Sakin Gücün İnşası!

“Gerçek başarı, sizinle başlayıp sizden sonra da devam edebilen bir etki yaratabilmektir.”

Bazı kariyerler yüksek sesle anlatılır, bazıları ise zaman içinde kendi ağırlığını sessizce oluşturur. Savaş Türkkorur’un hikâyesi ikinci gruba daha yakın. Kurumsal dünyanın disiplininden gelen, satış ve yönetim tecrübesini farklı sektörlerde biriktiren ve bugün gayrimenkul alanında kendi markasını inşa eden Türkkorur ile; başarıyı, girişimcilik yolculuğunu ve hedeflerini konuştuk. İyi okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Savaş Bey öncelikle sizi tanıyalım. Savaş Türkkorur kimdir?

1974 yılında Adana’da doğdum. Aslen Kahramanmaraşlıyız ve bununla her zaman gurur duydum. Aile geçmişimiz, Milli Mücadele kahramanlarından Sütçü İmam’a kadar uzanıyor. Sütçü İmam, babamın dedesidir. Ailemizin soyadı da 1934 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmiştir. Bu miras, hayatım boyunca sorumluluk, vefa ve memlekete katkı gibi kavramlara ayrı bir önem vermeme vesile oldu. Hayatımın büyük bölümü Ankara’da geçti. Çocukluğum, gençliğim, eğitim hayatım ve kariyerimin önemli dönüm noktaları bu şehirde şekillendi. Bu nedenle kendimi bir Ankaralı olarak görüyorum. Ankara’nın sakin, ölçülü ve güvene dayalı yapısının karakterimde önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Hayattaki en büyük zenginliklerimden biri de iki oğlum. Mehmet Aslan ve Mustafa Kemal, hayatıma anlam katan en önemli değerler arasında yer alıyor. Bir baba olarak onlara bırakabileceğim en kıymetli mirasın, sahip olduğum değerler ve yaşam boyunca edindiğim tecrübeler olduğuna inanıyorum. Çalışma hayatına üniversite yıllarında Ankara Maltepe Migros’ta part-time tezgahtar olarak başladım. O yıllar bana emeğin değerini, sorumluluk almayı ve insan ilişkilerinin önemini öğreten çok kıymetli bir dönemdi.  Profesyonel kariyerime Coca-Cola Türkiye’de satış departmanında başladım. Ankara’da Satış Temsilcisi, ardından Samsun ve Ordu bölgelerinde Satış Şefi olarak yaklaşık on yıl görev yaptım. Daha sonra Vodafone Türkiye’de Satış Yöneticisi ve Bölge Müdürü olarak Doğu Karadeniz, İstanbul ve İç Anadolu bölgelerinde yine yaklaşık on yıl çalıştım.

Gayrimenkul sektörüne değerli dostum ve Broker’ım Tibet Kaan’ın ofisi olan RE/MAX VIP bünyesinde Gayrimenkul Danışmanı olarak adım attım. İki yıl danışman olarak çalıştıktan sonra üç yıl Broker Partner ve Broker olarak görev yaptım. Bu süreçte sektörün dinamiklerini yakından tanıma, güçlü bir ekip oluşturma ve kendi iş modelimi geliştirme fırsatı buldum. 1 Eylül 2025 itibarıyla ise kendi markamız olan MAXSTARS’ı hayata geçirerek yeni bir yolculuğa başladım. Bugün hedefim yalnızca başarılı bir gayrimenkul markası oluşturmak değil; güvene, etik değerlere ve sürdürülebilir başarıya dayanan bir kurum kültürü inşa ederek bu yapıyı gelecek nesillere taşıyabilmek.  Kurumsal hayatta geçirdiğim yirmi yedi yıl boyunca satıştan ekip yönetimine, stratejik planlamadan liderliğe kadar birçok farklı alanda deneyim kazanma fırsatı buldum. Ancak bugün geriye baktığımda beni şekillendiren şeyin ünvanlardan çok yaşadığım süreçler olduğunu görüyorum. Özellikle sahada geçirilen yıllar, insanı hem mesleki hem de kişisel anlamda hızla olgunlaştırıyor. Belki de bu yüzden kariyer yolculuğumu anlatırken çalıştığım kurumlar kadar, tanıdığım insanları, kurduğum ilişkileri ve öğrendiğim dersleri önemsiyorum. Çünkü insanın gerçek sermayesinin bilgi kadar karakteri, güvenilirliği ve geride bıraktığı iz olduğuna inanıyorum.

