içinde

Uzman Psk. F. Görkem Kılınç

Çocuklarda Pandemi Kaygısına Dikkat!

Sanıldığının aksine pandemi en çok çocukları etkiliyor. Belki hastalık olarak değil ama psikolojik olarak çocukları en büyük risk grubu altında… Salgın kelimesinin hayatımızın her aşamasına girdiği bu günlerde mikrop kapma korkusu, yakınlarını kaybetme korkusu ve ölüm korkusu çocukların bilinçaltına yerleşti bile! Ergenlikte yükselmeye başlayan ve ömrün sonuna kadar yakamızı bırakmayan birçok psikolojik rahatlığın çocuklukta başladığını belirten Uzman Psikolog Görkem Kılınç’a göre bu gibi kaygılar çocuklukta fark edilip tedavi yoluna gidilirse, bireyin geleceği kurtulabilir…

Kaygı korkuya evriliyor!
Ankara Life Dergisi’ne konuşan Uzman Psikolog Görkem Kılınç, çocukların genel olarak yetişkinlerden çok daha duyarlı olduklarını söylüyor. Çocuklardaki bu duyarlılık halinin pandemi gibi özel durumlarda hızla kaygıya evrildiğine dikkat çeken Kılınç, salgın dönemiyle birlikte sıklıkla ayrılık kaygısının, ölüm korkusunun ve mikrop kapma kaygısının korkuya dönüştüğünü belirtiyor.
Ne yapılmalı?
Uzman Psikolog Görkem Kılınç, ebeveynlerin her zaman olduğu gibi
çocuğun hislerini anlamaya çalışmaları gerektiğini ve bu hislere saygı
duyduğunu belirtmesi gerektiğini söylüyor. “Ebeveynler çocuklarının
duygularını tanımlamalarına ve bu duyguların ifade edilmesine yardımcı
olmalı” ifadesini kullanan Kılınç, ardından da sonra çocuğun temel korkuları hakkındaki gözlemlerin çocuk psikoloğuna aktarılması gerektiğini
söylüyor. Durumu bir örnekle açıklayan Psikolog Kılınç, bu dönemde
ayrı yatmaktan korkan çocuğun temel kaygısının ayrı kaldığında annesinin başına bir şey geleceği korkusu olabileceği gibi sadece karanlıkta kalmaktan korkma durumu da olabileceğini açıklıyor. “Çocuklardaki temel korkunun belirlenmesi, ebeveynlerin hangi tutumu benimseyeceklerine yardımcı olacaktır” diyen Kılınç, ebeveynlerin her türlü durumda çocuklara güven duygusunu hissettirmesi gerektiğine vurgu yapıyor.
Salgının Geçici olduğu Çocuğa Anlatılmalı…
Psikolog Kılınç, salgın döneminde okuldan, sokaktan, arkadaşlarından
kısacası sosyal yaşamdan uzak kalıp eve kapanan çocukların yalnızlık
duygusunun iyi anlaşılması gerektiğini söylüyor. Eve hapsolan çocuğun
evin içinde dahi olsa günlük rutinden uzaklaştırılması gerektiğine dikkat
çeken Uzman Psikolog Görkem Kılınç açıklıyor;
“Duyguların adlandırılması, temeldeki korkunun saptanmasından öte, pandemi döneminde korku yaşayan çocukların ailelerinin normalleşme rutinlerine uyum sağlaması gerekiyor. Anne ve babalar, değişen rutinlerini mutlaka çocukları ile paylaşmalı ve onlarında fikrini almalılar. Diğer bir dikkat etmeleri gereken husus da, bu durumun kalıcı olmadığının vurgusunu yapmalarıdır. Çocuklara pandemi gibi durumların bazı dönemlerde olabileceğinin ancak insanların bu tip durumlar ile baş etmek için gerekli donanıma sahip olduklarının bilgisi verilmeli, olası bir panik ve travma riski ortadan kaldırılmalıdır. Aynı zamanda her gün pandemi ile ilgili gelişen pozitif olayları çocuklarla paylaşılmalıdır.”

