Boğazı Yüzen Kadın!
- ankaralife
- 30 Haziran 2026
Şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisine konuk olan Zeynep Köksal Yaykıran; iş dünyasındaki güçlü kariyerini, sosyal sorumluluk projelerini, gastronomiye uzanan tutkularını ve “Boğazı Yüzen Kadın” kitabıyla hayat bulan ilham verici dönüşüm hikâyesini samimi açıklamalarla anlattı. İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçme hedefiyle başlayan yolculuğunun yalnızca fiziksel bir mücadele değil, korkularla yüzleşme, zihinsel sınırları aşma ve başkalarının hayatına dokunabilme cesareti olduğunu vurgulayan Köksal Yaykıran; başarıyı bireysel kazanımlardan çok topluma bırakılan izlerle tanımlıyor. Köksal Eğitim Vakfı aracılığıyla gençlerin eğitim yolculuklarına destek veren başarılı iş insanı, Ankara Life röportajında özellikle genç kadınlara “Ben de yapabilirim” diyebilmenin gücünü hatırlatırken, cesaretin ve umudun insan hayatındaki dönüştürücü etkisine dikkat çekiyor. İyi okumalar dileriz.
Röportaj : Şeyma Basut
Zeynep Hanım öncelikle sizi tanıyalım. Zeynep Köksal Yaykıran kimdir? Kariyer yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz?
Ankara doğumluyum. Lisans eğitimimi Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü’nde tamamladıktan sonra, Londra’da European Business School’da Girişimcilik, Webster University’de ise İşletme alanında yüksek lisans yaptım. Bugün, Pet Holding ve iştiraklerinde Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yaparken, aynı zamanda Köksal Eğitim Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütüyorum. Girişimcilik ekosistemine katkı sunmayı da önemsiyorum; bu kapsamda TÜSİAD’ın genç girişimcileri destekleyen “Bu Gençlikte İş Var” Programı’nda 2023-2025 yılları arasında Eşbaşkan olarak görev aldım, halen Program Başkanı olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. İş dünyasındaki faaliyetlerimin yanı sıra gastronomiye olan ilgim doğrultusunda, Ankara’nın yükselen değerlerinden Basil Restoran İşletmeleri’nin ortakları arasında yer alıyorum. Ayrıca tamamı organik yaklaşık 60 bin takipçiye ulaşan ve bizzat yönettiğim “Zeynep_ile_evde_yemek” sosyal medya hesaplarımda yemek tarifleri ve içerikleri paylaşarak geniş bir kitleyle etkileşim kuruyorum. Evliyim ve iki çocuk annesiyim.
“Boğazı Yüzen Kadın” yalnızca bir spor deneyimini değil, aynı zamanda içsel bir dönüşüm hikâyesini anlatıyor. İstanbul Boğazı’nı geçme kararı aldığınız ilk gün ile yarışı tamamladığınız an arasında sizi en çok değiştiren duygu ya da farkındalık ne oldu?
Bu kararı aldıktan sonra geçen dokuz aylık süreç, sorgulamalarla, endişelerle ve zaman zaman kendi sınırlarımı test ettiğim anlarla doluydu. Ancak suya girip yüzmeye başladıktan ve yarışı başarıyla tamamladıktan sonra hissettiğim “başarma” duygusunu tarif etmek gerçekten çok zor. İstanbul Boğazı’nı bir uçtan bir uca, derin sularında yüzerek geçmeyi başarmanın yanı sıra, bu yolculuk sayesinde onlarca gencin hayatına dokunabilmiş olmak benim için en az sportif başarı kadar değerliydi. Çevremdeki insanları harekete geçirdim, vakfımızın bilinirliğini artırmak adına öncülük ettim ve en önemlisi kendi korkularımla yüzleşerek onların üzerine gittim. Karşı kıyıya çıktığımda yalnızca Boğazı geçmiş değildim; kendimle ilgili taşıdığım bazı sınırları, önyargıları ve çekinceleri de geride bırakmıştım. Bu nedenle “Boğazı Yüzen Kadın”, benim için yalnızca bir spor hikâyesi değil, insanın kendi potansiyelini keşfetme ve sınırlarını aşma yolculuğunun da hikâyesi. Bu kitabı, okuyan herkeste “Ben de yapabilirim” duygusunu uyandırabilmek umuduyla kaleme aldım.
Kitabınızda korkularla yüzleşmekten ve sınırları aşmaktan söz ediyorsunuz. Bugün geriye dönüp baktığınızda, hayatınızda sizi en çok zorlayan sınır fiziksel olan mıydı, yoksa zihinsel ve duygusal olanlar mıydı?
Fiziksel sınırlar elbette önemli. İstanbul Boğazı gibi zorlu bir parkura hazırlanmak; disiplin, dayanıklılık ve uzun soluklu bir emeği beraberinde getiriyor. Ancak bugün geriye dönüp baktığımda, beni en çok zorlayan sınırın fiziksel değil, zihinsel ve duygusal sınırlar olduğunu çok net görüyorum. Bedeni düzenli antrenman ve kararlılıkla geliştirmek mümkün. Fakat zihinde beliren köpekbalıkları ya da “Başaramazsam” gibi sorularla yüzleşmek çok daha derin bir mücadele gerektiriyor. Benim için asıl dönüşüm, bu iç seslere odaklanmayı bırakıp emeğime, çalışma disiplinime ve hazırlık sürecime güvenmeye başladığım noktada gerçekleşti. Bugün karşı kıyıya fiziksel olarak ulaşmamı sağlayan şeyin disiplinli çalışmam ve istikrarlı hazırlık sürecim olduğunu biliyorum. Ancak tüm korkularıma rağmen kendimi suya bırakabilmemi sağlayan asıl güç, gençler için fark yaratma isteğim ve hedefime olan sarsılmaz bağlılığımdı.