Kariyerinize baktığınızda bugün sizi en çok tanımlayan şey ne olurdu?

Kariyerime ve hayat yolculuğuma baktığımda beni en iyi tanımlayan iki kelimenin samimiyet ve disiplin olduğunu düşünüyorum. Bu iki özelliğin birbirini tamamladığına inanıyorum. Sadece disiplin olduğunda ortaya katı ve mesafeli bir yapı çıkabiliyor; sadece samimiyet olduğunda ise sürdürülebilirlik zorlaşıyor. Kalıcı başarıyı sağlayan şeyin bu iki değerin dengesi olduğunu düşünüyorum. İş hayatında da özel hayatta da en temel refleksim önce dinlemek, sonra değerlendirmek ve karar vermektir. Çünkü insan ilişkilerinde hızlı olmak her zaman doğru olmak anlamına gelmiyor. Karşınızdakini gerçekten anlamak, ihtiyaçlarını ve beklentilerini doğru okumak çoğu zaman çok daha değerli sonuçlar doğuruyor. Bugüne kadar kurduğum ilişkilerde, yönettiğim ekiplerde ve birlikte çalıştığım insanlarda da bu yaklaşımı korumaya çalıştım. Eğer insanlar beni bir özellik ile hatırlayacaksa, sanırım bunun güven veren bir samimiyet ve istikrarlı bir disiplin olmasını isterim.

Kurumsal dünyadan girişimciliğe geçiş sizin için ne ifade ediyor?

Kurumsal hayat bana yalnızca mesleki deneyim kazandırmadı; aynı zamanda sistematik düşünmeyi, ekip yönetimini, hedef odaklı çalışmayı ve disiplinli olmayı öğretti. Kariyerim boyunca farklı dönemlerde, kendilerinden çok şey öğrendiğim değerli yöneticilerle çalışma fırsatı buldum. Özellikle Mehmet Sinan Kızıldağ ve Ahmet Kürşad Ertin gibi isimlerin liderliğinde görev yapmak, iş hayatına bakışımı şekillendiren önemli deneyimler arasında yer aldı. Ancak zamanla, insanların hayatlarına daha doğrudan dokunabileceğim ve verdiğim emeğin karşılığını birebir görebileceğim bir alana yönelme isteği oluştu. Girişimcilik benim için biraz da bu arayışın sonucu oldu. Gayrimenkul sektörü bu anlamda oldukça özel bir alan. Çünkü insanlar size yalnızca bir ev, bir arsa ya da bir yatırım için gelmiyor; hayatlarının önemli kararlarından birinde yanlarında olmanızı bekliyorlar. Bu süreçte teknik bilgi elbette çok önemli, ancak güven vermek, doğru yönlendirmek ve ihtiyaçları gerçekten anlayabilmek çoğu zaman daha belirleyici oluyor. Belki de bu yüzden gayrimenkul danışmanlığını sadece bir satış işi olarak görmüyorum. Benim için bu meslek, insanların hayatlarında önemli bir dönemeçte onlara eşlik etmek ve doğru karar vermelerine katkı sağlamak anlamına geliyor.

 Ekip ve marka kurma yaklaşımınız nasıl?

Ben hiçbir zaman başarıyı sadece bireysel sonuçlarla tanımlamadım. Asıl değerli olanın, sizden sonra da yaşamaya devam edecek yapılar kurabilmek olduğuna inanıyorum. Hayatın farklı alanlarında bunun çok güzel örneklerini görüyoruz. Sanatta, sporda ya da iş dünyasında bazı isimler sadece kendi başarılarıyla değil, yetiştirdikleri insanlarla ve oluşturdukları kültürle iz bırakıyor. Kalıcı etki de aslında burada başlıyor. MAXSTARS’ı kurarken temel motivasyonum da buydu. Sadece bir iş modeli oluşturmak değil; güvenin, etik değerlerin, paylaşımın ve uzun vadeli bakış açısının merkezde olduğu bir kurum kültürü inşa etmek istedim. Bugün birlikte çalıştığım danışmanların yarın kendi ofislerini açmaları, kendi ekiplerini kurmaları ve aynı değerleri taşıyarak bu yapıyı büyütmeleri benim için son derece anlamlı. Hatta bunu, bireysel başarılarımdan daha değerli görüyorum. Çünkü gerçek başarı, sizinle başlayıp sizden sonra da devam edebilen bir etki yaratabilmektir. Gelecekte MAXSTARS çatısı altında faaliyet gösteren franchise iş ortaklarının, aynı kültürü farklı şehirlerde ve farklı ekiplerle yaşattığını görmek ise sanırım kurduğumuz yapının en somut başarısı olacaktır.

