kez analiz ederek gürültüyü baskılıyor ve sadece karşınızdaki insanın sesine odaklanıyor. Ayrıca bluetooth teknolojisi sayesinde akıllı telefonlara ve televizyonlara doğrudan bağlanabiliyor; hastalarımız doğrudan kulaklarında müzik dinleyip telefonla konuşabiliyor. Tasarımda ise kulağı serbest bırakan, saç arasında gizlenen tek üniteli işlemciler ve su geçirmezlik teknolojisi ön planda. Artık hastalarımız implantlarıyla rahatça yüzebiliyor ve aktif spor yapabiliyor.
Başarılı bir implant sürecinde ameliyat sonrası da büyük önem taşıyor. İşitsel rehabilitasyon ve ailenin bu süreçteki rolü nedir?
Başarılı bir süreç, %50 cerrahi başarı ise %50 ameliyat sonrası rehabilitasyon ve aile emeğidir. Biz cerrahlar en kusursuz cihazı taksak bile, beyne giden yeni elektrik sinyallerinin anlamlı seslere dönüşmesi için beynin yeniden eğitilmesi gerekir. Buna işitsel rehabilitasyon diyoruz. Bu noktada ailenin rolü hayatidir; çünkü eğitim merkezinde geçirilen birkaç saatin dışındaki tüm hayat evde akar. Aileler evdeki her anı, her sohbeti ve oyunu çocukla zengin bir dil etkileşimine çevirmelidir. Biz cerrahlar kapıyı açarız, içeri girip o odada yürümeyi öğreten ise ailenin sabrı ve emeğidir.
Koklear implant konusunda toplumda çeşitli yanlış bilgiler bulunuyor. Ailelerin en sık karşılaştığı soru ve endişeler neler?
En büyük korku, bunun bir “beyin ameliyatı” sanılmasıdır. Kesinlikle hayır; koklear implant beyne dokunulmayan, iç kulağa yapılan güvenli bir mikrocerrahidir. En tehlikeli yanılgılardan biri de ailelerin “İleride yeni bir teknoloji veya gen tedavisi çıkarsa implant yaptırdığımıza pişman oluruz” düşüncesiyle ameliyatı ertelemesidir. Bu çok büyük bir hatadır. Gelecekteki tedavileri beklerken çocuğu sessizliğe mahkum etmek, beyindeki işitme merkezinin kalıcı olarak körelmesine yol açar. Geç kalındığında, ileride harika bir ilaç veya tedavi çıksa bile beyne seslerin işlenmesi öğretilmediği için hiçbir fayda sağlayamaz. Bugünün implantı, geleceğin teknolojilerine ulaşabilmek için çocuğun beynini canlı tutan tek ve en güvenli köprüdür. Dolayısıyla internetteki bilgi kirliliğine değil, uzman hekimlere güvenilmelidir.
Koklear implantın geleceğinde bizi neler bekliyor? Gen tedavileriyle birlikte gelecekte bu ameliyatlara gerek kalmayacak mı?
Cihaz teknolojisinde önümüzdeki yılların devrimi, dışarıda hiçbir parçası kalmayan ve tamamen deri altına gizlenen görünmez implantlar olacak. Asıl vizyoner değişim ise gen tedavilerinde yaşanıyor ancak burada gerçekçi olmak gerek. Son 3 yılda yapılan klinik çalışmalarda, sadece OTOF adı verilen çok nadir ve spesifik bir genetik mutasyona sahip çocuklarda, implanta gerek kalmadan enjeksiyonla işitme başarıyla sağlandı. Bu tıp tarihi için dev bir adım olsa da henüz yolun başındayız. Toplumda en sık gördüğümüz yaygın işitme kaybı genleri (örneğin GJB2) üzerinde laboratuvar çalışmaları sürüyor ancak henüz hastalar üzerinde onaylanmış bir tedavi noktasına gelinmedi. Peki, implant tamamen bitecek mi? Kısa ve orta vadede hayır. Gen terapisi, iç kulaktaki hücrelerin yapısal olarak korunduğu durumlarla sınırlı. Hücrelerin tamamen yok olduğu veya yaşlılığa, gürültüye bağlı kalıcı hasar geliştiği tablolarda implant hâlâ tek seçenek. Gelecekte bu iki alan birbirinin rakibi değil, ortağı olacak. Ameliyat sırasında iç kulağa yerleştireceğimiz gen terapisi salgılayan akıllı elektrotlar sayesinde, işitme kaybını hem teknolojik hem de biyolojik olarak birlikte iyileştireceğimiz bir dönem bizi bekliyor.



