İş Dünyasından Kent Yönetimine Uzanan, Başkentte İz Bırakan, Bütüncül Bir Kariyer Hikâyesi!
- Selda Güneş
- 23 Mayıs 2026
“Ortak akıl, sürdürülebilir şehirlerin en güçlü temelidir.”
“Ankara’da attığımız her adımın karşılığını şehirde, sokakta, insanların yaşamında görmek en güçlü motivasyon kaynağım.”
Şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi’ne konuk olan Halil İbrahim Yılmaz, Ankara Ticaret Odası Başkan Vekilliği ve Ankara Kent Konseyi Başkanlığı görevleriyle başkentin ekonomik ve toplumsal vizyonuna yön veren önemli bir isim olarak öne çıkıyor. İş dünyası, sivil toplum ve katılımcı yönetim alanlarında yıllara yayılan deneyimiyle dikkat çeken Yılmaz; girişimcilik ve inovasyonu destekleyen çalışmaları, ortak akıl ve katılımcı demokrasiye dayalı yaklaşımıyla Ankara’nın dönüşüm sürecinde aktif rol üstleniyor. Ulusal ve uluslararası platformlarda Türkiye’yi temsil eden, çok sayıda ödülle takdir edilen Yılmaz, başkentin köklü birikimini geleceğin ihtiyaçlarıyla buluşturarak Ankara’yı üretim gücü yüksek, düşünsel derinliği olan ve örnek bir şehir haline getirme hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Keyifli geçen röportajımız sizlerle, iyi okumalar dileriz.
Halil Bey, hem Ankara Ticaret Odası Başkan Vekili hem de Ankara Kent Konseyi Başkanı olarak, iş dünyasındaki deneyiminizi kent yönetimine nasıl aktarıyorsunuz?
Ankara’yı tek boyutlu bir şehir olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Başkentimiz, bir yandan Türkiye’nin idari merkezi olma sorumluluğunu taşırken, diğer yandan üretimin, girişimciliğin ve yenilikçi fikirlerin yeşerdiği güçlü bir ekonomik ekosisteme sahiptir. Bizim yaklaşımımız tam da bu çok katmanlı yapıyı doğru okumak üzerine kurulu. Ankara Ticaret Odası’ndaki görevimizde iş dünyasının nabzını tutuyor, üreticimizin, ihracatçımızın ve girişimcimizin ihtiyaçlarını yakından takip ediyoruz. Bu birikimi Ankara Kent Konseyi’ne taşıdığımızda ise ortaya çok daha kapsayıcı bir tablo çıkıyor. Çünkü kent dediğimiz yapı yalnızca ekonomik aktörlerden ibaret değil; sivil toplumdan akademiye, gençlerden kadınlara kadar tüm paydaşların söz sahibi olduğu bir bütün. Hedefimiz, Ankara’yı sadece yönetilen bir şehir değil; birlikte düşünülen, birlikte üreten ve birlikte gelişen bir başkent haline getirmek. Bu bütüncül yaklaşımın, Ankara’nın geleceğini şekillendiren en güçlü unsur olduğuna inanıyorum.
Ankara’da ortak akıl kültürünü nasıl inşa ediyorsunuz? Bu yaklaşımın kentin geleceğine nasıl bir katkı sunduğunu düşünüyorsunuz?
Biz ekonomik büyümeyi sadece rakamlardan ibaret görmüyoruz. Üretimin artması, istihdamın güçlenmesi ve girişimciliğin desteklenmesi elbette çok önemli; ancak asıl mesele bu büyümenin toplumun tüm kesimlerine yansımasıdır. Refah dediğimiz şey, ancak paylaşıldığında anlam kazanır. Biz; kültürüyle, tarihiyle, diliyle, inancıyla; yetmiş iki göbek iç içe geçmiş farklılıkların birbirine harç olduğu, bir kilimin desenine dönüştüğü; onlarca medeniyetin kendine yurt seçtiği bu kentin ayrıcalıklı sakinleriyiz. Biz; mülkiyeti, imarı, vasatı, rantı, kamplaşmayı ve kavgayı değil; hikâyeyi, yaşanmışlıkları, kardeşliği, doğayı, suyu, havayı ve gelecek kuşakları önemseyen bir anlayışın temsilcileriyiz. Diğer yandan Ankara Kent Konseyi çatısı altında 3000’i aşkın bileşenimiz, 13 Meclis, 63 Çalışma Grubumuz ve yüzbinleri bulan gönüllü yurttaşımız ile yürüttüğümüz çalışmalarla, kentin tüm paydaşlarını aynı masa etrafında buluşturuyoruz. Akademiden sivil topluma, gençlerden kadınlara kadar geniş bir katılım ağıyla sürekli bir diyalog halindeyiz. Çünkü biz inanıyoruz ki: Ortak akıl, sürdürülebilir şehirlerin en güçlü temelidir.
Klasik yönetim anlayışlarının ötesine geçen ve etkileşim odaklı bir liderlik modeli benimsiyorsunuz. Bu yaklaşımınızla Ankara’nın geleceğine nasıl bir katkı sunduğunuzu düşünüyorsunuz?
Biz artık şehirlerin sadece yönetildiği değil, birlikte düşünüldüğü ve birlikte üretildiği bir dönemdeyiz. Ankara gibi çok katmanlı bir başkentte tek yönlü bir yönetim anlayışı yeterli değildir. Bu nedenle kentin sesine kulak veren, dinleyen ve anlayan bir yaklaşımı esas alıyoruz. Bizim için ortak akıl bir hedef değil, bir yönetim biçimidir. Bu nedenle tüm paydaşların sürece aktif katılımını sağlayan platformlar oluşturuyoruz. Böylece Ankara’da sadece yöneten değil; dinleyen, anlayan ve birlikte çözüm üreten bir yönetim kültürünü güçlendiriyoruz. Bu yaklaşım, ekonomik kalkınma ile toplumsal katılım arasında güçlü bir denge kurarak Ankara’nın geleceğini daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve yenilikçi bir zemine taşıyor.