Başarılı bir iş insanı, sivil toplum gönüllüsü ve vakıf yöneticisi olarak farklı sorumluluklar üstleniyorsunuz. Bu çok yönlü yolculukta sizi ayakta tutan ve kararlarınıza yön veren temel yaşam prensipleri nelerdir?
Hayatımın farklı alanlarına baktığımda; annelikten eş olmaya, iş dünyasındaki sorumluluklarımdan sivil toplum çalışmalarına, vakıf yöneticiliğinden sporculuk ve yazarlığa kadar uzanan tüm yolculuğumu birbirine bağlayan güçlü bir değerler bütünü görüyorum. Bu bütünün merkezinde ise her zaman sorumluluk duygusu yer alıyor. Üstlendiğim her görevin yalnızca kişisel bir başarı alanı değil, aynı zamanda çevreme ve topluma karşı taşıdığım bir sorumluluk olduğuna inanıyorum. Bu nedenle karar alırken kendime sık sık şu soruyu sorarım: “Yaptığım şey yalnızca bana mı değer katıyor, yoksa başkalarının hayatında da olumlu bir iz bırakıyor mu?” Hayata ve başarıya bakış açım da bu anlayış üzerine kurulu. Başarıyı yalnızca bireysel kazanımlar, ünvanlar ya da sonuçlarla ölçmüyorum. Benim için gerçek başarı; sahip olduğumuz bilgi, deneyim ve imkânları paylaşabilmek, başkalarına ilham verebilmek ve topluma somut bir fayda sağlayabilmektir.
Köksal Eğitim Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı olarak yıllardır gençlerin eğitim yolculuklarına dokunuyorsunuz. Bugünün gençlerinde sizi en çok umutlandıran özellikler neler, onların geleceğe hazırlanırken özellikle geliştirmelerini istediğiniz yetkinlikler hangileri?
Köksal Eğitim Vakfı çatısı altında çok sayıda gençle tanışma ve onların gelişim yolculuklarına tanıklık etme fırsatı buldum. Gençliğin en sevdiğim ve beni en çok heyecanlandıran özelliği ise sahip oldukları umut duygusu. Çünkü umut, insanı harekete geçiren ve geleceğe bağlayan en güçlü motivasyon kaynaklarından biri. Umudumuzu yitirmeden, çok çalışarak ve gerektiğinde suya atlama cesaretini göstererek kendi inandığımız yolda ilerlemekten vazgeçmemeliyiz. Etrafımızda yaşanan olumsuzluklara odaklanmak yerine, kendi hayatlarımızda ve çevremizde yaratabileceğimiz olumlu etkiye odaklanmanın çok daha değerli olduğuna inanıyorum.
Kitabınızın tüm gelirinin eğitime aktarılması, kişisel bir başarı hikâyesini toplumsal faydaya dönüştüren anlamlı bir tercih. Bu projeyi tasarlarken vermek istediğiniz temel mesaj neydi ve okurların kitabı kapattığında yanlarında hangi duyguyu götürmelerini arzu ediyorsunuz?
Sadece “Boğazı Yüzen Kadın”ın değil, tüm kitaplarımın ve sosyal medya hesaplarımın gelirini bursiyerlerimizin eğitimi için Vakfımıza aktarıyorum. Bu yolculuk benim için ne kadar dönüştürücü olduysa, başka hayatlara da dokunabilmeli; özellikle gençlerin eğitim yolculuklarına katkı sağlayabilmeliydi. Vermek istediğim mesaj çok net: İnsan, kendi sınırlarını aştığında başkalarına da ilham ve imkân yaratır. Eğer bu kitabım okuyucuda bir iz bırakıyorsa, bunun cesaretin, dayanıklılığın ve paylaşmanın gücünü hatırlatan bir iz olmasını isterim.
Hayatınızın önemli bir bölümünü Ankara’da geçirmiş, iş dünyası, spor ve sosyal sorumluluk alanlarında iz bırakan bir isim olarak bugün genç kadınlara baktığınızda, onların kendi ‘Boğaz geçişlerini’ gerçekleştirebilmeleri için en çok hangi cesarete ihtiyaç duyduklarını düşünüyorsunuz?
Genç kadınların kendi “Boğaz geçişlerini” başarabilmeleri için en çok ihtiyaç duydukları şeyin, “Ben de başarabilirim, ben de yapabilirim” duygusu olduğuna inanıyorum. Çünkü çoğu zaman bizi hedeflerimizden uzaklaştıran şey, imkânsızlıklar değil, kendi potansiyelimize dair taşıdığımız şüpheler oluyor. Oysa çok çalıştığımızda, emek verdiğimizde, disiplin ve özveriyle hedefimize odaklandığımızda, “olmaz” dediğimiz pek çok şeyin gerçekleşebildiğini görüyoruz.