Çocukların çevre ile iletişimi koparılmamalı…
Ev içerisinde sadece pandeminin değil, diğer gündelik konuların konuşulmasının gerektiğinin vurgusunu yapan Kılınç; “Sosyal öğrenmenin çocuk üzerinde etkileri göz önünde bulundurulduğunda, ailelerin de kaygılarını sağlıklı bir şekilde yönetmeleri en doğrusudur. Ebeveynlerinin kaygılı olmadığını gören çocuk; kendini yalnız hissetmeyecek ve güvende olduğunun farkına varacaktır. Aileler bir takım kaygılarını paylaşabilirler ancak asıl önemli olan nokta, bu kaygıyı nasıl yönettiklerini
göstermek ve çocuklarına rol model olabilmektir. Öte yandan çocukların
sosyal çevresi yani arkadaşları, öğretmenleri ve yaş grubundan veya yakın yaş grubundan akrabaları ile iletişimde kalmak güven vereceği için
ebeveynlerin pandemi döneminde bu iletişimleri arttırmaları önemlidir”
vurgusunu yapıyor.

çocuk üzerinde etkileri göz önünde bulundurulduğunda, ailelerin de
kaygılarını sağlıklı bir şekilde yönetmeleri en doğrusudur. Ebeveynlerinin kaygılı olmadığını gören çocuk; kendini yalnız hissetmeyecek ve
güvende olduğunun farkına varacaktır. Aileler bir takım kaygılarını paylaşabilirler ancak asıl önemli olan nokta, bu kaygıyı nasıl yönettiklerini
göstermek ve çocuklarına rol model olabilmektir. Öte yandan çocukların
sosyal çevresi yani arkadaşları, öğretmenleri ve yaş grubundan veya yakın yaş grubundan akrabaları ile iletişimde kalmak güven vereceği için
ebeveynlerin pandemi döneminde bu iletişimleri arttırmaları önemlidir”
vurgusunu yapıyor.

Çocuğunuzun pandemi kaygıları kalıcı rahatsızlıklara dönüşebilir!
Bu dönemde yaşanan kaygıların gelecekte “obsesif kompulsif bozukluk”
adı verilen bir psikiyatrik rahatsızlığa dönüşebilir. Psikolog Görkem Kılınç “Yaşanan kaygıların psikiyatrik bir rahatsızlığa dönüşmesinde birçok faktör yer alır. Yaş, cinsiyet, ebeveyn tutumu, ailede psikiyatrik geçmişi olan yakın birinin olması bunlardan birkaçıdır. Örneğin ebeveyninde
takıntı rahatsızlığı olan bir çocuğun, mikrop bulaşma kaygısının obsesif
kompulsif rahatsızlığa çevrilmesi, yakınlarında böyle bir durum yaşamayan çocuğa kıyasla bu rahatsızlığı geliştirme oranı daha yüksektir.”.
Psikiyatrik rahatsızlıklar erken fark edilebilir…
Psikolog Görkem Kılınç, yaş faktörüne vurgu yaparak, gözlenmesi gereken bir durum olduğunu aktarıyor;
“Birçok psikiyatrik rahatsızlığın başlama dönemi ergenlik ve ergenlik çağlarıdır. Bu yüzden, çocuk bu dönemlerinde akranlarına göre daha fazla takıntı sergiliyor ise yaşamını olumsuz etkileyen bir rahatsızlık ile mücadele ediyor olabilir. Çocuğun bu tür sorunları karşısında ebeveynlerin tutumları, bir rahatsızlığa evrimleşme sürecinde oldukça önemlidir. Ailelerin, çocuklarında bu risk faktörlerinden birisi var ise uzman yardımı almaları erken tedavi için önemli olacaktır. Yaş, genetik gibi faktörlere ailelerin yapabilecekleri pek fazla şey yoktur.” Çocuğunuzun problemlerini geçiştirmeyin!
Çocukta takıntı, kaygı veya bu tür psikolojik durumlar seyrediyorsa bu
durumu alay konusu yapmadan, yetişkin bir birey olduğunu benimseyerek detaylarının öğrenilmesi gerekiyor. Bu problemin çocuğun yaşamını
ne kadar olumsuz etkilediği, çocuğun bunları nasıl yorumladığı ve ne
zamandan beri olduğu konuşularak öğrenilmelidir. Çocuğa takıntılarını
bırakması konusunda erken ve şiddetli herhangi bir maruz bırakma uygulanmamalıdır. Çocuğun takıntılarına karşı ‘boşver, abartma’ gibi ifadeler kullanılmamalıdır. Takıntıların birçok kişide olabileceği, bazen bu tür durumlarda bir uzmandan yardım alınması gerektiği anlatılarak profesyonel bir yardıma başvurulmalıdır.