Uzman Diyetisyen Elif Melek Avcı Dursun

Obezitenin artması diyetisyenlik mesleğini nasıl etkilemekte bu konuda değerlendirme alabilir miyiz?

 Çağımızın hastalığı ne yazık ki obezite. Bu hastalığın gelişiminde rol oynayan çevresel genetik faktörlerle beraber aslında birçok davranış değişikliği de obezitenin oluşmasına yol açıyor. Günümüzde ülkemizde yaşayan her üç kadından biri fazla kilolu veya obez. Bunun temel sebepleri arasında; yanlış beslenme davranışları ve yetersiz fiziksel aktivite yer almaktadır. Yaşam tarzı değişiklikleri olmadan kilo artışının önüne geçilmesi ne yazık ki imkansız. Birçok insan mevcut kilosundan rahatsız ve vermek istiyor, fakat bu yolda emek harcayan, azim gösteren ve gerekeni yapanların sayısı oldukça az. Dolayısı ile daha kolay daha pratik yöntem arayışları içerisindeler ama bu arayışlar her zaman ne yazık ki sağlıksız sonuçlar getirerek kişilerin birçok sağlık problemi ile karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Artan obezite, diyet tedavisi olmadan ne yazık ki çözümsüzdür. Diyetisyenlik mesleği birçok hastalığa karşı koruyucu, bazı zamanlar önleyici ve hastalığın seyrini değiştirici noktalardadır. Uygulanan tıbbi beslenme tedavileri ile bireylerin yaşı, cinsiyeti, günlük yaşantısı mevcuttaki kimyasal parametreleri değerlendirilerek bireye özel bir beslenme programı hazırlanmaktadır.

Özellikle Amerika’da yaygınlaşmaya başlayan ve birçok dünya ülkesinde de yayılmaya başlanan; diyet ofisleri, diyet restoranları, diyet kafeleri vb. yeni girişimlerin açılması konusunda düşünceleriniz nelerdir? Türkiye’de bu girişimlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

Bu tarz işletmeler oldukça çevreci, sağlığı ön planda tutan aynı zamanda besinlerden gelen enerji alımının daha sağlıklı olduğu yerlerdir. Tarifler sağlıklı, düşük enerjili ve tok tutar niteliktedir. Bazı kafelerde plastik kullanımı neredeyse hiç yoktur. Besinlerin hazırlanması pişirilmesi ve servisinde besin değerinin kaybolmaması hedeflenmektedir. Ülkemizde bu tarz yerlerin sayısı azdır. Artmasını temenni etmekteyiz. Kısa zamanda kolay ulaşılabilir ve sağlıklı beslenmeye karşı önyargıların yıkıldığı bir düzen şart.

Beslenme programına ve diyetisyene kimler ihtiyaç duymalıdır?

Aslında herkes. Anneler, babalar, çocuklar, gençler yetişkinler, erişkinler… Özel bir sağlık nedeni olsun veya olmasın herkesin hayatında en az bir kez bir diyetisyen ile görüşmesi, beden ağırlığının farkına varması, yağ oranına bakılması, genel vücut analizinin yapılması ve sağlık durumunun değerlendirilmesi; buna uygun beslenme programlarının hazırlanması gerekmektedir. Beslenme eğitimi, kişileri gelişebilecek birçok hastalıklara karşı korur, bağışıklığı güçlendirir, sağlıklı bir yaşamın anahtarıdır.

Aç kalarak vücut ağırlığını kaybetmek yaygınlaşmış bir kilo verme yöntemi oldu. Bir diyetisyen olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bir önceki soruda belirtmiş olduğum beslenme bilincinin oluşması adına, herkesin en az bir kez diyetisyen görüşmesi ile beslenme bilgisini tamamlaması bu yanlışların düzeltilmesi adına çok önemlidir. Yanlış beslenme ile saç kaybı, ciltte solgunluk, birçok vitamin ve mineral eksikliği gelişmekte, birçok hastalığın gelişmesine sebep olmaktadır. Sonuçlar tehlikelidir ve yaşam kalitesini düşürür. Uzun süre açlıklar beraberinde yeme bozukluklarını da geliştirebilir. Anoreksiya, Bulimia vb. gibi yeme bozuklukları kontrol altına alınamayacak sonuçlara yol açabilir. Yeterli dengeli ve düzenli beslenme ile aşılmayacak kilo problemi yoktur.   

 Sağlıklı beslenmek için yağsız mı yemek yoksa az mı yemek daha doğru?

Besin öğelerimizden biri olan yağların dost ya da düşman oluşu, günlük tüketim miktarına, yağın doymuş ya da doymamış olmasına, kullanıldığı yemeğe, ortam sıcaklığına bağlı olarak değişmektedir.  Örneğin zeytinyağı; faydaları saymakla bitmez fakat her bireyin günlük gereksinim duyduğu enerjinin maksimum %35’i yağlardan gelmelidir. Günlük 2000 kkal enerji alması gereken bir birey için yağ tüketiminden gelen enerji maksimum 700 kkal’dir.  Bu da ortalama 77.7 gram yağa denktir. Yemeklerin içinde kullandığımız yağlar, yağlı tohumlardan, kuruyemişlerden aldığımız yağlar hesaba katıldığında aslında kullandığımız her bir yemek kaşığı yağdan (7 – 10 gr) fazlasıyla enerji almış da oluyoruz. Bu durum, sağlıklı olan besinlerin de bir ölçü değerinde kullanılması gerektiğini bize söylüyor. Özellikle yemeklerin pişirilmesinde, kahvaltılıklarda tereyağı kullanımı yine ölçüsüz olabiliyor. 1 tatlı kaşığı kadar tereyağı ortalama 5 gramdır ve bir doymuş yağ kaynağıdır. Yağlardan gelen enerjinin %10’u kadarını doymuş yağlara ayırırsak, bu ortalama 8 gram tereyağında denktir. Dolayısıyla bu ölçü çoğu zaman kaçtığı için özellikle Tip 2 Diyabet, Kalp ve Damar hastalıkları, Hipertansiyon gibi hastalıkları olan ya da aile öyküsü olan bireylerde bu durum dikkate alınmalı, yüksek kolesterol kontrol altına alınmalıdır. Dolayısıyla bu dengeleri sağlayan, hesaplayan kişi ise beslenme uzmanıdır.

Bir yılda en fazla kilo veren danışanınız yaklaşık kaç kilo verdi ve hangi yöntemleri uyguladınız?

165 kg olan danışanımız bir yılda 64 kiloya kadar düştü. Herhangi bir ameliyat, medikal tedavi, ilaç vb. kullanmadık. Sadece beslenme ve diyet desteği ile 101 kilo kadar ağırlık kaybı sağladık. Herhangi bir kötü olay gelişmeden, sağlıkla, şükürler olsun ki 90 kiloya yakın yağ kaybını sağladık. Yaşam tarzımız değişti, beslenme alışkanlıklarımız değişti, 20 yıldır eve hapis bir kadını sosyal hayata kazandırdık tabiri caizse yaşama yeniden döndürdük. Şimdi çok mutlu çok daha enerjik yerinde duramıyor.

Leave your vote

Log In

Forgot password?

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.