içinde

Kuralcı Olduğu Kadar Eğlenceli: Avukat Burak Gezer

Avukatlar her zaman ciddi görülürler. Hani avukatlar için derler ya ; ‘’ suratı mahkeme duvarı gibi’’ diye, hatta bir de korkulur onlardan. Tüm bu önyargıları yıkan, avukatların çok da korkulacak insanlar olmadığını bize kanıtlayan bir konuğumuz var bu ay; Avukat Burak Gezer. Kendisini bildi bileli çok konuşan ve çocukluğundan bu yana hep ‘’bu çocuk kesin avukat olacak’’ sözünü duyarak büyüyen Burak Gezer, Ankara’nın başarılı avukatlarından biri. ‘’Avukat olunur’’ demesine rağmen avukat doğulacağına bizi inandıran Gezer ile mesleği ve kendi hakkında çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Burak Bey, sizce avukatlık nedir?
Her ne kadar uzmanlık alanlarına göre marjinal tanımlamalarla açıklanması daha makul olsa da avukatlık, genel hatlarıyla hukuk nosyonu ve savunmanlık ruhuyla bir bütün halinde yapılabilen bir meslektir. Kamusal niteliğinin tartışmasız olmasının yanı sıra ben avukatlıkla ilgili normatif mevzuat ve global düzeydeki tanımları harmanladığımda biraz da ticari hayattaki kambiyo senetlerine benzetiyorum. Tıpkı senetler arasında kambiyo niteliği taşıyan bir evrak gibi “serbest meslekler arasında kamu itimadına mazhar kılınmış olan bir iş” olduğu sonucuna ulaşıyorum.

Hem adli-idari makamlar hem de toplum tarafından güven duyulması karşısında; mücadelenizin önemli bir boyutunda, erklerin en güçlüsü olan devlet mekanizmasının işleyişine karşı dik bir duruş sergilemenizin yahut onun çıplak gözle görülmeyen tüm aksaklıklarına maruz kalarak bir tavır geliştirmeniz yanında, mümkün olan en kısa zamanda bu vekâleten girdiğiniz hukuk savaşından en iyi neticeyi almanız ve tüm bunları yaparken de süreci çıplak gözle seyreden müvekkilinize tatmin edici cevaplar vermeniz bekleniyor.

Bunu yüzlerce iş sahibi için farklı konularda, aynı konularda olsa da muayyen neticeler alamadığınız gri bir bürokraside ve hizmet sektörünün gerekliliklerine uygun bir organizasyon dahilinde yaptığınız düşünülürse emek-zaman-gelir dengesinin profesyonelce kurulması gerektiği bir iş olduğunu söyleyebilirim. İlkeli bir savunmanlık ruhunu iliklerinizde hissetmiyorsanız keyif almadan ve aynı zamanda gereği gibi sürdürülebilen bir meslek olmadığını düşünüyorum.

Avukat Burak Gezer’in kurucusu ve yöneticisi olduğu BG HUKUK ’ta çalışılan davalar ve uzmanlık alanları nelerdir?
Bizatihi üzerinde çalıştığım alanlar Ceza Hukuku, Ticaret Hukuku, İş Hukuku ve Türkiye genelinde belediyelere karşı yapılan icra takipleri olmakla beraber iki büyük kamu bankası ve bir büyük özel bankanın Ankara ili ve ilçeleri bazında sözleşmeli avukatlığını da yürütmekteyiz.

Aynı zamanda Türkiye genelinde birçok şirkete ve büyük firmaya hukuki danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Bunların dışında hukuk büromuzda gayrimenkul, boşanma, miras paylaşımı, tüketici sorunları ve idari davalarla ilgili çalışmalar yapılmaktadır.
Sizin avukatlığı seçmenizdeki nedenler nelerdi?

Aslında 8-9 yaşlarında verilen bir kararın bilinç düzeyi anlamında ‘seçim’ niteliğinde olmadığını düşünüyorum. O yaşlarda hiperaktivitenin desteklediği bir gevezelikle yaşantımı sürdürüyor olacağım ki -gevezelik kısmı şu anda da pek farklı değil çevremden bana sık sık “ne çok konuşuyor kesin avukat olacak bu” minvalinde yakıştırmalar yapıldığı bir ortamda, bana karşı yapılan yoğun olumsuz eleştiriden ideal kazanmış olmanın hazzını yaşıyorum diyebilirim.
ÖSS’de fazla başarılı olduğu için Hukuk Fakültesi’ni tercih etmiş öğrencilerden değilim.

Özetle; belirli yol ayrımlarına geldiğimde daha kolay ya da zor olduğuna bakmaksızın beni avukatlığa çıkaracak yönden devam ettim.
Hatta bu soruyu istisnasız her sene HSK’ya sayıca en fazla hakim ve savcıyı veren Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduğum 23 yaşım için sorsaydınız dahi bunun bir seçimden değil, idealden ve tutkudan kaynaklandığını söylerdim. Ben bu mesleği icra etmek için doğduğumu düşünüyorum. Üniversite 1. sınıfın yaz tatilinden, lisans eğitiminden mezun olup stajımı tamamlayıp askerlik görevimi ifa etmeye gidene kadarki 5-5.5 yıllık süreçte tam zamanlı olarak bir hukuk bürosunda çalışmış olduğumu ve 2014 yılında yapılan Adli Yargı Hakimlik ve Savcılık Sınavı’ndan geçer not (88) almama rağmen mülakat aşamasına katılmadığımı söylesem bu işin benim için sebebe bağlı bir seçim olmadığı anlaşılır zannedersem.