Başarı sizin için bugün ne ifade ediyor?

Başarı bugün benim için eskisinden farklı bir anlam taşıyor. Gençlik yıllarında başarıyı daha çok sonuçlarla ölçüyordum; rakamlar, hedefler ve elde edilen kazanımlar ön plandaydı. Zamanla bunun tek başına yeterli olmadığını gördüm. Bugün başarıyı daha bütünsel değerlendiriyorum. Sadece neyi başardığınız değil, o başarıya hangi değerlerle ulaştığınız da önemli. İşinizi yaparken içinizin rahat olması, insanların size duyduğu güveni koruyabilmeniz ve yıllar sonra geriye baktığınızda tutarlı bir yaşam çizgisi görebilmeniz benim için en az sonuçlar kadar kıymetli. Çünkü hayatta bazı şeyler kazanılır; ancak güven, itibar ve insan ilişkileri gibi değerler kaybedildiğinde onları geri kazanmak her zaman mümkün olmayabilir.

Ankara sizin için nasıl bir şehir?

Ankara benim için sadece yaşadığım şehir değil, hayat hikâyemin büyük bölümünün geçtiği yer. Eğitimimden iş hayatıma, dostluklarımdan aile yaşantıma kadar pek çok önemli dönüm noktası burada şekillendi. Ankara dışarıdan bakıldığında sakin, hatta zaman zaman mesafeli bir şehir gibi algılanabilir. Ancak bu mesafenin altında güçlü bir güven ve samimiyet kültürü vardır. İnsanlar kolay yakınlık kurmaz; fakat bir kez güven oluştuğunda ilişkiler uzun yıllar devam eder. Belki de bu yüzden Ankara’da iş yapmak benim için her zaman sadece bir ticari faaliyet olmadı. Burada itibarın, verilen sözün ve kurulan güvenin en az yapılan iş kadar değerli olduğuna inanıyorum. Ankara’nın bana öğrettiği en önemli şeylerden biri de budur.

 Sizi motive eden şeyler nelerdir?

Yaptığım işin ve birlikte emek verdiğimiz yapının gelecekte yaratacağı değere olan inancım. Hayatı ve işi biraz tohum ekmeye benzetiyorum. Bugün attığınız doğru adımların, sabır ve istikrarla zaman içinde çok daha büyük bir yapıya dönüştüğünü görmek büyük bir motivasyon kaynağı. Bunun yanında müşteri memnuniyeti benim için her zaman en önemli ölçütlerden biri oldu. Aldığımız samimi teşekkürler, olumlu geri bildirimler ve insanların bize duyduğu güven, yaptığımız işin karşılığını aldığımızı hissettiriyor. Bu da geleceğe daha büyük bir güven ve heyecanla bakmamızı sağlıyor. Bunun yanında topluma değer katan çalışmalarla ilgilenmeyi önemsiyorum. İnsanların hayatına küçük de olsa olumlu bir katkı sağlayabilmek, sadece iş hayatında değil, yaşamın her alanında anlam bulduğum konulardan biri. Sivil Toplum Kuruluşlarında ve derneklerde gönüllü çalışmalarda aktif rol almak bana iyi hissettiriyor.

Hayata bakışınızı tek cümleyle özetleseniz bu ne olurdu?

Hayatta çözümsüz görünen pek çok şeyin aslında bir yolu vardır. Önemli olan karşılaştığımız zorluklardan öğrenebilmek ve aynı yanlışları ikinci kez yapmamaktır.

 

Yazar Hakkında /

Yazmaya başlayın ve aramak için Entera basın