Çalışma yolculuğunuz, farklı kesimlerle kurduğunuz iletişim ve çözüm odaklı yaklaşımınız sizi Ankara’da kenti yeniden düşünen önemli aktörlerden biri haline getirdi. Özellikle Ankara Kent Konseyi’nde ortaya koyduğunuz yatay ve katılımcı yönetim modelini nasıl tanımlarsınız?
Benim çalışma yolculuğumun merkezinde her zaman insan ve diyalog oldu. Sivil toplumun içinde geçen yıllar bana şunu çok net öğretti: Bir kenti anlamanın yolu, o kentte yaşayan farklı sesleri dinlemekten geçer. Ankara’yı yeniden düşünmek de tam olarak bu anlayışın sonucudur. Bizim liderlik yaklaşımımız hiyerarşik değil; yatay, kapsayıcı ve katılıma açık bir yapıyı esas alıyor. Çünkü gerçek çözümün tek bir akıldan değil, ortak akıldan doğduğuna inanıyoruz. Bu nedenle farklı kesimlerle kurduğumuz güçlü iletişimi, karar süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline getiriyoruz. Ankara Kent Konseyi’ni klasik bir danışma mekanizmasının ötesine taşıma hedefimiz de buradan geliyor. Burası artık sadece görüş bildirilen bir yapı değil; fikirlerin üretildiği, projelerin geliştirildiği ve birlikte hareket etme kültürünün güçlendiği yaşayan bir platformdur.
Ankara ile kurduğunuz bağın yalnızca bir görev tanımının ötesinde, güçlü bir aidiyet duygusuna dayandığı görülüyor. Ankara’nın Cumhuriyet’le özdeşleşen kimliği, sizin çalışma anlayışınızı nasıl etkiliyor?
Ankara benim için sadece bir şehir değil; bir duruşun, bir hafızanın ve bir sorumluluğun adıdır. Bu şehir, Cumhuriyet’in ruhunu taşıyan, sade ama derinlikli bir karaktere sahip. Dolayısıyla Ankara’ya dair her adımda bu ruhu koruma ve geleceğe taşıma sorumluluğunu hissediyoruz. Ankara sevgisi, benim nazarımda birlikte yaşama iradesinin en güçlü ifadesidir. Bu şehre duyduğunuz aidiyet, yaptığınız işe de yansır. Ankara Kent Konseyi’nde ortaya koyduğumuz model de bu bağın bir yansımasıdır. Katılımcılığı esas alan, ortak aklı önceleyen ve birlikte üretmeyi teşvik eden bu yaklaşımın, sadece bugün için değil, geleceğin şehirleri için de önemli bir referans olacağına inanıyorum.
Sayın Halil İbrahim Yılmaz, hem Ankara’nın geleceğine dair vizyonunuzu hem de kişisel olarak sizin gelecek anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Öncelikleriniz ve hayata bakışınız bu süreçte nasıl şekilleniyor?
Benim için gelecek, sadece planlanan bir zaman dilimi değil; bugün kurulan ilişkilerin, bugün alınan kararların ve bugün gösterilen emeğin doğal bir sonucudur. Ankara’da yürüttüğümüz her çalışmayı da bu bilinçle ele alıyoruz. Şehir açısından baktığımızda; artık tek merkezli değil, birlikte düşünen, birlikte üreten ve birlikte karar veren bir yapıdan söz ediyoruz. Ankara Kent Konseyi çatısı altında sivil toplumdan gençlere, kadınlardan akademiye kadar her kesimin sürece dahil olduğu bir ortak akıl zemini kurmaya çalışıyoruz. Çünkü kalıcı çözümler, ancak geniş katılımla mümkün olur. Kişisel olarak ise benim gelecek anlayışımın merkezinde “iz bırakmak” değil, “birlikte iz oluşturmak” var. Yani bireysel başarıdan çok, ortak üretim kültürüne katkı sunmayı önemsiyorum. Bu nedenle her adımı, yalnızca bugünü değil, gelecekte birlikte yaşayacağımız şehir kültürünü düşünerek atmaya gayret ediyorum. Sonuçta ister şehir yönetimi olsun ister kişisel yolculuk; benim için esas olan şey, insanların kendini içinde gördüğü, aidiyet hissettiği ve birlikte geliştirdiği bir yapı kurabilmektir. Ankara’nın geleceği de, benim kişisel yaklaşımım da tam olarak bu ortak zeminde buluşuyor.
Bu yoğun çalışma temposunda kişisel olarak nasıl denge kuruyorsunuz? Sizi en çok motive eden şey nedir?
Beni en çok motive eden şey, yaptığımız her çalışmanın bir insanın hayatına dokunduğunu bilmek. Ankara’da attığımız her adımın karşılığını şehirde, sokakta, insanların yaşamında görmek en güçlü motivasyon kaynağım. Yoğun çalışma temposunda dengeyi ise işten koparak değil, işin anlamını doğru kurarak sağlıyorum. Aile, dostlar ve kısa molalar elbette önemli ama asıl denge; yaptığınız işin bir karşılığı olduğunu bilmekten geliyor. Ankara Kent Konseyi gibi içinde bulunmayı tercih ettiğim yapılar, bu dengeyi güçlendiriyor, çünkü yükü paylaşmayı öğretiyor.
Halil İbrahim YILMAZ
Ankara Ticaret Odası Başkan Vekili & Ankara Kent Konseyi Başkanı