Peki, avukat doğulur mu avukat olunur mu?
Avukat pek tabii olunur. Özellikle yakın zamanda öğrenime açılması beklenenlerle birlikte 50’si vakıf üniversitesi olmak üzere 94 Hukuk Fakültesi’nin bulunduğu ve avukatlık sınavının hali hazırdaki avukat sayısı değerlendirilerek dahi halen getirilmediği bir ülkede çok da büyütülecek bir şey olmadığını düşünmekle beraber; bence iyi avukatlık için sağlam bir bilgi ve donanım dışında analitik ve felsefik düşünebilme, herhangi bir şeyi yazılı ve sözlü olarak çok güzel ifade edebilme, karşılaşılan problemlere pratik çözüm üretebilme, günbegün değişebilen mevzuat ve içtihatlar dışında meslekle alakalı olmayan konulardaki -örneğin ekonomi, moda gibi- gelişmeleri dahi sık sık takip edebilme ve içinde bulunulan sosyal statü dışındaki dinamik toplumla da etkili iletişim kurabilme becerilerine sahip olmak gereklidir.

Bunların hepsi sonradan kazanılabilmesi mümkün olan yeteneklerdir. Ancak bu cevabımdan avukatlığın adeta bir sanatla iştigal eder gibi yapılamayacağı sonucu da çıkmasın lütfen.

Vicdanen rahatsız olduğunuz ya da psikolojik olarak etkilendiğiniz davalarınız oldu mu?
‘Lütfen olmasın çünkü’ mottosuyla kendime birtakım sınırlamalar koydum. Örneğin; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar kırmızı çizgimdir, prensibimdir. Bu suç tipine ilişkin yargılamalarda sanık müdafiliği yapmam. Belki gerçekten masumdur ve beraat edecektir evet, bu prensip profesyonelliğimi baltalıyor olabilir evet, ama maddi gerçek ortaya çıktığında diğer ihtimali vicdanen kaldıramam.

Bence adam öldürme suçuyla yargılanan bir insanın dahi gerçekten bu işi yaptıysa -tabi ki hiç makul karşılanmasa da- bir açıklaması, bir nedeni olabilir. Ancak bir çocuğu taciz eden, bir kadına tecavüz eden birinin yalnızca insan olarak dünyaya gelmesi ile edindiği ve evrensel insan hakları normları çerçevesinde korunmaya değer bir hakkı varsa da bunu benim aracılığımla elde edemez.

Barodan atanan dosyalarda bile verilen işi reddetme kontenjanımı bu suç tipinde kullanıyorum hatta. Sır saklama yükümlülüğüm dolayısıyla ya da hassasiyetle yaklaşılacak olayların başlarından geçtiği müvekkillerimin okuma ihtimallerine binaen ilgi çekici olacak şekilde örneklendirmeyeceğim ancak bilfiil davadan, yani süreçten olduğu gibi sonucundan etkilendiğim yargılamalar da olmuştur.

Mesela müvekkil bir hakkına yahut alacağına kavuşamamıştır; aynı şekilde müvekkile mevzuata aykırı bir yaptırım uygulanmıştır yahut özellikle Ceza Kanunu’na göre gereğinden fazla bir ceza verilmiştir vs. bu gibi durumlarda yanlışlığı yahut eksikliği düzeltmek için o işi olağanüstü kanun yollarının ve usul kurallarının elverdiği yere kadar, kısacası müvekkilin talebi doğrultusunda adalet yerini bulana ve dolayısıyla ben rahatlayana kadar sürüklemişimdir. Bu işi büyük bir soğukkanlılıkla yürütmekle beraber esasen ben makul ve haklı olan taleplere adalet mekanizması içerisinde karşılık verilmesini sağlayamadıysam rahat değilim demektir.

Ütopik düşünelim… Bir avukat olarak nasıl bir ülke, nasıl bir dünya isterdiniz?
Bu soruya cevap vermeden önce hukukun mu toplumu yarattığı yoksa toplumun mu hukuku yarattığı tartışmasına girmek isterdim.

Okuyucu kitle açısından teknik ve terimsel olmaması adına çok uzatmadan; kuralcı bir kişiliğim olduğu için hukukun toplumu yarattığı, yaptırımı ağır olmasa da yasalara uyulan, insanın en azından demokrasiye ve hukuka saygısı sebebiyle insana değer verdiği ideal bir düzen isterdim demek istiyorum. Suçla mücadele ile insan hakları dengesinin yalnızca insan haklarının gelişimine katkı sağlayacak şekilde esnetildiği bir düzende yaşamak isterdim. Ancak ne yazık ki varoluşun homojenliği ve insanoğlunun nesnel fıtratı bu derece bir toplumsal düzen hayalini ütopya seviyesine çıkarıyor.